Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
Tevbenin Şartları...
 
 
Tevbenin iki temel şartı vardır. Ayrıca mükemmelliğinin şartı da ikidir ve biz bu bölümde mevlalar mevlasmın (Hz. Ali'nin) buyruğunu zikredeceğiz. Çünkü o sözlerin derleyip toparlayıcısı, meliklerin sözü ve sözlerin melikidir.

27/04/2009

"Cenab-ı Seyyid Rıza (raziyallahu anh) Nehcu'l-Belâğa'de şunları rivayet ediyor: "Adamın biri Hz. Emir'in (Hz. Ali'nin) (as) huzurunda "Estağfurullah" dedi. Bunun üzerine Hz. Emir buyurdular ki: "Annen mateminde ağlasın! Acaba istiğfarın ne olduğunu biliyor musun? İstiğfar "illiyyîn" derecesidir ve bu, altı anlama gelen bir isimdir: Birincisi: Geçmişten pişmanlık duymaktır. İkincisi: Bir daha asla o duruma dönmemeye azmetmek­tir. Üçüncüsü: Muhlukatm hakkını onlara vermendir ki bu yolla Allah'ın huzuruna tertemiz ve arınmış bir şekilde çıkasın. (Yani kimsenin hakkının üzerinde bulunmaması.) Dördüncüsü: Eda etmen gerekirken eda etmediğin her farzı yerine getirip hakkını teslim etmendir. Beşincisi: Haram yolla elde ettiğin beden etini sıkıntılar çekerek eritmen, derinin kemiğine yapışmasını sağlaman ve deriyle kemiğin arasını yeni bir etle doldurmandır. Altıncısı: Bedenine tıpkı masiyetlerin lezzetini tattırdığın gibi taatın acılarını tattırmandır." (*) Bu hadis-i şerif önce tevbenin iki rüknünü kapsamaktadır. Birincisi, pişmanlık, ikincisi de geri dönmemeye azmetmek, sonra da tevbenin kabul edilmesinin iki temel şartını kapsamaktadır. Birincisi, mahlukun hakkını geri vermek, ikincisi de Halik'in hakkını eda etmek. İnsan sadece "tevbe ettim" demekle tevbe etmiş olmaz. Tevbe eden kişi, halktan haksız yere aldığı herşeyi onlara iade eden ve birinin herhangi bir hakkını gasbetmişse, mümkün mertebe o hakkı telafi etmeye çalışandır. Eğer Allah'ın farzlarım terketmişse, o farzları kaza eder veya eda eder ve eğer tümünü yerine getirmek mümkün değilse, mümkün olan kısmını yerine getirendir. Bil ki bunlar her halükarda tediyyesi istenecek şeylerdir ve öbür alemde bunları tediye etmenin, başkalarının günahlarını üstlenmek ve salih amellerin onlara vermekten başka bir yolu yoktur. Şu halde bu durumdaki kişi o zaman biçare ve bedbaht olur ve önünde hiçbir kurtuluş çaresi olmaz. Ey aziz! Sakın şeytan ve nefs-i emare sana egemen olup tevbeden uzaklaştırarak seni helaka sürüklemesinler. Bil ki bu hususta ne kadar olursa olsun velev çok az bile olsa çaba harcamak ve girişimde bulunmak iyidir. Eğer bazı namazlar eda edilmemiş, oruçlar tutulmamış, Hakk'm hukuku çiğnenmiş ve pek çok günah işlenmişse bile Hakkın lüt-fundan meyus olma ve O'nun rahmetinden umut kesme. Çünkü eğer biraz çaba harcayıp tevbeye yönelirsen O sana yolu kolaylaştıracak ve kurtuluş yolunu gösterecektir. Bil ki Hakk'm rahmetinden umut kesmek öylesine büyük bir günahtır ki sanırım hiçbir günah nefste bu günah kadar büyük bir etki bırakamaz. Hakk'm rahmetinden umut kesenin gönlünü öylesine muazzam bir karanlık kuşatır ki onu hiçbir şeyle ıslah etmek mümkün değildir. Sakın Hakk'm rahmetinden gafil olma ve sakın günahlar ve sonuçlan sana olduğundan büyük görünmesin. Çünkü Hakk'm rahmeti herşeyden daha büyük ve daha kuşatıcıdır. "Hakk'm yardımı kabiliyet gerektirmez." Sen daha önce ne idin? Yokluk karanlığında kabiliyet ve istidattan eser yoktur. Ama Hak (celle ve ala) sana istihkak ve istidatsız, isteme ve duan olmasızın vücud nimeti ve varlık kemalatı bahşetti. Sınırsız ve bitimsiz nimet imkanlarını açtı ve bütün mahlukatı sana musahhar etme lütfunda bulundu. Şimdiki halin o halden daha yokluk ve umutsuzluk içinde değildir. Hak Teala, rahmet ve mağfiret vaadinde bulunmuştur. Sen bir adım ilerleyip O'nun mukaddes dergahına yaklaşırsan O her vesileyle seni kendisine yakınlaştıracaktır. Ve eğer kendi hukukuna riayet etmeni istemezse kendi haklarından vazgeçecek, başkalarının haklarını eda edemediğini görürse bunu telafi edecektir. Ey aziz! Hakkın yolu kolaydır ama biraz dikkat gerektirmektedir. Girişimde bulunmak gerekmektedir. İşi geciktirip günah yükünü günbegün ağırlaştırmak durumu zorlaştırır. Oysa girişimde bulunmak ve nefsi ıslaha kalkışmak yolu kısaltıp işi kolaylaştırmaktır. Hele bir dene ve bir kez girişimde bulun. Eğer netice alırsan durumun sıhhatina inanırsın yok eğer sonuç alamazsan nasıl olsa fesadın yolu açık ve se­nin günahkar elin uzundur. Emirulmüminin Hazretlerinin (aleyhisselam) buyurduğu diğer iki şartsa, tevbenin onlarsız imkansız olduğu ve kabulünün mümkün olmadığı şartlar değil, tevbenin kemalinin ve mükemmelliğinin şartlandır. Bil ki saliklerin her birinin kalbi durumuna uygun bir menzili vardır. Tevbe etmiş kişi eğer bu mertebelerin kamiline erişmek istiyorsa, terkettiği şeyler gibi, hazı da tedarik etmelidir. Yani masiyet günlerinde elde ettiği nefsanî hazları tedarik etmelidir. Bu da, vücudundan masiyetlerden meydana gelen ruhsal ve cismanî etkilere egemen olması ve bu yolla nefsinin ilk ağırlığına ve fıtrî ruhaniyete geri dönmesiyle mümkündür. Çünkü anlaşıldığı gibi her masiyet ve lezzet ruhta bir etki bırakır, tıpkı bedende bunların bir kısmından güç elde edilmesi gibi. Şu halde tevbe etmiş kişi yiğitçe ayaklanmak, o etkileri bütünüyle ortadan kaldırmalı ve bunun gerçekleşebilmesi için de cismanî ve ruhsal riyazete yönelmelidir. Tıpkı Hz.Mevlanm (Hz. Ali'in) buyurduğu gibi.Şu halde masiyetlerin kazandırığı et ve eserlerin eritilmesi ge­rekir. Ve ruhsal riyazet ve ibadetlerle haza ulaşılmalıdır. Bu riyazet ve ibadetlerden haz alınacak hale gelinmelidir ki nefs yeniden serkeşlik edip masiyetlere yönelmesin. O halde ahiret yolunun yolcusunu ve masiyetlerden tevbe etmiş kişinin riyazet ve ibadet sıkıntısına katlanması ve masiyet içinde geçirdiği her gün için bir gün ibadet etmeye yönelmesi lazımdır. Eğer bir gününü nefsanî lezzet ve masiyetlerin peşinde geçirmişse o günün karşılığını bir günlük oruç ve menasikle ödemelidir.Ta ki nefsi dünya sevgisinden ve ona bağlı olmaktan tam anlamıyla kurtulsun. Ve elbette ki bu suretle tevbe daha kamil ve nefsin nurani mükemmelliği daha fazla olur. Ardından da bunları yerine getirmenin yanısıra,masiyetlerin sonuçlarını ve Hak Teala'nın öfkesinin şiddetini, amel terazisinin dakikliğini ve ahiret alemindeki azabın korkunçluğunu daima düşünmeli ve nefsine bütün bunların kendi amellerinin sonucu ve Maliku'l-Muluk'a muhalefetinin neticesi olacağını kabul ettirmelidir. Bu ilim ve dü­şünme sonucunda nefsin masiyetlerden nefret etmeye başlaması, onlardan tam anlamıyla uzaklaşarak tevbe kapısını ardına kadar açması ve tevbesinin kamil ve tam olması umulur. Şu halde bu iki makam, tevbe menzilinin tamamlayıcıları ve tekmil edicileridir. Ama elbette ki henüz tevbenin ilk aşamasında bulunan ve tevbe etmeye henüz niyetlenmiş olan insan kendisinden hemen bu son aşamaya uygun davranma­sını bekleneceğini ve bu işin çok zor olduğunu düşünmemeli ve herşeyi yüzüstü bırakmamalıdır. Ahiret yolu yolcusunun durumu ne kadarına elveriyorsa yalnızca o kadarı kendisin­den beklenir ve o kadarı kafi ve uygundur, bir kere bu yola girdi mi, Allah Teala ona yolu kolaylaştıracaktır. Şu halde yolun güçlüğü insanı asıl maksadından uzaklaştırmamalıdır. Çünkü maksat çok büyük ve çok önemlidir. Eğer bu büyük­lük ve azameti anlarsak bu yoldaki her zahmet bize kolay gelecektir. Acaba hangi maksat ruhun ebedi kurtuluşundan ve ebedi mutluluktan daha yüce olabilir? Ve herhangi zah­met ve sıkıntı ebedi helaktan daha korkunç ve tehlikelidir? Tevbenin terki veya geciktirilmesi yüzünden insanın ebedi helaka sürüklenmesi ve aksi halde tevbe sayesinde ebedi mutluluğa erişip Hak teala'nm sevgili kullarından biri olma­sı mümkündür. O halde maksat bu kadar muazzam olunca,birkaç günlük sıkıntının lafı mı olur? Ve bil ki girişim ne oranda olursa olsun yararlıdır. Uhrevî durumu dünyevî durumla bir karşılaştır. Dünyada büyük bir maksada ulaşılmayınca küçük maksattan vazgeçiliyor mu hiç? Ve mükemmel bir istek ve arzu elde edilemeyince, küçü­ğünden de geçilmiyor. O halde sen de eğer tevbenin en mü­kemmeline erişemiyorsan hiç değilse maksadın aslından ve öz hakikatından da ayrı düşme ve olabildiği oranda tahsiline gayret et. ------------------------------------------------------- (*) Feyz, Nehcu'l-Belâğe, Hikmet, 409. Kaynak: tebyan
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

30/04/2009 - 08:03 Hz. Zeynep' in Kufe' deki Hitabesi
27/04/2009 - 16:12 Tevbenin Şartları...
15/07/2008 - 16:44 Allah Teala'nın Varlığı
03/04/2008 - 09:00 Tevhid
03/04/2008 - 08:59 Adalet
03/04/2008 - 08:58 Nübüvvet
03/04/2008 - 08:58 İmamet
03/04/2008 - 08:36 Mead
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
"Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin"

( Arâf - 204)

Bir Hadis
İmam Rıza (as)

“Namaz, vaktin evvelinde kılınmalıdır. Cemaatle kılınan her rekat, ferdi kılınan iki bin rekata bedeldir. Fasığın arkasında namaz kılma ve velâyet ehlinden başkasına da iktida etme.”[23]

Tuhaf’ul-Ukul, s. 867.

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net