Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
MEDİNE SOKAKLARINDAN ŞAM HAREBELERİNE
 
 
Hz.Zeyneb (s.a) nın dilinden yazılmış bu güzel şiiri sizlere sunuyoruz.
Yazarımız'a Teşekkür eder, Rabbimizden Mükafatını Ehlibeyt (a.s) elinden almasını dileriz.

27/06/2008

                           ÇOCUKLUĞUMUZ

Hüseyin’le Medine’de geçti çocukluğumuz

Cebrail’di   nübüvvet   evinde   komşumuz

Nereye gitse peşinden Hüseyin’in giderdim

Kardeş! Bensiz  hiçbir  yere gitme, derdim

Mescidu’n Nebi ne de güzel mekândı bize

Ben coşkulu dalga Hüseyin benzerdi denize

Temizlerdim onun geçtiği yoldaki taşları

İncitmesin  diye  Hüseyn’imin  ayaklarını

Risalet ağcından yer, imamet suyu içerdik

Esmau’l Hüsna’yı sayar kanatlanıp uçardık

Beraber dikerdik her gün çamurdan evimizi

Oynardık ne güzel kendi çocuk  rolümüzü

Ben esir olurdum, Hüseyin  bir  kahraman

Ben elinde esaret zinciri, Hüseyin kurtaran

Derdi, düşmandan kurtardıktan sonra beni,

Bu  rolde  oynama!  Seviyorsan   Hüseyni

Annem Zehra’nın sesiyle bozardık evimizi

Ceddim beklerdi, sofrada görmeyince  bizi

Medine,   ceddimin  şehri,   biz  çocukları

Medine halkı bizlerden öğrenirdi vakarı

Bütün çocuklar pervane olup etrafımıza

Halk gıpta  ederdi  o  gün, alın yazımıza:

-Büyük nimettir yaratandan bu çocuklara

-Babaları   Haydar  Ali,  Anneleri   Zehra

-Dedeleri  peygamber   Hatemu’n   Nebi

-Nineleri  Hatice  şüphesiz  yarı  nebevi…

***

DEDEM

Ne de  güzel günlerdi  Medine sokakları

Dedemin ölümüyle unuttuk bu rüyaları

Artık arkadaş olmuştu bize acı ve keder

Ne Medine halkı kaldı,ne çocuklar çember

İşte düşman olmuştu bize Medine halkı

Yapışıp batıldan  yalnız bıraktılar hakkı

Korkardım yürürken Medine sokaklarında

Gözleri ihanet, nifak sözleri dudaklarında

 

ANNEM

Hatırlar mısın? Kapımızı kırdıkları günü?

Duvarla  kapı  arasında  düşen  Muhsin’i

Ürkek gözlerle bakmıştık vurulan kırbaca

Annemin gözlerinden akan çaresiz yaşlara

İtildik, dövüldük uzaklaştırıldık toplumdan

Çıkamadık günlerce Cebrail giren kapıdan

Anneme teselli verirdi  her  gün melekler

Biliyorduk bir gün onu almaya gelecekler

Gelmişti, annenin yavrularına veda günü

Ne  de  yaralıdır,  son veda edenin gönlü

Hepimiz ağlıyorduk  seni  çağırdı  yanına

Elinden, yüzünden öptü, boynundan öptü

Bağrına  basıp  hıçkırarak gözyaşı döktü

Sonra  çağırıp   bir   emanet  verdi  bana,

Dedi  “acılar   anneden   çeyizdir  kızına”

Hüseyin  emanettir sana, sakım  unutma

Onurlu esareti,  onursuz  dünyaya satma

Evet, Satmazsın! Çünkü benim kızımsın

Şam harabelerinde  parlayan yıldızımsın

Mesaj  açık,  verilen  vazife  ağırdı bana

Korkmak haramdı Haydar’ı Kerrar kızına

Son vasiyetini edip vardı mahbubu hakka

Vasiyeti  gereği  mezarı  gizli kaldı halka

Artık yetim olmuştuk Medine sokaklarında

Rüzgara  kapılan   sonbahar  yapraklarında

Hani Hüseyin, geceleri annemin mezarına

Gizlice  gittiğinde ben de koşardım ardına

Seni gözetlerdim gizlice mezarın yanında

Annemle  dertleşirdin  gece karanlığında

Sen mezarda, ben ırakta gizlice ağlardık

Kendi vatanımızda gurbet ağıtı yakardık

Kötü günler hep birbirini kovalayıp durdu

Azgın dalgalar gibi o taştan öbürüne vurdu

Hasan ve Ebulfez’siz,  ne olurdu halimiz

Birbirimiz  için   atardı   sinede  kalbimiz

Biliyorsun! bir gün babam kollarından öptü

Ebulfezli Abbasa yağmurdan gözyaşı döktü

Neden böyle ağlıyorsun baba! dedi Ebulfez

Sana feda olmayan kollar öpmeye değmez

Sabret oğlum! Bir gün bu kalem kollarını

Edip  feda,  açarsın  kahramanlık yollarını

 

***

BABAMIN HİLAFETİ

Zaman  zamana  zulmederek  gelip  geçti

Halkın  arasından   yine  babamızı   seçti

Başıboş   develer  gibi  üşüştüler   başına

Halifemiz  ol,  diye  yalvardılar  babama

Biliyorduk  bu  hilafet  çileler  getirecek

Pusudaki hainler kan üstüne kan dökecek

25 yıl  sonra gerçekleşti dedemin emri

Olmuştu   babam   Müminlerin  Emiri

Biliyorduk   çıkacak   kalpteki   irinler

Kılıç çekecek Bedir ve Uhut’taki kinler

Babamın hilafetinde çok acılar gördük

Hep Küfenin çileli günlerine dövüldük

Adalet ağır  geldi bu  zalim  topluluğa

Şikayet etsen ne çıkar, Kuhafe oğluna

Cemel dedemin bize söylediği fitneydi

Keşke o  kadın  dedemi çiğnemeseydi

Kan kusarım  seni benden alan fitneye

Küstüm yıldızlara, dostum aysız geceye

annemin  emaneti  kazağınla yatarım

Kokunu ondan alır meleklere satarım

Savaşta haber alamadım günlerce senden

Hüzün gölü oluşup aktı sessiz, gözümden

Hastalanıp, gizlettim Ümmü gülsümden

O kadının fitne oku saplansaydı göksüne

Ben  de  kardeş   derdim seni alan ölüme

Cemel yolunda, seni bekledim Hüseyin!

Seni saracak, kefeni bekledim Hüseyin!

Ey yıldızlar ruhumda mı yanıyorsunuz?

Basra sokaklarını mı aydınlatıyorsunuz?

Ey ay!  Neden  başın  eğik,  yıkılmışsın?

Yoksa benim hicranıma mı ağıt yakmışsın?

Hep kanlar kanı yıkadı, gözyaşı gözyaşını

Kan mürekkep, kalem yazıyor  hatırasını

Cemel’i Siffiyn, Siffiyn’i izledi Nehrevan

Babama  ağlardı,   görseydi  Zehra  anam

Kardeş! hatırladıkça hep babama yanarım

Bedir ve Uhud’un  kahramanına  ağlarım

Zaten kırmıştı onun hicranı abamın belini

Dedeme  teslim  ettiği  akşam  emanetini

***

BABAMIN ŞAHADETİ

Hakameyn’den sonra ocağımıza kül düştü

Satılmışlar  Muaviye’nin  etrafına  üşüştü

Emanetin ağrısını hissediyorum babamdan

Sanki  davet  gelmiş  bu gece yaratandan

Bilmiyorum akşam niye gelmedi melekler

Babam, bekle dedi kızım, sabah gelecekler

Ama neden  karanlık  mateme bürünmüş?

Fırtına neden benden habersiz dövünmüş?

“Sabah namazı babamı  çağırıyor

Kazlar babamın yolunu kapatıyor

Bir tuhaflık var bu sabahta

Karanlık oturmuş hicrana bir tarafta

Müezzinin ezanında matem var

Sanki Murteza’ya Cebrail ağlar”

Babam mescitte ben evde durduk namaza

Secdeye inince artık kalkamadım ayağa

Ansızın bir rüzgâr açtı kırık penceremi,

“Ali’yi öldürdüler” çığlığı, etti beni deli.

Koştum   yalın   ayak  Küfe  mescidine,

Halk ağıt yakmış başında, haydar Ali’ye.

Artık  sığmaz  bu  mazlumiyet   kınına,

Lanet olsun İbn-i Mulcem’in kahpe kılıcına.

Al   kanına   adalet   bürünmüş  yatıyor,

Şeytan cehennemde zafer çığlığı atıyor.

Meleklerin gözyaşı yağmur olmuş akıyor,

Toprağın babası, yanında Zehra’yı arıyor.

Seninle  hep  yetim  çocuklara yanmıştık,

O sabah Hüseyin! Biz de yetim kalmıştık.

Verdik  kadir  gecesinde gelen meleklere,

Teslim edip adaleti gönderdik geleceklere.

 

KARDEŞİM İMAM HASAN

Artık  hiç   kimse   kapımızı   açmıyor

Neden bizi gören, dört bir yana kaçıyor

Babam da hakka gitti,annem gibi yalnız

Artık  ceddimin  ümmetine  yabancıyız

Bekliyoruz  ama  ne  kapımızı açan var

Ne de verdikleri kuru selam  işe yarar

Alınları  secdeden  zavallı  bir ümmet

Tarih  yaptıklarını  önlerine  getirecek

Kardeşim   Hasan  tanıyordu   onları

Bunlarla bozulmaz Muaviye oyunları

Sulhtan  başka çare kalmamıştı geride

Kurtarmalıydı ümmeti fitneli denizde

Bu saadetin değil zulmün ayak sesleri

Hem kadınları öldürdüler hem bebeleri

Ruhsuz   İslam   kaldı  Sünneti’n-Nebi

Her saklandığı yerde öldürdüler Şieleri

Sonunda Muaviye’nin zehri bizden aldı

Hasan’ın  ciğeri  önümüzde  parçalandı

İnan!  O,  bir   bacının en zor anıydı

Kucağımdaki sanki dedemin kanıydı

Başı dizimde, eliyle sildi gözyaşımı

Kanlı  sakalından  öptüm  gardaşımı

Herkes   hep  böyle beni  terk ediyor

Seni   bana  emanet   bırakıp gidiyor

Sende   başucunda   ona  ağlıyordun

Oynadığınız sokakları hatırlıyordun

Ağlama   dedi   Hüseyin!   Bu   gün

Benzemez şahadetine hiçbir ölüm

Omuzladın   Mücteba’nın   tabutunu

Bir gün yıkacağız Medine’nin putunu

Mazlum yaşadı   mazlum  defnedildi

Ceddinin yanına defnedilmez denildi

Bizde defnettik bakinin  bir  köşesine

Bari komşu  olsun  kabrinde dedesine

 “Acımı dağa taşa yazarım

İlahi gardaşıma yanarım

Kerbu bela için yaşarım

Bu acıyı da elbet aşarım

Senden gayri var mı dayanağım

Bu gece de Hasan’ıma yanarım.”

 

…VE BİZ

Herkes   gitti   ikimiz    geride kaldık

Beraber özgürlük sancağını devraldık

Yolumuz belli;  Kuran   ve  nebi yolu

Hazırlanmalı yiğitler Kerbela’ya doğru

Yazmalıyız  seninle  şahadet destanını

Vermeli Hak  için, Zıbh-i Azim kanını

Hazırlandı   Ekber,  Kasım,   Ebelfez

Son vedamız olacak Medine’ye bu kez

Ne güzel süslemiş Ümmü Leyla Asgar’ı

Zeynelabidin’e çarık dokuyor ŞehriBanu

Rugeyye Asgara  beşikte lay lay diyor

Yiğitler son kez  vedalaşmaya gidiyor

Biat etmeyince Yezide, Peygamber vasisi

Yakalayın diye emir vermiş Yezid’in valisi

 

MEDİNE’DEN HİCRET

Bu gece ağaçlar yine ayrılık ağıtı yakıyor

Hüseyin oynadığımız sokaklara bakıyor

Annem, dedemden ayrılmak, İlahi ne acı

Matemimize ortak olmuş ceddimin ağacı

Her  şey  hazır!  Son   kez baktık geriye

Ya Ali mede!  Dedik, Hareket Mekki’ye

Hoşça kalın ey…!

Çocukluğumuzun geçtiği sokaklar

Ceddimizin sırtına bindiğimiz odalar

Ne olur unutmayın bizi Medine evleri

Hala başımı okşuyor ceddimin elleri

 

MEKKE’YE VARIŞ

Mekke’ye varmanın sevinciyle coştuk

Biraz dinlenip Allah’ın beytine koştuk

Ne duruyor görkemli, Kabe-i Muazzama

Selam gönderiyor, putları kıran babama

Haremin melekleri Ona  selam  veriyor

Halk Muhammed torununa tâzim ediyor

Haceru’l  Esved  Kâbe’de   bir  emanet

İmamının   elini  öpmeğe olmuş hasret

Mina mest olmuş İmamının ayaklarına

Zemzem hasret kalmış yarın dudaklarına

Melekler kanatlarına sermiş Onun önüne

Çiğneyerek  varsın diye Allah’ın evine

Asgar Hicr-i İsmail’de uzanmış yatıyor

Makamı İbrahim İsmail masalı anlatıyor

 

MEKKE’DEN HİCRET

Neden huzur vermiyor bunlar gönlüme

Sanki Kerbela çölü bizi çağırıyor ölüme

Evet,  gözler  serap  gönlüm  haklı  imiş

Yezid, “Hüseyin’in kanını dökün!” demiş

Harem’in   hürmetinden  zalim  ne anlar

Ona güç verdikçe namaz kılan yalakalar

Tebliğ yeri olmuş bizlere Beytullah’ın yanı

Anlatmak için hacılara Hüseyin’in kıyamını

“Ulaştırın, Yezidin zulmünü tüm insanlara,

Ehlibeyt’in çilesini Resulullah’tan bu yana

Çıkmam!   ninem   Haticeyi    görmeden

Dedem Ebu Talibe  hoşça kal, demeden

Neden hala Mekke sokakları şirk kokuyor

Casuslar   kulaklara,  terör   emri  okuyor

gidelim Mekke’den korumak için hürmetini

Kerbela’ya hareket için hazırladım kendimi

 

SİTEM…

Yoruldum  İlahi   her  şeye veda etmekten

Bu şehirden öbürüne çocuklarla gitmekten

Sende   koruyamadın   bizi,  Allah’ın evi!

Kilitlerini   bile   almış   elinden,   Emevi

Artık   yanaşmam   Zemzem seni kuyuna

Hasret   kalsam   bile    Fırat’ın   suyuna

Tercih ederim Küfe dikenlerini Mina’ya

Merhem olmadı Sefa gönlümdeki yaraya

Bakmam Haceru’l Evsed’in gözyaşlarına

Şikâyet etse dahi beni, Küfenin taşlarına

Bu  halk  sizin kadar bize değer vermedi

Resulullah’ın akan kanını bizde görmedi

İlahi Fatıma evlatları, sığınak bulamadık

Senin emin Harem’inde   bile kalamadık

Bekle  bizi  Kerbela!  İşte sana geliyoruz

Her gün adım adım zulmüne ilerliyoruz

 

KERBELA

İşte    kavuştun   Zeyneb’e   ey   Kerbela!

Hüseyin’in   düşeceği   yere ey Kerbela!

Âdem’den bu yana beni bekledin

Sana şahit bir çift gözü bekledin

Ne kadar da çok kurban  istedin,

“Hel min nasirin” sözü bekledin

Ey Kerbela…

Kalemim titriyor yazamam bu anını

Tut  elimden  beraber   anlatalım…

Gelen nesillere Allah’ın kanını

Ey Kerbela…

 

ESARET

Hüseyin! senden sonra zulümler gördüm

Susuz çöller, dikenler,   ölümler gördüm

Mızrak ağacından, yüzüme vurulan tokattan

Sarardım  ıssız   çöllerde  yediğim ottan

Beni senden  sonra  şehirlerde avare etti

Kimsesiz mazlum, dermansız biçare etti.

 

VE ŞAM…

Şimdi şamdan yazıyorum bu mısraları

Elim kırık, ayağım zincirli, kalbim yaralı

Rugeyye’nin yorgun bedeni koynumda

Yığılarak bu gece, bir cenaze bıraktı ardında

Şam harabeleri Rugeyye’me mezar oldu

Yine   bu   gece   Kerbela    viran   oldu

Kadınların hıçkırıkları titretti zalim sarayı

Askerlerin kırbaçı dindirmedi kanayan yarayı

Regeyye’mi gömdüm sessiiiz, bu gece

Minik  ellerini  öptüm sensiiiz, bu gece

İnan,   Açlıktan batan gözlerine değil,

morarmış   bedenine ağladım bu gece.

Neydi suçumuz niçin zulmedildik?

Hangi günahın    bedelini   ödedik?

Kerbela’ya   seninle   geldim   ben

Şimdi  yanlız  dönüyorum,   neden?

Ne Ekber’im var yanımda ne Alemdar

Ne Asgar var beşikte ne Hüseyni serdar

Medine’den ceddimin kokusunu alıyorum

Gelemem ya Resulallah! Şam’da kalıyorum

Şâm, Şâm  ey  Kahrolası  Şam-ı Bela!

Senden İntikamı belki Mehdimiz ala!

 

Mesajcıya, “mesajcı” olmak,

mesajcı olmak kadar onur verici…

Fatıma Onurşan

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

18/07/2008 - 10:55 Bitmeyen Sevdam 2
27/06/2008 - 11:15 HAZRETİ ZEYNEP DEĞİLMİ ?
27/06/2008 - 10:59 BİRAZ OLSUN SİZİ ANLARMIYIM Kİ?
27/06/2008 - 10:43 MEDİNE SOKAKLARINDAN ŞAM HAREBELERİNE
09/05/2008 - 09:03 HANİ ANNE
17/04/2008 - 21:41 Bitmeyen Sevdam
01/04/2008 - 15:01 AĞLARIM SENSİZ
01/04/2008 - 13:19 GEL EY SEVGİLİ
01/04/2008 - 12:57 AŞKIN RESMİYDİ ALİ
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki, o mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

( ZÜMER - 5)

Bir Hadis
İnsanlar dünya kullarıdır, din ise onların dillerine bir yalaktır. Dinin sayesinde geçimlerini sağladıkları müddetçe onun etrafını sararlar, ama zorluklarla imtihan edildiklerinde dindarlar azalır.Hz. Hüseyin (a.s)

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net