Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
Bana Dua Edin 
 
 
Dua; bir çağrı, bir yakarış ve küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, arzdan, arzlılardan semalar ötesine bir yöneliş, bir talep, bir niyaz ve bir iç dökmedir.

02/09/2009

Bana Dua Edin 

 

Dua; bir çağrı, bir yakarış ve küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya, arzdan, arzlılardan semalar ötesine bir yöneliş, bir talep, bir niyaz ve bir iç dökmedir. Dua eden, kendi küçüklüğünün ve yöneldiği kapının büyüklüğünün şuurunda olarak, fevkalâde bir tevazu içinde ve istediklerine cevap verileceği inancıyla el açıp yakarışa geçince, bütün çevresiyle beraber semavîleşir ve kendini ruhanîlerin “hayhuy”u içinde bulur. Böyle bir yönelişle mü’min, ümit ve arzu ettiği şeyleri elde etme yoluna girdiği gibi, korkup endişe duyduğu şeylere karşı da en sağlam bir kapıya dayanmış ve en metin bir kaleye sığınmış bulunur.

    Bizim ümit ve arzularımız birer başarı ve muvaffakiyet sâiki, korku ve endişelerimiz de olumsuz davranışlarımıza karşı birer temkin ve teyakkuz vesilesidir. Biz, Allah’ın geleceğimizle alâkalı takdir buyurduğu şeyleri bilmesek de, her zaman ümit ve endişelerimizi, azim ve kararlılıklarımızı o takdirin birer emâresi ve kavlî, fiilî, hâlî dualarımızı da –şart-ı âdî plânında– onun bir vesilesi sayarız. Zira, Hazreti Sâdık u Masdûk’un beyanıyla; sonuçta herkesin elde edeceği netice, büyük ölçüde o kimsenin davranışlarına bağlı olarak gerçekleşmektedir. Ne var ki, duada Hakk’a teveccühü kendi isteklerimize bağlayıp, kendi arzularımızı öne çıkarmamız da doğru değildir. Doğru olan, bir kulluk şuuruyla Hakk’a yönelip, tevazu ve mahviyet içinde, acz, fakr ve ihtiyaçlarımızın lisanıyla O’na arz-ı hâlde bulunmaktır.

    Aslında dualarımızla biz, beşerî isteklerimizin gerçekleştirilmesinden daha çok, Rabbimiz’e saygımızı, güvenimizi ve O’nun gücünün her şeye yettiğini itiraf eder; son noktayı bazen bir sükûtla, bazen de –esbâba tevessül mülâhazası mahfuz– her şeyi O’ndan bekleme durumunda bulunduğumuzu vurgulama adına: “Ne hâlimiz varsa hepsi de Sana ayân / Dua, kapı kullarından miskince bir beyan..” mânâsına hâl-i pür-melâlimizi dile getiririz. Evet, bazen Kur’ân-ı Kerim, bazen de sözleri lâl ü güher Söz Sultanı’ndan alıntılarla istediklerimizi Hakk’ın dergâhına sunar ve ebedî mihrabımız olan O’nun kapısına yönelerek, ruh dünyamızı şerh eder, içimizi O’na döker ve “huzurun edebi” diyerek ağzımızı sımsıkı kapatarak sükût murakabesine geçeriz ki, bazılarınca böyle bir hâl –ihlâs ve samimiyetin derecesi ölçüsünde– en belâgatli sözlerden daha beliğ ve en yüksek ifadeleri aşkın bir beyan ve bir arz-ı hâl sayılır. Allah, gizli-açık her hâlimizi bildiğine göre, duada sözden daha ziyade öz önemli olsa gerek.. zaten Cenâb-ı Hak da: “Kullarım Beni Sen’den sorarlarsa; bilmeliler ki, Ben onlara çok yakınım; Bana dua edenin duasına icabet ederim.”1 mazmununca O, arzu ve isteklerimizi bilmede, bize bizden daha yakındır. Bu itibarla da, istek ve dileklerimizi huzur mülâhazasına bağlayarak, sessizlikle seslendirmek, hususiyle de o seviyenin insanları için ayn-ı edebdir. İster gayb telâkkisi, ister huzur mülâhazası, bize bizden daha yakın olan Rabbimiz: “Siz Bana dua edin ki, Ben de icabet edip karşılık vereyim.”2 buyurarak bizi duaya teşvik etmekte ve dua etmemeyi anlamsız bir istiğna ve bir kopukluk saymaktadır.

    Dua eden bir kimse, bütün gönlüyle Allah’a yönelip yalvarışa geçebildiği takdirde, kendine her şeyden daha yakın olan Rabbisine karşı, kendi beden ve cismaniyetinden kaynaklanan uzaklığını aşarak O’nun her zaman var olan yakınlığına saygısını ifade etmiş ve kendi uzaklığının vahşetinden kurtulmuş olur. Cenâb-ı Hak da ona, duyması gerekenleri duyurur, görmesi gerekenleri gösterir, söylemesi icap eden şeyleri söyletir ve yapması lâzım gelen şeyleri de yapmaya onu muvaffak kılar. Bu paye aynı zamanda nafilelerle ulaşılan öyle hususi bir yakınlık (kurb) payesidir ki, artık böyle bir mazhariyetle şereflendirilen “kurb” kahramanının görmesi, gözler ötesi bir gözle; işitmesi, kulaklar ötesi bir kulakla; diğer aktiviteleri de kendi benliğinin üstünde farklı bir kimlikle gerçekleşmeye başlar; başlar da bir hamlede gider, ayrı bir buudun insanı olma seviyesine yükselir; derken, her fırsatta Rabbiyle dua ve icabet alışverişinde bulunur, yalvarış ve yakarışa, O’nun sonsuz kudretine itimadın ifadesi olarak sımsıkı sarılır ve sırtını sarsılmayan bir güce dayamış olmanın güveniyle, dilinde dua, yürür en olumsuz gibi görünen şeylerin üzerine.

    Bu itibarladır ki, imanın zevkine ermiş ve ibadette hassaslaşmış ruhlar, kat’iyen duada kusur etmezler. Aksine böyleleri, ibadeti varlıklarının gayesi gibi duyar ve duaya da fevkalâde önem verirler.. maddî-manevî sebeplere riayetin yanında gönüllerini Rabbilerine açıp yalvarmayı, O’na yakınlık arayışının sesi-soluğu gibi değerlendirir ve dualarını bir ümit, bir reca nağmesi gibi seslendirirler. Böyle bir yakınlık atmosferinde, çok defa ümit ve beklenti neşvelerinin yanında, bazen de mehâbet ve endişe esintileri hissedilebilir. İnsan, her şeye O’nun sonsuzluk ve sınırsızlığı içinde baktığı aynı anda, kalbinin râşelerle ürperdiğini duyar gibi olur ve hemen temkin ve teyakkuza geçer. Duada, her zaman iç içe yaşanan bu iki hâl, insanın mârifet ufkunun vüs’atiyle mebsuten mütenasip (doğru orantılı) inkişaf eder. Kur’ân, mü’min tabiatındaki bu hisler halitasını: “Rabbinize huşû ile ve içten içe duada bulunun.”3 diyerek, kat’iyen O’ndan müstağni kalınamayacağını, ululuk, azamet ve ceberûtuna rağmen, rahmet ve inayet kapılarının da ardına kadar herkese açık bulunduğunu vurgular ve duanın önemi üzerinde ısrarla durur.

   Bizim acz, fakr, zaaf ve ihtiyaçlarımıza karşılık O’nun, bizi var eden, besleyen, büyüten, arzu ve isteklerimizi görüp-gözeten ve bizi asla başkalarına bırakmayan bir engin rahmet sahibi olması, O’na karşı tavırlarımızı devamlı ince ayara tabi tutmamız bakımından fevkalâde önemlidir. Bizler âciz, zayıf ve muhtaç, O ise her şeye hükmeden mutlak bir Hâkim’dir. Bu itibarladır ki, biz hemen her zaman, küçüklüğümüzün şuurunda ve O’nun büyüklüğünü takdir hisleriyle hep iki büklüm yaşar ve isteyeceğimiz her şeyi, kavlî, fiilî ve hâlî talep çerçevesinde sadece ve sadece O’ndan ister ve O’na karşı müstağni davranmayı küstahça bir çalım, O’nunla dua ve ibadet münasebetlerimizde lâubalî, gayriciddî bulunmayı da bir saygısızlık kabul ederiz; ederiz de, O’na teveccühlerimizde her zaman ümit ve endişe, mehâbet ve beklenti mülâhazalarımızı beraber götürmeye çalışırız. O’nun bize çok yakın olduğunu ve dualarımıza icabet edeceğini düşünürken, ululuk ve azametini, rahmetinin vüs’at ve ihtişamıyla iç içe duyar.. haşyet ve râşelerle ürperir.. tavırlarımızı yeni baştan gözden geçirir.. ses tonlarımızı ayarlar.. hâzır ve nâzır birinin huzurunda bulunduğumuz mülâhazasıyla zevk ve temkini aynı anda hisseder ve yaşarız. Bu mânâda dua her zaman, Cenâb-ı Hakk’a arz-ı hâlde bulunmanın sesi-soluğu olması itibarıyla en sâfiyâne ve en hâlisâne bir kulluk tavrıdır. Aslında bütün varlık, istidat, kabiliyet veya fıtrî ihtiyaçlarının dilleriyle hep O’na dua ederler. O da bunların hepsine, belli bir hikmet çerçevesinde cevap verir ve her sesi duyup ona icabet ettiğini herkese ve her şeye duyurur.

 

   Ne var ki, dualarımıza cevap verilmesini, bizim isteklerimizin aynıyla yerine getirilmesi şeklinde anlamak da doğru değildir. Biz bazen, sadece bugünü, hâlihazırdaki heves ve arzularımızın gereğini düşünerek kendi talep çerçevemizi daraltmış, yarınları ve bizimle münasebeti olan daha başka şeyleri gözden çıkarmış olabiliriz. O ise, hem bizim için hem her şey için, hem bugünümüzü hem de uzak-yakın yarınlarımızı iç içe görüp-gözeterek, bizim daralttığımız hususları açar, genişletir; dünya-ukba vüs’atine ulaştırarak, merhamet ve hikmetinin derinliğine göre çok buudlu cevaplarda bulunur.. evet O, hâlihazırdaki durumumuzu aydınlatırken yarınlarımızı karartmaz.. bugünün ışıklarını yarınların zulmeti hâline getirmez ve bize iltifatlarda, teveccühlerde bulunurken başkalarına kat’iyen mahrumiyet yaşatmaz.. herkese ve her şeye çok derinlikli cevaplar verir, dualarımızı duyduğunu, isteklerimizi nazar-ı itibara aldığını gösterir.. ve huzuruyla gönüllerimize tasavvurlarımızı aşkın ne inşirahlar, ne inşirahlar verir..

 

    Bütün bu mülâhazalara açık bir gönül, ellerini açıp yakarışa geçince, kendisini gören, soluklarını duyan, içinden geçenleri bilen ve iniltilerini değerlendiren her şeye kâdir, her şeye hâkim, istediğini istediği gibi yapan, yaptığı her şeyde farklı hikmetler gözeten birinin var olduğunu düşünür; O’nun merhameti, iradesi, meşîeti sayesinde her şeyin üstesinden gelebileceği inancıyla gerilir ve en karanlık anlarında bile sürekli huzur yudumlar, itminan soluklar ve ümitle oturur-kalkar. Bu çerçevede günde birkaç defa O’na yönelmek, kalbin gözü-kulağıyla fizik ötesi şeyleri görüp işitmeye çalışmak o kadar derin ve anlamlıdır ki, bir kere bu mazhariyeti duyup tadan birinin, bir daha da o kapıdan ayrılması düşünülemez. Bu mazhariyeti tam yakalayamasak da, son bir kez daha o Yüce Dergâh’a yöneliyor ve O’nun kapısının tokmağına dokunarak inliyoruz:

    Ey varlığı canlarımızın cânı, nûru gözlerimizin ziyası Yüce Varlık! Sen tenlerimize can vermeseydin, bizim çamurdan, balçıktan ne farkımız olurdu.! Sen gözlerimize ziya çalmasaydın, kâinatları, eşyayı nasıl değerlendirebilir ve Seni nasıl bilebilirdik.! Sen bizi önce taştan–topraktan, sonra da iman ve mârifet bahşederek iki kez var ettin. Sana kâinatın zerreleri adedince hamd ü senâda bulunsak, yine de hakkıyla şükür vazifesini yerine getirmiş sayılamayız...

    Ey her zaman güzellikler izhar edip çirkinlikleri örten ve en çirkin görünen şeyleri dahi izâfî güzelliklerle bezeyen Güzeller Güzeli! Gönüllerimizi güzellik duygularıyla mâmur kıl ve bize her zaman güzel kalmanın yollarını göster!

    Ey günahlarla kirlenmiş kimseleri hemen cezalandırmayan, haddini bilmezlerin ayıplarını görmezlikten gelerek onlara mânevî kirlerinden arınma fırsatları veren Merhametliler Merhametlisi! Bizi günahlarla, hatalarla kirlenmekten koru; kirlendiğimizde de mağfiret ve merhametini bizden esirgeme! Biz, Senin var etmenle var olduk ve Senin lütuflarınla ayaktayız. Her zaman Senin cömertliğini soluklamakta ve Senin ihsanlarını yudumlamaktayız. Dimağlarımıza aydınlık veren Sen, gönüllerimizi iman zevkiyle mâmur kılan da Sensin. Akıl Seni buluncaya kadar şaşkınlıklar içinde bocalayıp duruyor, nefis de bâğîlikler peşinde koşturuyordu. Aklı rehber hâline getiren Sen, nefsin arzularını frenleyip, ona itminan ufkunu gösteren de Sensin.. Senin lütuflarınla kendimizi bulduk ve şurada-burada zâyi olup gitmekten kurtulduk.

   Gönüllerimiz Senin mârifetinle itminana erip oturaklaştı.. düşüncelerimiz Sana teslim olmakla öldürücü hafakanlardan sıyrılabildi. Bizler hemen hepimiz, ellerimiz Senin kapının tokmağında boynu bükük dilencileriz –Allah bu dilenciliği sonsuza kadar devam ettirsin– Dualarımızla Seni mırıldanıyor, içlerimizi çekiyor ve vereceğin cevabı bekliyoruz. Bugüne kadar Senden başka bizi duyan, yüzümüze bakan ve şefkatle başımızı okşayan olmadı. Ne bulduk, ne gördükse Sende bulduk, Sende gördük ve Sana inancımız sayesinde hayretten, dehşetten, gurbetten ve yalnızlıktan kurtulduk. Bütün benliğimizle son bir kere daha Sana yöneliyor, af ve afiyet dileniyoruz.

    Kalb katılığından, gafletten, başkalarına bâr olmaktan, aşağılıktan, aşağılanmaktan, miskinlikten; cehaletten ve faydasız bilgiden; ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten, kabul edilmeyen duadan; nimetlerinin zeval bulmasından, lütuflarının değişip başkalaşmasından; ansızın bastıran azabından, gelip çatan gazabından Sana sığınıyoruz. Senden her zaman, yalvaran diller, haşyetle ürperen gönüller istiyoruz. Tevbelerimizi kabul buyur, bizi günahlardan arındır, dua ve isteklerimize cevaplar lütfeyle! Delil ve bürhanlarımızı hedefine yönlendir, kalblerimizin ufkunu aç, dilimizi doğruluğa bağla ve gönül kirlerimizi temizle! Allahım, Senden her işimizde sebat, Kur’ân yolunda kararlılık ve nimetlerine karşı da duyarlılık hissi bekliyoruz. Kapına yönelenleri boş çevirme, itaatte bulunanlara bol bol karşılık ver, Sana baş kaldıranlara da doğru yolu göster.. muzdariplerin dualarını icabetle taçlandır, sıkıntıda bulunanları lütfunla şâd eyle, hasta ruhlara hususi muamelede bulun, küfür ve ilhad içinde bocalayanlara da nurunu göster; göster de kalmasın hiçbir yanda muzlim bir nokta.

Dipnotlar

1. Bakara sûresi, 2/186.

2. Mü’min sûresi, 40/60.

3. A’râf sûresi, 7/55.

Tebyan

 

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

15/04/2011 - 14:49 Ayetullah Sistani Suudi Kralı’nın Görüşme Talebini Ret Etti
14/04/2011 - 11:26 Tevhit bütün İslam Emirlerinin Ruhudur
12/04/2011 - 12:03 Kurân ve Hadisler de Komşuluk
14/02/2011 - 20:25 Hz. Muhammed (s.a.a) ile Hz. Hatice’nin (s.a) Evliliği
14/02/2011 - 20:23 Hz. Peygamber’in (s.a.a) Kutlu Doğumu ve Vahdet Haftası
31/01/2011 - 16:07 1.Hayat Pınarı Bilgi Yarışması
19/01/2011 - 09:50 Hz. Fatıma’nın (s.a) Cennetteki Makamı
18/01/2011 - 15:23 Erbain Ziyaretnamesi
30/12/2010 - 16:27 Muktada el-Sadr’dan Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:51 Ayetullah Sübhani’den Başbakana Teşekkür Mesajı
23/12/2010 - 09:33 Şeyh Celaleddin Sagîr'den Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:29 Berlin İmam Cafer Sadık (a.s) Camiinde Aşura
20/12/2010 - 09:57 Ankara Kocatepe'de Görkemli Kerbela Anma Merasimi
20/12/2010 - 09:44 Kars'ta Aşura
20/12/2010 - 09:40 Avrupa "Lebbeyk Ya Hüseyin" Nidalarıyla İnledi
20/12/2010 - 09:35 Suudi Arabistan’da Şiilerle Vahabiler Arasında Şiddetli Çatışmalar
18/12/2010 - 10:34 Aralık'ta Duygulu Aşura yas Merasimi
18/12/2010 - 10:31 Kocaeli Kerbela Şehitlerine Ağladı
18/12/2010 - 10:14 Malatya'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:12 Bursa'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:04 Kayışdağın’da Görkemli Aşura Yas Merasimi
17/12/2010 - 11:44 İran'da Milyonluk Aşura Merasimleri
17/12/2010 - 10:46 Iğdır‘da Tasua ve Aşura Günü Gözyaşları Sel Oldu
17/12/2010 - 10:19 Halkalı'da Tarihi Aşura
17/12/2010 - 10:09 Aşura Merasimi Halkalı’da Yine Görkemli Düzenlendi
17/12/2010 - 09:48 Başbakan Aşura Merasimine Katıldı
15/12/2010 - 10:30 Aşura
15/12/2010 - 09:45 Tasua Günü Ne Oldu?
13/12/2010 - 12:44 Ölümü Ancak Saadet Bilirim!
13/12/2010 - 11:40 Yezid Kimdir?
11/12/2010 - 14:03 Kerbela Kıyamının Sebepleri
11/12/2010 - 13:15 Kerbela Kıyamının Niteliği
10/12/2010 - 09:57 Kerbela Bir Mekteptir
24/11/2010 - 14:08 Dua İnsanı Yüceltir
23/11/2010 - 13:42 Namazın Hikmeti
23/11/2010 - 12:30 Ana-Babaya İyilik ve Saygı
23/11/2010 - 12:26 Hz. Ali`den (a.s) Güzel Sözler
23/11/2010 - 09:54 Gadir Gününde Taç Töreni
12/11/2010 - 15:25 İnsan neden Allah’ı unutur?
08/11/2010 - 15:00 Namazda On Güzellik
01/11/2010 - 14:59 El Ezher Şeyhi, Ayetullah Sistani'yi Ziyaret Edecek
28/10/2010 - 13:44 Güler Yüzlülük ve Güzel Ahlak
28/10/2010 - 13:27 İyi Bir Eşin Nitelikleri
25/10/2010 - 14:47 Kendini Tanıma ve Yetiştirme
25/10/2010 - 13:22 İslâm Ahlâkının Özellikleri
22/10/2010 - 12:53 Ayetullah Sistani, Askerleri Uyardı
20/10/2010 - 20:10 İmam Ali Rıza’nın (a.s) Kısaca Hayatı
20/10/2010 - 12:44 Sılayı Rahim
20/10/2010 - 12:40 Takva ve Değerli Aşamaları
15/10/2010 - 13:57 Anne Hakkı
24/09/2010 - 10:13 Kurândaki Akrabalık İlişkisi
14/09/2010 - 12:16 Takva ve Büyük Günahlar
28/07/2010 - 10:06 İmam Mehdi'nin (a.f) Mübarek Doğum Günü
24/06/2010 - 11:03 Recep Ayı İstiğfar ve Tövbe Ayıdır
24/06/2010 - 11:02 Recep Ayı Gecelerine Ait Namazlar
23/06/2010 - 09:39 Recep Ayının Faziletleri
11/06/2010 - 08:41 İlahi Adalet 1
10/06/2010 - 10:14 Takvasız Kurân Okuyanın Akıbeti
07/06/2010 - 08:21 İstiğfar
31/05/2010 - 09:05 İslam'da İrfan ve Hikmet
28/05/2010 - 10:19 İrfan ve Şeriat
26/05/2010 - 15:06 Ölüm Anında Kurân Tilavet Etmek
22/05/2010 - 08:59 Nasıl İhlâslı Olabiliriz?
19/05/2010 - 10:21 Misafirlik ve Misafirperverlik
18/05/2010 - 09:24 Hz. Fatıma'nın (s.a) Şehadeti
18/05/2010 - 08:52 Hz. Fatıma’nın (s.a) Kapısının Yakılması
18/05/2010 - 08:47 Hz. Fatıma’nın (s.a) Zühdü Ve Takvasından Örnekler
12/05/2010 - 09:10 İslam Tarihinden Örnekler
08/05/2010 - 09:11 Kur'an ve Hadislerde Nefisle Cihat
05/05/2010 - 09:17 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
03/05/2010 - 09:17 Ahde Vefa
03/05/2010 - 09:13 Küçük Görülen Büyük Ameller
26/04/2010 - 14:43 Allah Korkusundan Ağlamak
22/04/2010 - 10:38 Kurân-ı Kerim İfadesinde Müstakildir
13/04/2010 - 10:17 Hak ve Batıl
12/04/2010 - 11:15 Kurân-ı Kerim’in Mücize Oluşu
08/04/2010 - 11:13 Namazla İlgili Hadisler ve Güzel Sözler
08/04/2010 - 11:10 Namazın Hikmeti
06/04/2010 - 08:42 Mirac’u Saadet (2)
06/04/2010 - 08:39 Mirac’u Saadet (1)
05/04/2010 - 09:03 Kurân, Karanlıklardan Kurtulma Nedenidir
03/04/2010 - 08:46 Haset Huyuyla Nasıl Mücadele Etmeliyiz?
19/03/2010 - 11:08 İslami Adabı Riayet Etmek
16/03/2010 - 09:26 Kemale Ulaşmanın Yolu
12/03/2010 - 10:22 Gençlik Sorunları
12/03/2010 - 10:19 Kurân Okumanın Bereketi
10/03/2010 - 09:17 En Kötü İnsan
28/01/2010 - 10:32 Küçük Görülen Büyük Ameller
09/01/2010 - 14:12 Ayetullah Hamanei'nin huzurunda Aşura töreni
17/11/2009 - 09:55 Dokuzuncu İmam Cevad'ın Hayatı
11/11/2009 - 08:29 Rızk Kavramının Kurân'da İfade Ettiği Anlam
11/11/2009 - 08:25 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
05/11/2009 - 14:16 Hz.Ali'nin Kasia Hutbesi 
30/10/2009 - 08:23 İmam Ali b. Musa'nın (a.s) Kısaca Hayatı
21/10/2009 - 08:34 Müslüman İşini Güzel Yapar 
02/09/2009 - 13:55 Oruç ve Nefsi Tezkiye 
02/09/2009 - 13:48 Rahmet Ayı Ramazan 
02/09/2009 - 13:38 Bana Dua Edin 
02/09/2009 - 13:28 Zahiri ve Batıni Oruç   
28/08/2009 - 14:22 Oruç Tutmanın Felsefesi
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.

( Hadid - 20)

Bir Hadis
Size iki şey emanet ediyorum: Biri Kuran, diğeri Ehlibeyt’imdir. Kuran ve Ehlibeyt birbirinden ayrılmaz, Kuran ve Ehlibeyt Hakk’tan uzanan iptir, sarılan selamet bulur.”
(Hz. Muhammed s.a.a)

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net