Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
İmam Sâdık'ın (a.s) İmamet Dönemi
 
 
İmam Bâkır (a.s), Ümeyyeoğullarının en müktedir halifelerinden olan Hişam b. Abdülmelik'in saltanatı döneminde 57 yaşında dünyadan göçtü.

11/08/2008

Müslümanların yaşadığı toprakların hemen her yerinde gözlenebilen kargaşa, kaos ve de Emevî saltanatının sayılamayacak kadar fazla meşgale ve sıkıntısı dahi Hişam'ın, Şiî toplumun çarpan kalbi İmam Bâkır'a (a.s) komplo ve desise kurmasına engel olmadı... Hişam ve adamlarının aracılığıyla İmam Bâkır'a (a.s) zehir yedirildi. Böylece zalim Emevî tağutu, ülkesinin batı ve doğu sınırlarındaki fetih şenliklerinden duyduğu zevk ve sarhoşluğu, ülke içindeki en büyük ve tehlikeli düşmanını öldürmekle zirveye taşıdı...

Önceden de değindiğimiz gibi, İmam Bâkır'ın (a.s) son yıllarında ve oğlu İmam Sadık'ın (a.s) imametinin baş-ladığı yıllarda, Emevî saltanatı en maceralı dönemlerinden birini yaşamadaydı. Bir yandan kuzeydoğu (Türkmenistan ve Horasan), kuzey (küçük Asya ve Azerbaycan) ve batı (Afrika, Endülüs ve Avrupa) sınırlarındaki askerî güç gösterisi, öte yandan Irak, Horasan ve etrafında ve de Kuzey Afrika'da genellikle ya da çoğunlukla horlanan ve zulme maruz kalan yerli halkın ve bazen de Emevî ordusunda görevli Moğol komutanlarının tahrik ve yardımıyla başlatmış olduğu kıyamlar ve bir taraftan da ülkenin her yerinde özellikle de Irak'ta gözlemlenebilen haksız dağılım, Hişam ve Irak'taki güçlü valisi Halid b. Abdullah-ı Kısri'nin savurganlık düzeyini de aşan harcamaları, Horasan, Irak ve Şam... gibi bölgelerdeki kıtlık ve taun hastalığı, en meşhur Emevî halifesi tarafından yönetilen büyük İslâm beldesini ilginç duruma düşürmüştü. Bütün bunlara, bir de İslâm âleminin en büyük zayiasını da eklemek lazım; manevî, fikrî ve ruhî zayia.

Fakirlik, savaş ve hastalığın, Emevî sultanlarının zulüm ve kudret talepliklerinden kalkan bir yıldırım gibi za-vallı halkın tepesine inip yaktığı, kül ettiği bir ortamda fazilet, takva, ahlak ve maneviyat fidanı dikmek ve büyütmek gayri mümkünler zümresinde sayılmaktaydı. Zavallı ve mazlum halkın sığınak ve dayanağı olması gereken âlimler, kadılar, hadis ve tefsir bilginleri sorunlara çözüm üretmemekle kalmıyor; çoğu zaman siyaset adamlarından bile daha tehlikeli olup insanların sıkıntı ve sorunlarına daha bir ekliyorlardı.

Fıkıh, kelâm, hadis ve tasavvuf alanındaki Hasan Basri, Katade b. Düame, Muhammed b. Şihab Zühri, İbn-i Bişr, Muhammed b. Münkedir ve İbn-i Leyla gibi meşhur simalar, aslında mevcut hükümet çarkının dişlileri veya halife ve valilerin elindeki oyuncak konumundalardı.

Bu meşhur simalar hakkında yapılacak olan araştırmaların sonucu çok üzücü ve ibret verici olacaktır. Meşhur simalar ki, kudret, şöhret ve makam gibi alçakça temenniler ahırına girmiş otlanıyorlar ya da korkak, alçak ve rahat düşkünü zavallılar konumunda ve yahut riyakar ve aptal zahitler ve yahut da kelâmî ve itikadî konularda kanlı tartışmalara sebep olmuş âlim kisveli meçhuller olarak bulunur ancak.[20]

Marifet ve ulvî huyların fidanını ihya etmesi ve geliştirmesi gereken Kur'ân ve hadis, egemen gücün elinde alet olmuş veya bu kara günlülerin meyvesiz ömrünün meşgalesine dönüşmüştü. Böylesi baskıcı, karanlık ve zehir zemberek ortamda, bela ve sıkıntı dolu bir dönemde İmam Sadık (a.s) ilâhî emanet yükünü sırtına aldı... Böylesi bir ortamda yolunu yitirmiş, aldatılmış ve zulme uğramış bir ümmet açısından, Şia kültüründeki ilerici mefhumuyla tanımış olduğumuz "İmamet" düşüncesinin ne denli hayati ve zaruri olduğunu tekrar etmeye gerek bile yoktur. İmametin, şu iki hayati meselenin kaynağı olduğunu önceden belirtmiştik.

a) Doğru İslâmî düşünce

b) Tevhit nizamına dayalı adil bir düzen

İmam, her iki görevi yüklenmiştir. Öncelikle mektep açıklanır, uyarlanır ve yorumlanır. Aynı zamanda bu, bilmeden ve bilerek yapılan tahrif ve tasarruflara karşı mücadeleyi de içerir. Daha sonra tevhide dayalı hak ve adalet düzeninin projesi yapılır ve bu doğrultuda ortam hazırlanır. (Böyle bir düzenin var olması durumunda ise yapılması gereken, onun beka ve devamını sağlamak olacaktır.)

Böylesi elverişsiz şartlar altında İmam Bâkır (a.s) bu emaneti yüklenir ve mezkur iki vazifeyi uhdesine alır. Bir anda, iki vazifeyle karşı karşıya kalır. Hangisine öncelik tanıyacaktır dersiniz?

Siyasetin sıkıntılarla dolu olduğu ve Emevî halifesi Hişam'ın bütün sıkıntılarına rağmen onu İmam Sadık'a (a.s) bırakmayacağı ve acı bir intikam almadan rahat edemeyeceği kesindir. Ancak fikrî çalışma, yani tahriflere karşı savaş açma, hakikatte hilafetin şahdamarını koparmak demektir.

Öyle bir hilafet çarkı ki, saptırılmış dine dayanmaksızın var olmaya ve varlığını korumaya gücü yetmeyecektir.[21] O hâlde ne Hişam, ne de alçaltılmış ve saptırılmış toplumun genel ve mevcut durumu yönünde faaliyet gösteren düzenin âlimleri bunu da İmam Sadık'a (a.s) kaptırmamaya gayret edecekti.

Diğer yandan ise, Şia'nın inkılâbî düşüncesini yaymak için durum ve şartlar elverişliydi. Savaş, fakirlik ve zulüm vardı. İnkılâbı besleyen üç etken. Bu, yakın ve hatta uzak bölgelerin ortamını belli bir düzeyde elverişli kılan bir önceki İmamın faaliyet alanıydı aynı zamanda.

İmamın temel stratejisi, tevhidi ve Alevi inkılâbı oluşturmaktı. Bunun gerçekleşmesi için de kifayet edecek kadar insanın imamet ideolojisini tanıması, kabullenmesi ve samimiyetle bunun vukuunu beklemesi gerekir.

Gerekli olan bir diğer husus da yetecek kadar insanın mücadelede sebat ve samimiyet gösteren saflara katılmasıydı. Bu temel stratejinin mantıksal gereksinimi, İslâm âleminin her yerinde Şia düşüncesini yaymak ve benimsetmek için her yönlü bir davetin başlatılmasıydı. Şia toplumunun başarılı ve fedakâr elemanlarını hazırlamak içinde başka bir davet gerekliydi. İmametin asil davetinin zorluğu da bu noktada gizliydi.

Zorbalıktan, haddi aşmaktan ve insanların özgürlük hakkına saldırıdan sakınacak ve de İslâm'ın temel ilke ve ölçülerine riayet edecek türden bir daveti seçecek olsa, insanların bilinç ve idrakine dayanmak ve onların doğal ihtiyaç hissettikleri alanda ilerlemesini ve gelişmesini sürdürmek zorundaydı.

Bu, tam anlamıyla mektebi bir davetti. Bunun aksi de yapılabilirdi; görünüm itibariyle birkaç mektebi şiarla kıyam başlatılabilirdi, pratikte ise diğer egemen güçler gibi güç gösterisine teşebbüs edilecek, ahlâkî ve içtimaî ilkelerinden vazgeçilecekti. İmam Sadık'ın (a.s) başlatmak istediği davette (mektebi davet) ise böyle bir sorun mevcut değildi. İmamet hareketinin uzun sürmesinin sırrı burada yatmaktadır; imamet hareketinin nisbî yenilgisinin de sırrını burada aramak lazım. (Bu görünüşü ilerde tarihî belgelere dayandırarak ve daha detaylı olarak ele alacağız.)

Şartlar ve durumların elverişli olması ve önceki imamın faaliyetinin hazırladığı zeminler (Şia hareketinin uzun ve sıkıntılı yolu göz önünde bulunduracak olsa) İmam Sadık'ın (a.s), Şia'nın yıllarca yoluna göz diktiği sadık bir ümit mazharı olmasını gerektiriyordu. Babalarının faaliyetlerini tamamlayıp ürüne dönüştürecek ve Şiî inkılâbını İslâm âleminin her yerine yayacak Kaim'di. Bu arzu fidanının bakım ve büyütülmesinde İmam Bâkır'ın (a.s) imaları ve bazen açık vurguları da etkili olmuştu.

Cabir b. Yezid şöyle der: Biri gelip İmam Bâkır'a (s.a) kendinden sonraki kıyam edenin kim olduğunu sordu ve İmam Bâkır (a.s), oğlu Cafer Sadık'ın (a.s) omzuna dokunarak "Andolsun Allah'a Âl-i Muhammed'in Kaimi budur!"[22]

Kaim (kıyam eden) demekle amaçlanan nedir? Dinî hükümlerin tebliğ ve beyanı için kıyam etmek mi kastedilmişti? Yoksa bugün "kıyam" sözcüğünden anladığımız mefhum mu kastedilmişti? Belirtmek gerekir ki insanlar ve Şia literatüründe "kıyam" bugün anladığımız mefhumu taşımaktadır. "Kaim", egemen güç karşısında gücünü toplayıp kıyam eden insandır. Bu mefhum, askerî güç gösterisi karşısında güç kullanmayı zorunlu kılmaz; ama saldırının varlığını gösterir. Kahır ve saldırıyla iç içe fikrî faaliyet, fertleri yapılandırma, teşkilat oluşturma ve gizli bir hareketin öncülüğünü üstlenme gibi alanlardaki girişimin habercisidir.

İmam Bâkır'ın (a.s), oğlu Cafer'in (a.s) kıyam edeceğine dair buyruğu kesindir. Şüphesiz İmam Sadık (a.s) saldırı hareketini başlatacaktı; ancak hareket ve kıyamının askerî girişim aşamasına gelip gelmeyeceğini, zafer kazanıp üstün güç olup olmayacağını işlerin gidişatı ve karşılaşılacak olaylar belirleyecekti... Belki de meselenin bu yönüne dikkat edilerek İmam Sadık'ın hareketinin akıbeti ke-sin bir üslûpla değil de ümit verici bir şekilde beyan edilmiştir. Bir başka hadiste Ebu Sabah-i Kenani şöyle der:

İmam Bâkır (a.s), oğlu Cafer'e baktı ve dedi: "Bunu görüyor musun? Bu, Allah'ın 'Yeryüzünde zaafa uğratılanlara minnet koyup onları önderler ve varisler kılmayı irade etmekteyiz!' buyurduğu insanlardan birisidir."

İmam Sadık'ın (a.s) kıyam ve hilafeti hususundaki düşüncenin özel Şiîler arasında yayılmasının sebebi bu açıklamalarının etkisinde kalmak da olabilir. Durum öyle bir safhaya varmıştı ki İmam Bâkır ve Sadık'ın (a.s) yakın ashabı buna kesin gelecek gözüyle bakıyor ve kendilerini müjdeliyorlardı.

Bu yakın dostların ne denli ümit beslediklerini Şeyh Keşşi'nin naklettiği hadis iyice anlatmaktadır.

Şiîlerden biri muhaliflere büyük meblağda borçlanıyor ve ödeyemediği için de kaçmak zorunda kalıyor. Şia'nın büyük şahsiyetlerinden biri olan Zürare imamın huzuruna varıp durumu anlatır ve sonra da sorar: "Eğer "bu iş" yakınsa borçlu biraz sabretsin ve "Kaim" ile birlikte kıyam etsin ve eğer yakın değil ise alacaklılarla oturup anlaşsın."

İmam Sadık (a.s) bu cevapla yetinir: "Olacaktır."

Zürare: Bir yıl sürer mi?

İmam: "İnşallah olacaktır."

Zürare: İki yıl mı sürer?

İmam: "İnşallah olacaktır."

Ve Zürare, bu işin iki yıl içinde gerçekleşeceğine kendini inandırır.[23]

İmamlar ve Şia dilinde kullanılan "bu iş" terimi Şia'nın mevcut geleceğini yani siyasî gücü elde etme veya onun askerî saldırı gibi yakın mukaddimesine girişimde bulunmayı bildiren kinayeli bir tabirdir. "Kaim" ise bu saldırıyı komuta ve önderlik eden kimsedir. "Kaim"'in kıyamının bu özelliklerini önceden bildiren hadisler mevcuttur ve kastedilen kişi de imamların yaşamı boyunca Şia'nın beklediği ve farklı şahıslarda aradığı "Kaim"dir.

Şia'nın üstün şahsiyetlerinden olan Hişam b. Salim, Zürare'nin kendisine şöyle dediğini nakleder: "Hilafet kürsüsü üstünde İmam Sadık'tan (a.s) başkasını görmeyeceksin..."

Hişam şöyle devam eder: "İmam Cafer Sadık (a.s) dünyadan göçtüğünde Zürare'nin yanına gidip bana bildirdiği haberi kendisine hatırlattım ama bunu inkar edeceği korkusunu da taşıyordum."

Zürare dedi: "Ben onu kendi çıkarsamam ve görüşüm uyarınca demiştim."[24]

Bu açıklamaların bütününden elde edilen sonuç şudur: İmam Sadık (a.s), değerli babası ve Şia'lar nezdinde İmamet ve Şiîlik ideallerini gerçekleştirecek zattı. Adeta imamet silsilesi, İmam Seccad (a.s) ve İmam Bâkır'ın (a.s) faaliyetlerini sonuçlandırması Ehlibeyt'in hükümeti ve tevhidi düzeni yapılandırması için İmam Sadık'ı (a.s) zahire olarak belirlememiştir. Bu doğrultuda beklenen, ikinci İslâmî dirilişi İmam Sadık'ın (a.s) gerçekleştirmesiydi. Ondan önceki iki imam bu zor yolun ilk aşamalarını yürümüşlerdi ve şimdi ise son adımı atma sırası ondaydı.

Aslında, önceden de belirttiğimiz gibi bunun ortamı da hazırdı ve İmam Sadık (a.s) bu elverişli koşullardan yararlanarak ağır misyonunu gerçekleştirme faaliyetine başladı ve ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Bu süre (33 yıl) içinde karşılaşılan iniş-çıkışlar ve de siyasal ve sosyal değişimler, İmam Sadık'ın (a.s) ve Şiîlerin yaşam koşullarını bir çok kez değiştirdi. Savaşın durumu bazen Şia cephesi lehine ve bazen de aleyhine değişiyordu. Bazen öyle durumlar oldu ki gelişmeleri iyimser olarak değerlendirenler, Şia'nın zaferini çok yakın görüp koşulların askerî güç gösterisi için hazır olduğu hususunda mübalağa ettiler. Bazen de saltanatın baskısı öylesine yoğunlaşıyordu ki yenilgiyi gösteriyordu... İmam Sadık (s.a) her iki durum karşısında da ancak ve ancak bu uzun yolu daha çok kat etmeyi ve kaçınılmaz aşamaları geride bırakmayı düşünen kararlı, yılmaz ve bilgili önderliğinden hiç ayrılmadı. Her zaman her durum karşısında İmamın aşkı, ihlası ve imanı daha bir artıyordu ve İmam da yüklendiği ağır ilâhî misyon yükünü hedefe doğru yaklaştırıyordu.

 

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

11/08/2008 - 13:17 İmam Cafer Sadık (a.s) kısaca hayatı
11/08/2008 - 12:47 Büyük Siyasî Girişim
11/08/2008 - 12:43 İmam Sâdık'ın (a.s) İmamet Dönemi
11/08/2008 - 12:41 İmamın Faaliyetinin Gizli Kalması ve Nedenleri
11/08/2008 - 12:36 İmamın Hayatıyla İlgili Beş Ana Hat
16/07/2008 - 12:46 imam caferis sadık (as )'ın buyruklarından bı demet
15/07/2008 - 16:14 İmam Cafer-i Sadık (a.s.)’ın hayatından dersler
20/05/2008 - 15:10 İmam Sadık (a.s)’ın İlmî Mevkisi
20/05/2008 - 15:07 İmam Sadık (a.s)’ın Toplumsal Mevkisi
12/05/2008 - 15:39 Bazı Hadisleri
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.

( İsra - 18)

Bir Hadis
İmam Rıza (as)

“Namaz, vaktin evvelinde kılınmalıdır. Cemaatle kılınan her rekat, ferdi kılınan iki bin rekata bedeldir. Fasığın arkasında namaz kılma ve velâyet ehlinden başkasına da iktida etme.”[23]

Tuhaf’ul-Ukul, s. 867.

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net