Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
İslam'ın  Afrika'daki Tarihi
 
 
İslam, dünya çapında yaklaşık bir buçuk milyar Müslüman nüfusu ile Hıristiyanlıktan sonra ikinci en geniş dindir.

17/07/2008

 Ortalama 700 milyonluk Afrika halkının yarısına yakını da Müslümandır. Müslümanlar kıtanın Doğu, Batı ve Kuzey bölgelerinde yoğunlaşmaktadır. Günümüzde İslam, milyonlarca Afrikalının siyasi ve kültürel hayatında önemli bir rol oynar. Bugün Afrika’da Hıristiyanlık da çok yaygın bir din olmakla beraber, İslam tarihi kıtada çok daha eskilere dayanmaktadır. Hıristiyanlık, İslam’ın Afrika’ya girişinden yaklaşık 10 asır sonra, sömürgecilik ve misyonerlik aracılığıyla yayılmış bir dindir. Bu zamana kadar İslam medeniyeti kıtada çoktan yerleşmiş, bilhassa Doğu Afrika’da halkın kültürü ve yaşam tarzını şekillendiren en önemli unsur olmuştur.
Afrika’da İslam denince tarih, İslam Peygamberi Hazreti Muhammed (sav)’e kadar gerilere götürüyor bizi. Herkesin hatırlayacağı, İslam’ın ilk yıllarına ait önemli olaylardan belki de ilki, ilk Müslümanların Arabistan’dan Afrika’ya hicret etmeleridir. Hazreti Muhammed (sav)’in Din-i İslamı açık şekilde ilan etmeye başlamasıyla Mekkeli müşriklerin bu dini kabul edenlere karşı şiddetli baskı ve işkence uygulamaları karşısında çaresiz kalan ilk Müslümanlar, Peygamber (sav)’in direktifiyle 615 yılında Doğu Afrika’daki Habeşistan’a (bugünkü adıyla Etiyopya) hicret etmişlerdi. O vakit Hıristiyan olup sonradan İslamiyet’i kabul eden Habeş kralı Necaşi, bu ilk Müslüman sığınmacıları koruma altına almıştı. Böylece bu tarihten itibaren İslam dini Afrika’da duyulmaya ve yayılmaya başlamıştı. Dolayısıyla İslam dininin Afrika kıtasındaki tarihi 7. ve 8. yüzyıllara kadar uzanmaktadır.
İslam, 8. yüzyılda, Berberiler ve Emeviler öncülüğünde Kuzey Afrika’ya ve Orta Asya’ya yayılırken, Hint Okyanusu sahillerine de Arap denizciler aracılığıyla ulaşıyordu. Arap denizciler yıllar boyu sahil Afrika’sına ticaret amaçlı seyahatler yapmakta, Hint Okyanusu ticaret yolu üzerinde sürekli yelken açmaktaydılar. Doğu Afrika kıyılarında ve adalarda daimî kervanlar oluşturmuşlardı. 9. ve 10. yüzyıllara rastlayan dönemlerde, özellikle de Zengibar adasını daimi bir merkez ve ticaret noktası olarak kullanmışlardı.
Doğu Afrika’da Müslüman izlerine ilişkin en eski kalıntıya, 1980’lerdeki kazılarda rastlanmıştır. Pate Adasındaki cami kalıntıları ve bu kalıntılar içinde bulunan altın ve gümüş sikkeler 830 yılına aittir. Cami kalıntıları üzerinde araştırma yapan tarihçiler, 830 yılını, İslam'ın bölgeye ilk giriş tarihi olarak kabul ederler. Bunun yanı sıra, hiçbir bölümü yıkılıp yok olmadan ve işlevini sürdürerek günümüze kadar ulaşan Doğu Afrika’nın en eski İslami yapısı, Zengibar adasının güneyinde bulunan 1007 tarihli Kizimkazi Şiraz Camii’dir. Doğu Afrika’nın günümüze uzanan ilk İslami yapısı ve İslam medeniyetini Doğu Afrika içlerine tanıtan en eski tarihi eser olma özelliğine sahip Kizimkazi Camii, üzerindeki inşa tarihi, mihrabındaki Kuran ayetleri ve etrafındaki mezar taşlarıyla buradaki İslam izlerinin ne kadar eskilere uzandığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, İslam dininin Hint Okyanusu’nun Afrika kıyılarında en geniş yayılımı 14. yüzyılda gerçekleşmiştir. İbn-i Batuta 1332’de Mağrib’den gelip Doğu Afrika sahillerini ziyaret ettiğinde, tuttuğu notlar arasına, “İslami yaşam bu bölgede öylesine yerleşmiş ki, kendimi evimde hissettim” diye yazmıştır. Gerçekten de o dönemde sahil halkı çoğunlukla Müslümandı ve Arapça edebiyat ve ticaret dili olarak kullanılmaktaydı. Hint Okyanusu tamimiyle “Müslüman denizi” haline gelmişti. Müslümanlar ticareti kontrolleri altına almışlar ve Güney Doğu Asya, Hindistan ve Doğu Afrika sahillerinde işletme, finans ve mülkiyet otoritesi sağlamışlardı.

16. yüzyılda Portekizliler Doğu Afrika sahillerini işgal ettiklerinde, İslam bu bölgede çoktan yerleşmiş, sahil halkının üst düzey ailelerinin hemen hemen hepsi Arabistan, İran, Hindistan, hatta Güney Doğu Asya ile deniz anlaşmaları yapmış ve siyasi bağlantılar kurmuşlardı. 18. yüzyılın başlarında sahil Müslümanları, Umman Araplarının yardımıyla Portekizlileri Doğu Afrika’dan çıkarmayı başardılar. Bundan sonra da Umman Arapları, 19. yüzyılın sonuna kadar, yani Avrupalı sömürgecilerin Doğu Afrika kıyılarını işgal etmelerine kadar, bu bölgede siyasi ve iktisadi nüfuzlarını en geniş anlamda sürdürmüşlerdir. Öyle ki, Umman Kralı Seyyid Said 1840’da Sultanlığın idare merkezini Maskat’tan Zengibar’a taşır. Sultan Seyyid Said’in yönetimi zamanında Zengibar adası tüm Doğu Afrika’nın en gelişmiş ticaret ve diplomasi merkezi haline gelir. Ayrıca Umman Sultanlığının siyasi hükümranlığı döneminde, İslam hızla yayılır ve Doğu Afrika sahillerinden Afrika içlerine kadar uzanır. Özellikle iç bölgelerdeki halkla yapılan ticaret anlaşmaları sayesinde Nyamwezi, Tabora ve Tanganyika gölü kıyısındaki Ujiji köle ve fil dişi ticaretinde önemli işletme merkezleri haline gelir. Bu bölgelerdeki, hatta Uganda’daki pek çok kabile reisi de Müslümanlığı kabul edip kıyı Müslümanlarıyla işbirliği yaparak, ticari faaliyetlere katılırlar. İslamiyet’i benimseyen kabile reislerinin etkisiyle zamanla Orta Afrika halklarının çoğu da Müslüman olur. Doğu Afrika’da ticaret sadece İslamlaşmaya hizmet etmekle kalmaz, aynı zamanda Sevahili dili ve kültürünün de iç bölgelere taşınmasını sağlar. Böylece İslam medeniyeti çerçevesinde, sahil halkları ile iç bölge halkları arasında ortak bir dil ve kültür yerleşmiş olur.
İslamlaşmanın Doğu Afrika içlerine doğru en geniş anlamda ilerleyişi, Alman sömürge döneminde gerçekleşmiştir. Almanlar kıyıları işgal ettikten sonra, Sevahili yerlilerine okuma-yazma öğreterek onları sivil işçi ve özel işlerinde hizmetçi olarak kullanmaya başlamışlardır. Böylece Almanların iç bölgelere nüfuz etmelerine rehberlik eden Sevahililer, eğitimli, en azından, okuma yazma bilen bir yerli kesim oluşturmaktaydılar. Bunun yanı sıra Alman koloni hükümeti, işgal ettikleri bölgelerde Sevahili dilinde eğitim yapan devlet okulları da açmıştır. Misyoner okullarının aksine bu okullar, halk arasında kullanılan yaygın dili, Sevahili’yi kullanmışlar ve hem Sevahili’nin gelişmesini hem de Sevahili halkının eğitimine katkı sağlamışlar. Sevahili dilinin iç bölgelere yayılması ve bu dilde literatürün oluşması ise İslamlaşmaya hizmet etmiştir. Dolayısıyla İngiliz işgali altındaki bölgelere (Kenya ve Uganda) oranla, Alman koloni bölgelerinde İslam çok daha hızla yayılmıştır.

Müslümanların çoğu Almanlarla işbirliği yapmış olmakla beraber büyük bir çoğunluğu da açık veya gizli sömürge yönetime karşı çıkmıştır. Bu kesim Müslümanlar genellikle fakir olan, Kadiriyye ve Şazeliye gibi Sufi tarikatlara mensup Müslüman kesimdir. Sufilerin çoğu, Alman sömürge hükümetine karşı yapılan 1905-1907 Maji Maji isyanında önemli rol oynamıştır. Sevahili dilinde maji, su anlamına gelir ve “Maji Maji” Afrika geleneğinde, silahın gücü karşısında suyun gücü ile korunma anlamı taşır. Sonuçta Doğu Afrika’da İslam’ın yayılmasında tasavvufun da önemli bir yeri olduğu gerçektir.
Doğu Afrika’da Hıristiyanlığa gelince, iki asırlık bir maziye sahip yeni bir dindir. 18. yüzyılda profesyonel misyonerler tarafından bölgeye tanıtılmış olan bu din, en baştan beri Müslümanların direnişiyle karşılaşmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizlerin Doğu Afrika’da Tanzanya, Kenya, Uganda’yı kontrolleri altına almasıyla bu bölgelerde İslam’ın gelişimi büyük ölçüde yavaşlamıştır. İngilizlerin yerel hükümet sistemi, Müslümanlar yerine yerel kabile reisleriyle işbirliği yapmaları, Hıristiyan olanlara iş imkanimkânı sunan kilise okulları, hemen her bölgede kurulan misyonerlik teşkilatlarının Hıristiyanlaştırma faaliyetleri İslam’ın gelişmesi önündeki başlıca sebepler olmuştur. İngiliz koloni yönetimi, kontrolü altına aldığı bölgeleri çeşitli Avrupa ülkelerinden gelen Hıristiyan teşkilatlar arasında paylaştırmıştır. Bu teşkilatlar halen kendi bölgelerinde faaliyetlerini sürdürmektedir. Zamanla Müslümanlar eğitimden, yönetimden ve siyaset sahnesinden uzaklaştırılmış. Bir yandan sömürgeci yönetimin, bir yandan da misyonerlerin işbirliği halinde İslam düşmanlığı yapıldığını fark eden Müslümanlar, sömürge yönetime karşı girişilen ayaklanmaları, misyonerlik ve Hıristiyanlığa karşı saldırı fırsatı bilip direnmişler. Nitekim, bölgede İslami radikalizm, sömürgeci yönetim ve Hıristiyanlığa karşı gelişen uzun süreçli bir fenomendir. Bununla birlikte, Hıristiyanlık gerçekten de sömürgeci devletle aynı safta, Müslümanlara karşı reaksiyoner bir çizgide ilerledi. Halk ayaklanmalarında Hıristiyanlar çoğunlukla sömürgeci devletin yanında yer aldı ve pek çok Müslüman öldürüldü.
İkinci Dünya Savaşı’ndan itibaren ise, bölgede yerli halk arasında reformist ve anti-sömürgeci faaliyetler artmış ve 1950’lerde Pakistan’dan gelen Doğu ve Güney Afrika’daki Müslüman halkı, yönetimi ve sistemi değiştirmeye teşvik eden Müslüman tebliğciler, sömürgeci baskıların ve Hıristiyanlık faaliyetlerinin şiddetlenmesine sebep olmuşlar. Doğu Afrika bağımsızlık hareketlerinde de Hıristiyanlardan çok Müslümanlar önemli ölçüde etkili olmuşlar. 1954’de Darüs-Selam’da bağımsızlık hedefiyle kurulan Tanganyika African National Union (TANU) (Tanganyika Afrika Ulusal Birliği) faaliyetlerinde sahil Müslümanları önemli rol oynamıştır.


 

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

12/04/2011 - 12:00 Kerbela Ziyareti Kazanan Talihlilerin Dikkatine!
10/04/2011 - 11:39 Amerika'nın bölgedeki gelişmeler karşısındaki tutumu ve milletleri savunmakta olduğu şeklindeki iddiaları ‘münafıklık'tır.
10/04/2011 - 11:16 Amerika'nın bütün derdi terör rejimi İsrail'i bölgede korumak
18/01/2011 - 13:04 Arabistan'da Aşırıcı Guruplara Karşı İş birliği
18/12/2010 - 09:49 Tuzluca'da Görkemli Aşura Merasimi
28/09/2010 - 11:59 Evlilik Şifadır
29/03/2010 - 09:00 İslamda Arkadaşlık
16/12/2009 - 10:39 Depremin Ayak Sesleri!
15/12/2009 - 09:59 Kırmızıda Geçenin Ehliyeti Gidecek
10/12/2009 - 16:25 Ölüm Beni Çağırıyor
10/12/2009 - 13:26 Büyük Yalnız
10/12/2009 - 13:18 Örümcekler Eskiden Ağ Öremiyorlarmış!
10/12/2009 - 10:58 Öğle Namazına Nasıl Kalkılır
09/12/2009 - 11:50 Kendini Temizleyen Klavye
06/04/2009 - 18:14 Ermenilere Değişmedim Mesajı
22/10/2008 - 11:57
11/09/2008 - 21:03 Orucu Bozan Şeyler (Yemek-İçmek)
11/09/2008 - 20:57 Orucu Bozan Şeyler Nelerdir?
11/09/2008 - 20:45 Oruç İçin Nasıl Niyet Edilir?
03/09/2008 - 20:36 Oruç Hakkında Soru-Cevaplar
18/07/2008 - 15:46 Afrika'da tahrif edilmiş İslam tarihi
17/07/2008 - 17:38 Dünya ve İslam
17/07/2008 - 17:31 İslam'ın  Afrika'daki Tarihi
17/07/2008 - 17:30 Afrika Müslümanları
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
"Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin"

( Arâf - 204)

Bir Hadis
İmam Rıza (as)

“Namaz, vaktin evvelinde kılınmalıdır. Cemaatle kılınan her rekat, ferdi kılınan iki bin rekata bedeldir. Fasığın arkasında namaz kılma ve velâyet ehlinden başkasına da iktida etme.”[23]

Tuhaf’ul-Ukul, s. 867.

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net