Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
İslam'ın Avrupa'daki Tarihi
 
 
Avrupa ile İslam medeniyetleri, birbiri ile yakın ilişki içerisinde olmuş iki medeniyettir.

18/07/2008

Önce İber yarımadasında kurulmuş olan Endülüs Devleti, daha sonra Haçlı Seferleri ve Osmanlı'nın Balkanları fethi, Avrupa ve İslam toplumları arasında düzenli bir etkileşime neden olmuştur. Ortaçağ karanlığı içine gömülmüş olan Avrupa'daki gelişme ve ilerleme hareketlerinin asıl öncüsünün İslamiyet olduğu bugün pek çok tarihçi ve sosyolog tarafından da dile getirilmektedir. Tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda Avrupa'nın oldukça geri olduğunun bilindiği dönemlerde Müslümanların engin bir bilgi hazinesine ve gelişmiş imkanlara sahip oldukları bilinmektedir.

Avrupalıların, İslamiyet'in hayatlarında önemli bir yeri olacağının farkına vardıkları ilk olay 2.halife Ömer'in Kudüs'ü fethidir. Bu gelişme ile birlikte Avrupa, ilk defa İslam'ın genişlediğinin ve kendi sınırlarına doğru ilerlediğinin farkına varmıştır. Bu fetihten dört yüzyıl sonra gerçekleştirilecek olan Haçlı Seferlerinin de ana gerekçelerinden birisi, Kudüs'ün Müslümanlardan geri alınabilmesidir. Bu amaçla yola çıkan Haçlılar, seferler sırasında çok önemli bir kazanç daha sağlamışlardır. Müslüman dünyası ile kurulan bu temas, Avrupa'da yeni bir dönemi başlatacak olan ilk gelişmedir. Karanlık, savaş ve kavgalarla dolu, despotizmin hakim olduğu Avrupa, Müslüman dünyasında çok ilerlemiş bir medeniyet ile tanıştı. Müslümanlar tıp, astronomi, matematik gibi alanlarda olduğu kadar sosyal yaşamda da son derece medeni ve refah bir hayat sürmekteydiler. Bununla birlikte çoğulculuk, hoşgörü, uzlaşma, merhamet, fedakarlık gibi o dönemin Avrupası'nda pek rastlanmayan değerler tüm toplum tarafından dini sorumluluk duygusu ile yaşanan güzel ahlak özellikleri idi.

Haçlı seferleri bir yandan devam ederken, Avrupa toplumları Müslümanlarla, Haçlı seferlerinin yapıldığı topraklardan çok daha yakın bir bölgede, kendi kıtalarının güneyinde birebir ilişki içindeydiler. İber yarımadasının Müslümanlar tarafından fethedilmesinin ardından bu topraklarda kurulan Endülüs devleti, 15. yüzyılın sonlarına kadar Avrupa üzerinde büyük bir kültürel etki yaptı. Endülüs devletinin Avrupa üzerindeki etkisini inceleyen pek çok tarihçi, sosyal yapısı ve ulaşmış olduğu medeniyet seviyesi Avrupa toplumlarının çok ilerisinde olan bu devletin, Avrupa medeniyetinin gelişiminde en önemli faktörlerden birisi olduğu konusunda hemfikirdir. Ünlü İspanyol tarihçi Blasco Ibanez, Müslümanların İspanya'da inşa ettiği bu medeniyeti şu sözlerle dile getirmektedir:

İspanya'da yenilenme kuzeyden değil, Müslüman fatihler vasıtasıyla güneyden geldi. Bu gelişme bir fetih olmanın çok daha ötesinde bir medeniyet hamlesiydi. Bu sayede İspanya'da 8. ve 15. yüzyıllar arasında bütün Ortaçağ boyunca Avrupa'nın bilinen en zengin ve en parlak medeniyeti doğup gelişti. Bu dönemde kuzeydeki halklar din savaşları yüzünden parçalanmakta ve kana susamış vahşi (barbar) sürüler halinde hareket etmekte iken, Endülüs toplumu otuz milyonu aşmakta, o dönem için çok büyük olan bu nüfus yapısı içinde her ırk ve din grubu ahenk içinde hareket etmekte ve toplum çok canlı bir nabız atışı sergilemekteydi.81

İngiliz tarihçi John W. Draper ise Endülüs Müslümanlarının sahip oldukları medeniyeti şöyle anlatır:

700 sene sonrasında bile Londra'da bir tek sokak lambası bulunmazken... Sonraki uzun asırlar boyu Paris'teki evinin eşiğinden yağmurlu bir günde sokağa adımını atan bir Parisli ayak bileklerine kadar çamura batarken, aydınlık ve temiz sokaklarıyla Endülüs kentleri pek ileri ve gelişmiş bir görünüm arz ediyordu.82

1492 yılında Müslümanların elinde kalan son toprak olan Granada'nın (Gırnata) da kaybedilmesi ile Endülüs Devleti tamamen sona erdi. Ancak Avrupa bu defa da Balkanlar üzerinden gelen Müslümanlar ile karşı karşıyaydı. Osmanlı İmparatorluğu birbiri ardına gelen fetihler ile Balkanlarda ilerlemeye başlamış, bu arada Balkan halkları da gruplar halinde İslam'a dönmüşlerdi. Bu dönüş hiçbir zaman zorlama ve baskı yolu ile gerçekleştirilmemiş, Osmanlı'nın yaşattığı İslam ahlakı zaman içerisinde bu ahlaka şahit olanların kendi istekleri ile İslamiyet'i tercih etmelerini sağlamıştır. Osmanlı, Kuran ahlakının gereği olan adalet, eşitlik, hoşgörü ve merhamet üzerine bina ettiği medeniyeti ile 400 yıl boyunca Balkanlarda kalmıştır. Osmanlı'nın Balkanlarda kurduğu medeniyetin izleri bugün dahi ayaktadır. (Bu eserlerin büyük kısmı Bosna savaşı sırasında Sırp ordu birlikleri ve milisleri tarafından tahrip edilmiştir, ancak bu tarihi gerçekleri değiştirmez). Osmanlı'nın, hoşgörü, uzlaşma ve çoğulculuk üzerine kurduğu bu medeniyet, İslam'ı Avrupa'nın önemli bir parçası haline getirmiştir. Bugün de Avrupa Müslümanlarının oldukça büyük bölümü Balkanlar'da yaşamaktadır.

Avrupa medeniyetinin İslamiyet'ten çok şey öğrendiğini ve iki medeniyetin hep içiçe olduğunu dile getiren kişilerden birisi de Galler Prensi Charles'tır. Prens Charles, İslam medeniyetinin özelliklerini ve gerek Endülüsler gerekse Balkanlardaki Osmanlı tecrübesinin Avrupa'ya neler öğrettiğini şöyle açıklamaktadır:

... Diplomasi, serbest ticaret, açık sınır, akademik araştırma teknikleri, antropoloji, moda, alternatif tıp, hastaneler hep bu büyük kültürden (Endülüs) gelen şeyler. Ortaçağ, İslam o çağın koşullarına göre fazlası ile tolerans sahibiydi, Yahudiler ve Hıristiyanlar inançlarını diledikleri gibi yerine getirebiliyorlardı. Bu yönleri ile Müslümanlar, Hıristiyanların ancak yüzyıllar sonra uygulamaya geçirebilecekleri bir örnek teşkil ediyorlardı. Asıl şaşırtıcı olan, İslam'ın, önce İspanya'da daha sonra Balkanlar'da, ne kadar uzun zamandır Avrupa'nın bir parçası olduğunu, yani bizim büyük bir yanılgı ile Batı medeniyeti olarak adlandırdığımız medeniyetin üzerinde ne kadar büyük etkisi olduğunu görmektir. İslam, insanlık sahasının her alanında, bizim geçmişimizin ve bugünümüzün bir parçasıdır. Modern Avrupa'nın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bizim tarihi mirasımızdan ayrı bir şey değildir, mirasımızın bir parçasıdır. 83

Türkiye'de İslam ve Avrupa isimli kitabı ile tanınan İsveç büyükelçisi Ingmar Karlsson da Avrupa'da Endülüs döneminde Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Yahudilerin birarada ve huzur içinde yaşadıklarını ve bu modelin örnek alınması gerektiğini söyleyen kişilerdendir.

Bosna'daki uluslararası gücün yüksek temsilcisi Wolfgang Petritsch de, 20 Kasım 2001'de The New York Times gazetesinde yayınlanan makalesinde, terörizme karşı yürütülen mücadelenin İslam'a yöneltilmemesi gerektiğini vurgularken, İslam'ın aslında Avrupa'nın bir parçası olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çekmiştir. 'Islam is Part of The West, Too' (İslam da Batının Bir Parçası) adlı yazısında Petritsch bu tarihi gerçeği şöyle aktarmaktadır: "Biz ve ötekiler paradigmasının bir adım gerisine gidebilirsek, o zaman İslam'ın Avrupa medeniyetinin bir parçası olduğunu da hatırlayabiliriz."84 Bu tarihi gerçeğin hatırlanması, medeniyetler arası çatışma tezini provoke edenlerin oluşturmak istedikleri kaos ortamını da engelleyici bir unsur olacaktır. Unutulmamalıdır ki medeniyetler arasındaki farklılıklar birer çatışma unsuru değil, kurulacak diyalog sayesinde önemli birer ilerleme unsuru olacaktır.

Nasıl ki 12. yüzyılda Haçlı Seferlerini düzenleyip katliamlar yapanların İncil'in öğretisi ile hiçbir alakası yoksa, Bin Ladin de Kuran'ın öğretilerine bağlı bir insan değildir. Batı İslam'ı görmezlikten gelmekten vazgeçmelidir. Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslümanlar İbrahim'in çocuklarıdır ve bugün ortak noktalarımızı ve değerlerimizi anlamak için bu inançları biraraya getirme zamanıdır. Prens Charles İslam'a duyduğu sempatiyi ilk olarak 1993 yılında Oxford'ta yaptığı bir konuşmada dile getirmiştir. Bu tarihten itibaren İngiltere'de yaşayan Müslümanlarla birebir ilişki içerisinde bulunan, Müslümanlar tarafından organize edilen pek çok toplantıya ve açılışa katılan Prens Charles, her fırsatta İslamiyet'e duyduğu hayranlığı dile getirmektedir. Prens Charles'ın 1996 yılında Wilton Park'da yaptığı konuşması, İslamiyet'e duyduğu sempatiyi ve bunun gerekçelerini en açık şekilde ifade ettiği konuşması olarak bilinir. Prens bu konuşmasında şu noktalar üzerinde durmuştur:

Bizler Batı'da kendi kökenimizi yeniden keşfedebilmek için İslami geleneğin doğanın yaratılışına karşı duyduğu derin saygıdan faydalanmalıyız. Modern materyalizm, dengesiz ve uzun vadeli sonuçları çok zarar verici bir ideolojidir... Ne var ki geçtiğimiz üç yüzyıl içinde, en azından Batı dünyasında dışımızdaki dünyayı algılayışımızı derinden etkileyen bir ayırım oluştu. Bilim üzerimizde katı bir hükümdarlık kurdu. Din ve bilim birbirinden iki ayrı şeymiş gibi gösterildi. Artık bunun tehlikeli sonuçlarını daha iyi görebiliyoruz... Bilim bize dünyanın bildiğimizden çok daha karmaşık olduğunu gösterdi. Ama bu modern, materyalist ve tek boyutlu yapısı ile pek çok şeyi açıklamaktan aciz kaldı... Bu bakış açısı (materyalist görüş) Müslümanlara tamamen ters bir bakış açısıydı. Müslüman bir sanatçı veya bilimadamı bir eser ortaya çıkardığında bunu kendi zekasının bir ürünü olarak görmez, bunu ancak Allah'a sunmak için yaptığını bilir. Kuran'dan okuyup çok etkilendiğim bir ayette 'Her nereye dönerseniz Allah'ın yüzü orasıdır' diye bildirilmesi sanırım bir anlamda buna işaret etmektedir... Birbirimizden öğreneceğimiz çok fazla şey var, bunun için ilk adım olarak İngiliz okullarında daha çok Müslüman öğretmeni görevlendirebiliriz. Dünyanın her yerinde insanlar İngilizce öğrenmek istiyorlar, ama burada bizim zihinlerimize olduğu kadar gönüllerimize de hitap edecek bir şeyler öğrenmeye ihtiyacımız var ve bunu Müslüman öğretmenler yapabilirler.

Prens Charles, The Prince Foundation adlı vakfı aracılığı ile Müslümanların faydanalabilecekleri pek çok imkan hazırlamaktadır. 1993 yılında faaliyete geçen Oxford İslami Araştırmalar Merkezi, Prens'in sponsorluğunda kurulmuştur. Prens'in vakfına bağlı olarak faaliyet gösteren Geleneksel ve Görsel İslami Sanatlar bölümü ise İngiliz Müslümanların geleneklerini ve kültürlerini ayakta tutabilmeleri, Müslüman çocukların eğitim masraflarının karşılanması, ilahi dinler arasında diyalog kurulabilmesi için gerekli sosyolojik ve ekonomik imkanların sağlanması gibi çalışmalarda bulunmaktadır. Prens son olarak Londra'da kurulacak olan Müslüman Merkezi Projesi için bu bölüm aracılığı ile 10 milyon pound yardımda bulunmuştur.

Prens, Müslüman gençlerin eğitimine de özel önem vermektedir. 2001 yılında ilk defa sarayda Müslümanları Ramazan Bayramı için kabul eden Prens Charles, davette özellikle bulunmalarını istediği Müslüman gençlere bu konudaki düşüncelerini şöyle aktarmıştır:

Müslüman gençlerin hassasiyeti ve hayal gücü çok önemli. Sizler olmasaydınız bizler çok sıradan ve tekdüze olurduk. Sizin varlığınızı bizim ülkemizin kültürüne ve çoğulculuğuna büyük bir farklılık getiren çok önemli bir unsur olarak görüyorum. Her zaman anlaşılması için uğraştığım bir şey var; bu derece sekülerleşen, materyalistleşen bir dünyada sizin gibi hala inancını koruyan, kendisinden üstün bir varlığa iman eden kişilerin olması üzerinde durulması ve takdir edilmesi gereken bir durumdur.93

Bu davet sırasında bir saatten uzun bir süre gençlerle sohbet eden Prens, onlara, eğitimleri, meslekleri ve dinlerini yaşamakta herhangi bir zorlukla karşılaşıp karşılaşmadıkları gibi konularda sorular sormuş, Müslüman gençlerin ihtiyaçları ile tek tek ilgilenmiştir. Prens'in özellikle merak ettiği konular arasında, 'gençlerin Kuran'ın ruhunu iyi kavrayıp kavramadıkları', 'Kuran'ı baştan sona kadar okuyup okumadıkları', 'Ramazan ayı boyunca okullarında herhangi bir zorlukla karşılaşıp karşılaşmadıkları', 'iftar için okullarında verilen yemeklerden memnun olup olmadıkları' gibi konular bulunmaktadır.94

 Uzun yıllardır bazı Batılı çevreler tarafından İslam hakkında oluşturulmaya çalışılan yanlış kanaatin ortadan kaldırılması için önde gelen devlet adamlarının bu konudaki düşüncelerinin değişmesi önemli bir adımdır. Yönetenlerin İslam ahlakının güzelliğini ve üstünlüğünü fark ettikleri bir toplumda, İslam'a yönelişin de daha fazla olacağı, o toplumda yaşayan Müslümanların çok daha rahat bir yaşam sürecekleri açıktır. Bu nedenle önde gelen kişilerin İslam'ı doğru tanımalarını sağlamak çok önemli bir sorumluluktur. İslam'ı ve Kuran ahlakını tanıyan bir kişi, konumu ne olursa olsun, muhakkak edindiği bu bilginin üzerinde bıraktığı etkiyi çevresindeki insanlarla paylaşacaktır. Eğer bu kişi bir toplumda yönetici veya lider konumundaysa, o zaman kendisi ile birlikte yönettiği ve hitap ettiği kitle de bu etkiden faydalanacaktır.

Bu nedenle bu açıklamaları okurken bu gelişmelerdeki olağanüstülüğün farkına varmak gerekir. Bugün Batı dünyasında bu yüzyıla kadar örneği görülmemiş bir şekilde İslam'a yakınlaşma söz konusudur. Kuşkusuz bu durum Allah'ın varlığını ve birliğini delilleri ile anlatmaya, yeryüzünde hakim olan materyalist ideolojileri fikren mağlup etmeye, hak dini insanlara ulaştırmaya çaba gösteren Müslümanlar için büyük bir müjdedir. Bu müjdenin tüm Müslümanlara ulaşması da iman edenlerin üzerindeki bir başka sorumluluktur.

 

 

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

18/07/2008 - 16:34 İslam'a Dönenler
18/07/2008 - 16:31 İslam'ın Avrupa'daki Tarihi
18/07/2008 - 16:28 İslam Avrupa'nın İkinci En Büyük Dini
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet

Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl! Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür

( HÛD - 114)

Bir Hadis
İmam Rıza (as)

“Namaz, vaktin evvelinde kılınmalıdır. Cemaatle kılınan her rekat, ferdi kılınan iki bin rekata bedeldir. Fasığın arkasında namaz kılma ve velâyet ehlinden başkasına da iktida etme.”[23]

Tuhaf’ul-Ukul, s. 867.

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net