Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
Hz.Resulullah' ın (s.a.a) Faziletleri
 
 
Resulullah (s.a.a)'in Makamı
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala Muhammed (s.a.a)'den daha üstün ve daha hayırlı bir varlık yaratmamıştır."

01/03/2010

Resulullah (s.a.a)'in Makamı Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala Muhammed (s.a.a)'den daha üstün ve daha hayırlı bir varlık yaratmamıştır." [1] İmam Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur: "Allah-u Teala, Peygamberlere bağışladığı her şeyi, Hz. Muhammed'e de bağışlamıştır." [2] İmam Kazım (a.s) da buyurmuştur ki: "Hz. Muhammed (s.a.a), Allah Teala'nın meb'us kıldığı her peygamberden daha bilgili idi." [3] Resulullah (s.a.a)'in Evrensel Risaleti Allah-u Teala şöyle buyuruyor: "De ki: Ey insanlar, ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan, kendisinden başka tanrı bulunmayan, yaşatan, öldüren Allah'ın elçisiyim."[4] Yine Allah-u Teala buyuruyor ki: "Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeci ve uyarıcı-korkutucu olarak gönderdik."[5] Resulullah (s.a.a)'in Son Peygamber Oluşu Allah-u Teala buyuruyor ki: "Muhammed, sizin erkeklerinizden hiç birinin babası değildir; fakat o, Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur."[6] İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: "Muhammed (s.a.a)'in şeriatı, kıyamet gününe kadar nesh olmayacaktır ve O'ndan sonra kıyamet gününe kadar da bir peygamber gelmeyecektir." [7] Resulullah (s.a.a)'in Zühdü Hz. Ali (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: "Resulullah (s.a.a), yerde yemek yerdi, kul gibi otururdu, ayakkabısını kendisi tamir ederdi, elbisesini kendisi yamardı, eğersiz merkebe binerdi; biri daha varsa ardına bindirirdi. Evinin kapısına, üstünde resimler bulunan bir perde asılmıştı; zevcelerinden birine; "Şunu kaldır; zira ona baktıkça dünya ziynetlerini hatırlıyorum" buyurmuştu. Dünyayı gönlünden çıkarmıştı; onu anmayı hatırından geçirmezdi. Dünyayı o kadar gözden çıkarmıştı ki, ne gönül bağlayacağı güzel bir elbisesi vardı, ne de üstüne oturacağı bir sergisi." [8] Resulullah (s.a.a)'in Emanettarlığı İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyordu: "Emanetleri sahiplerine geri verin. Çünkü Resulullah (s.a.a) iğne ve ipliği bile sahibine geri verirdi." [9] Resulullah (s.a.a)'in İsmi Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyordu: "Evladınızın ismini Muhammed koyduğunuzda ona ihtiram edin, meclislerde ona yer açın, ona surat asmayın."[10] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: "Bizim bir evladımız olduğunda onun ismini mutlaka Muhammed koyarız; yedi gün geçtiğinde istesek değiştiririz, istemesek aynen öyle kalır." [11] Peygamber (s.a.a)'e Salavat Allah-u Teala şöyle buyuruyor: "Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber'e salat etmektedirler. Ey iman edenler, siz de ona salat edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin."[12] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Peygamber (s.a.a) anıldığında, ona çok salat edin. Çünkü kim ona bir defa salat ederse Allah-u Teala ona bin salat eder..." [13] Resulullah (s.a.a) buyurmuştur ki: "Kim bana bir yazıda salat yazarsa, ismim o yazıda olduğu müddetçe melekler sürekli olarak ona mağfiret dilerler." [14] Salavat çeşitli şekillerde söylenebilir, ama en meşhur olanı, teşehhütte de sürekli söylediğimiz şu cümledir: "Allahumme salli ala Muhammed'in ve al-i Muhammed." Şunu da hatırlatalım ki, Peygamber'in âl'ini söylemeksizin O'na salat etmek, yani "Sallallahu aleyhi ve sellem" demek doğru değildir. Hazretin kendisi böyle bir salavatı nehy etmiş ve onu doğru bilmemiştir. Doğrusu şudur: "Sallallahu aleyhi ve âlihi ve sellem" Allah'ım! Muhammed ve al-i Muhammed'e salat eyle ve onların ferecini yakınlaştır. Resmi Tıkla Uykudan Kalktığında Secde Etmesi İmam Bakır (a.s) buyurmuştur ki: "Resulullah (s.a.a) uykudan kalktığında (alnını yere koyarak) Allah'a secde ederdi."[15] Namaza Olan Aşkı Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: "Resulullah (s.a.a), ne yemeği ve ne de başka bir şeyi namaza tercih etmezdi; namaz vakti ulaştığında, ne ailesini tanırdı ve ne de dostunu."[16] Vaktini Üçe Bölmesi Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: "Resulullah (s.a.a) kendi evine gittiğinde vaktini üç kısma bölerdi: Bir kısmını Allah'a, bir kısmını ailesine ve bir kısmını da şahsi işlerine ayırırdı."[17] Yürüyüşü İbn-i Abbas'tan şöyle dediği nakledilmiştir: "Resulullah (s.a.a) yol yürürken öyle canlı ve dinamik yürürdü ki, bu yürüyüş sahibinin aciz ve yorgun insanlar gibi yürümediği hemen kendini gösterirdi."[18] Resulullah (s.a.a)'in Tevazusu İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Resulullah (s.a.a) bir eve girdiğinde, meclisin en aşağı kısmında otururdu." [19] Enes bin Malik şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) hastaların ziyaretine giderdi, cenazeleri teşyi ederdi, kölenin davetini kabul ederdi, merkebe binerdi, Hayber, Beni Kureyza ve Beni Nadir günü (onlarla savaştığı günler) yularlı bir merkebe binmişti, altında liften bir palan vardı."[20] İmam Sadık (a.s) buyurmuştur ki: "Resulullah (s.a.a) meb'us olduğu günden dünyadan göçene dek, bir yere dayanarak yemek yemedi, köleler gibi yemek yerdi, onlar gibi otururdu." Neden böyle yapıyordu dediklerinde; "Allah Teala'ya tevazu etmek için." buyurdular.[21] İmam Sadık (a.s) Resulullah (s.a.a)'in şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Ben ölene kadar beş şeyi, benden sonra sünnet olması için terk etmem: "Kölelerle yerde yemek yemeği, semerli merkebe binmeyi, keçiyi elimle sağmayı, yünlü elbise giymeyi ve çocuklara selam vermeyi." [22] Resmi Tıkla Resulullah (s.a.a)'in Sabrı Emir'ul- Müminin Hz. Ali (a.s) buyurmuştur ki: Bir Yahudi'nin Resulullah (s.a.a)'den bir kaç dinar alacağı vardı, Hazretten o parayı istedi. Resulullah (s.a.a); "Ey Yahudi, şimdi yanımda sana verecek bir param yoktur." buyurdu. Yahudi; "Ya Muhammed! Paramı vermedikçe senden ayrılmayacağım!" dedi. Resulullah (s.a.a) cevaben; "Bu durumda ben de seninle birlikte otururum!" buyurdular. Resulullah (s.a.a) onunla birlikte oturdu; öyle ki öğle, ikindi, akşam, yatsı ve sabah namazlarını da orada kıldı. Resulullah (s.a.a)'in ashabı o Yahudi'yi tehdit etmeye başladılar. Resulullah (s.a.a) onlara bakarak şöyle buyurdu: "Onunla ne işiniz vardır?" Ashap: "Ya Resulellah! Bu Yahudi seni hapsetmiştir!" Resulullah (s.a.a) onlara cevap olarak; "Allah Teala beni, bir zimmi veya başka birisine zulüm yapmak için meb'us etmemiştir." buyurdular. Gün yükseldiğinde Yahudi adam şöyle dedi: "Allah'tan başka bir ilah olmadığına ve Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna tanıklık ediyorum; malımın bir şatrı (yarısı) Allah yolu içindir. Allah'a andolsun ki, sana karşı böyle davranmam, sırf senin Tevrat'taki vasfını sende görmem içindi. Ben senin Tevrat'taki vasfını okumuştum. Onda şöyle yazılmıştı: "Abdullah oğlu Muhammed Mekke'de dünyaya gelecektir, Tıybe'ye (Medine'ye) hicret edecektir, sert ve katı kalpli değildir, sövgü ve çirkin söz ağzına almaz." Ben Allah'tan başka bir İlahın olmadığına, senin de O'nun elçisi olduğuna şehadet ediyorum. Bu benim malımdır, Allah nerede emretmişse onu orada harcayabilirsin."[23] Resulullah (s.a.a)'in Cesareti Hz. Ali (a.s)'dan şöyle buyurduğu nakledilmiştir: "Bedir savaşında biz (sıkıya düştüğümüzde) Resulullah'a sığınıyorduk; O, düşmana hepimizden daha yakındı; Hazret o gün herkesten daha güçlü idi." [24] Enes bin Malik şöyle rivayet etmiştir: "Resulullah (s.a.a), insanların en şecaatlisi, en güzeli ve en cömerdi idi. Bir gece Medine halkı bir vahşete kapıldı, derken sese doğru hareket ettiler. Resulullah (s.a.a) de onlarla karşılaşıp Ebu Talha'nın atına binmiş ve kılıcını boynuna asmış olduğu halde şöyle buyuruyordu: "Korkmayınız! O ses, denizin (dalgalarının) sesidir!" [25] Resulullah (s.a.a)'in Ümmetine Karşı Şefkati Enes bin Malik şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a), ashaptan birini üç gün görmediğinde, onu sorup araştırırdı, eğer sefere gitmiş olsaydı onun hakkında dua ederdi, ama eğer hasta olmuş olsaydı o zaman onun ziyaretine giderdi."[26] İbn-i Abbas şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) konuştuğunda veya O'ndan bir şey sorduklarında, iyice kavramaları için sözünü üç defa tekrarlardı."[27] Cerir bin Abdullah da şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a), evlerinden birine girdi, derken o ev (ashapla) dolup taştı, ben de evin dışarısında oturdum. Resulullah (s.a.a) beni görünce elbisesini büküp bana atarak; "Onun üzerinde otur" buyurdular. Ben de onu yüzüme sürüp öptüm."[28] Selman-i Farisi de şöyle diyor: "Bir gün Resulullah (s.a.a)'in evine gittim, Hazret bir yastığa dayanmıştı; derken onu yaslanmam için bana atarak şöyle buyurdular: "Ya Selman! Kim bir Müslüman kardeşinin yanına gittiğinde, kardeşi ona ikramda bulunur ve rahat etmesi için ona yastık verirse, Allah Teala onun günahlarını bağışlar." [29] Cabir bin Abdullah da şöyle diyor: "Resulullah (s.a.a) yirmi bir savaşa katıldı, ben o savaşlardan on dokuzuna bizzat kendim şahit oldum, ama ikisine katılamadım. Bazı savaşlarda Hazretle beraberdim. Bir gece altımdaki devem çöktü, artık hareket etmedi. Resulullah (s.a.a) insanların en arkasında hareket ediyordu. Güçsüz insanları arkasına bindirip onlar için dua ediyordu. Bana yetiştiğinde, benim ah vah ettiğimi görünce; "Bu adam kimdir?" diye sordu. Ben; "Anam babam sana feda olsun Ya Resulellah, ben Cabir bin Abdullah'ım" dedim. "Ne olmuş?" diye sordu. Cevaben; "Devem yorulmuştur, artık hareket etmiyor" dedim. Resulullah (s.a.a); "Asan var mı?" diye sordu. "Evet vardır" dedim. Hazret o asayla deveyi kaldırdı, onu sürdü ve daha sonra onu yatırıp; "Bin" dedi. Ben de ona binip o deveyle hareket ettim, benim devem onlardan ileri geçiyordu. O gece Resulullah (s.a.a) yirmi beş defa bana mağfiret diledi. Daha sonra; "Baban Abdullah'ın ne kadar evladı vardır, acaba borcu da var mıdır?" diye sordu..."[30] Kaynak: [1] - Kafi, c. 1, s. 440. [2] - Kafi, c. 1, s. 225. [3] - Kafi, c. 1, s. 226. [4] - A'raf/158. [5] - Sebe/28. [6] - Ahzab/40. [7] - Uyun-u Ahbar'ur- Rıza, c. 2, s. 80. [8] - Nehc'ul- Belağa, hutbe: 160. [9] - Mecmuât'ul- Verram, c. 1, s. 20. [10] - Sahifet'ur- Rıza (a.s), s. 88. [11] - Kafi, c. 6, s. 18. [12] - Ahzab/56. [13] - Kafi, c. 2, s. 492. [14] - Muniyet'ul- Murid, s. 347. [15] - Mekarim'ul- Ahlak, s. 39. [16] - Sünen'ün- Nebi, s. 268. [17] - Mekarim'ul- Ahlak, s. 13. [18] - Bihar, c. 16, s. 236. [19] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 240. [20] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 229. [21] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 229. [22] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 215. [23] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 216. [24] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 232. [25] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 232. [26] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 233. [27] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 235. [28] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 235. [29] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 235. [30] - Bihar'ul- Envar, c. 16, s. 233. MUHAMMED (S.A.A), ALEMLERE RAHMET Bekleyiş Ve Ümit Çağı Peygamberler -Allah'ın salât ve selâmı hepsinin üzerine olsun- özellikle de Hz. Musa (a.s) ve Hz. İsa (a.s), ümmetlerini İslâm'ın doğuşuyla müjdelemişlerdi. Hatta İslâm Peygamberinin bazı özellikleri, onların semavî kitaplarında anılmıştı. Bu yüzden Yahudiler, Nasraniler ve diğer din mensupları, yelkenleri parçalanan ve lengeri kırılan gemilerinin batmak üzere olduğunu görenler gibi, geleceğin kurtuluş sahiline göz dikerek İslâm'ın doğuşunu beklemekteydi.[1] Hatta Yahudilerin bir grubu, kendi kitaplarında "İslâm devletinin merkezi" diye adlandırılan Ayr ve Uhud[2] dağları arasındaki yeri arayıp bulmuş, oraya yerleşmiş ve İslâm'ın doğuşunu beklemeye koyulmuşlardı.[3] İncil ve Tevrat'ta, İslâm Peygamberinin zuhuru müjdelenmiştir ve Kur'ân bunu doğrulamaktadır: "Yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o elçiye, o ümmî peygambere uyanlar, (Allah'ın rahmeti kapsamındalar.) O peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlara temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere inanıp ona saygı gösteren, ona yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır."[4] "Muhammed Allah'ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûya varırken, secde ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir. Bu onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki bu, ekincilerin de hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir.[5] Allah onlardan inanıp iyi işler yapanlara mağfiret ve büyük mükâfat vadetmiştir."[6] "Hatırla ki, Meryem oğlu İsa: Ey İsrailoğulları! Ben size Allah'ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Ama o, kendilerine açık deliller getirince: Bu apaçık bir büyüdür, dediler."[7] "Kendinize kitap verdiklerimiz onu, öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler."[8] "Kendilerine kitap verdiklerimiz onu, kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Kendilerini ziyan edenler var ya, işte onlar inanmazlar."[9] İslâm Peygamberinden önceki peygamberlerin, kendi ümmetlerini Hz. Muhammed'in (s.a.a) gelmesiyle müjdeledikleri, özelliklerini açıkladıkları ve bunun, getirmiş oldukları semavî kitaplarda kayıtlı olduğu çok net olarak bu ayetlerden anlaşılmaktadır. Zaten Hz. Muhammed'in peygamberliğe seçilmesinden ve İslâm dinini getirmesinden sonra da kitap ehlinin bu hususta hiçbir şüphesi yoktu. Eğer Nasranî ve Yahudilerin kitaplarında bu müjdeler olmasaydı, Hz. Muhammed'in (s.a.a) peygamberliğini kanıtlamak için kitap ehline, "Benim adım ve vasıflarım elinizdeki Tevrat ve İncil'de bildirilmiştir." demesi bir şey ifade etmeyecekti. Hatta Hz. Muhammed'in (s.a.a) düşmanları, onun peygamberliğini belgelerle yalanlamak amacıyla İncil ve Tevrat'ın bütün nüshalarını toplar ve bahsi edilen müjdelerin bu kitaplarda olmadığını ortaya çıkarırlardı. İslâm Peygamberinin düşmanları, muhalefet amacıyla mümkün olan her yolu denedi ve hatta savaşa bile giriştiler, ancak söz konusu müjdelerin olmadığını kanıtlamak için bu kestirme yola başvurmadılar. Tarih bu gerçeği doğrulayan en açık tanıktır. Bu, İslâm Peygamberi hakkındaki müjdelerin kutsal kitaplarda olduğu anlamınadır. Tarihten Kanıtlar İslâm'ın doğuşundan önce iki kavim Medine'de yaşamaktaydı: 1- İslâm Peygamberinin zuhuruna şahit olabilmek için ana vatanlarından ve doğdukları topraklardan ayrılarak Medine'ye göçen Yahudiler.[10] 2- Yemen Padişahı Tübbe'in yerleştirdiği Evs ve Haz-reç kabileleri. Tübbe Medine'ye girdiğinde, İslâm Peygamberinin buraya hicret edeceğini ve İslâm devletini burada kuracağını anlayınca, "Siz burada kalın ve İslâm peygamberi zuhur ettiğinde ona yardım edin, eğer o zamana kadar yaşayacak olsam ben de yardım edeceğim." dediği iki kabiledir.[11] Böylece Evs ve Hazreç kabileleri Medine'de ikamet ettiler. Gün geçtikçe çoğalarak çekinmeden Yahudilerin mallarına ve haklarına saldıracak kadar güçlendiler. Atalarının Medine'ye gelip yerleşmelerinin nedenini de unuttular. Yahudiler ise bu iki kabileye güç yetiremez durumda olduklarından dolayı İslâm Peygamberinin zuhur etmesiyle bu saldırılardan kurtulacaklarını birbirlerine müjdeliyorlardı. İslâm dininin doğuşundan önce Yahudilerin temennisini Kur'ân-ı Kerim şöyle aktarmaktadır: "Daha önce kâfirlere karşı zafer isterlerken kendilerine Allah katından ellerindeki (Tevrat'ı) doğrulayan bir kitap gelip de (Tevrat'tan) bilip öğrendikleri gerçekler karşılarına dikilince onu inkâr ettiler. İşte Allah'ın laneti böyle inkârcılaradır."[12] Yahudî din âlimlerinden "İbn-i Havvaş", İslâm Peygamberini görmek şevkiyle Şam'dan ayrılıp Medine'ye yerleşmişti. Yaşadığı sürece Hz. Muhammed'in (s.a.a) peygamberliğe seçilmesini bekleye durdu. Öleceği sırada Yahudilere şöyle dedi: "Muhammed'in (s.a.a) peygamberliğini görme aşkıyla Şam'daki refah içindeki yaşantımı terk ederek gelip buraya yerleştim ve burada yiyeceğim ekmekle hurmaya razı oldum. Yazık ki arzularımın gerçekleşmesini göremeden bu dünyadan göçmek üzereyim! Bilmiş olun ki Muhammed (s.a.a) Mekke'de peygamberliğe seçilecek ve buraya hicret edecektir. O çok alçak gönüllü biridir; bir parça ekmek ve hurmayla yetinecek, eyersiz merkebe binecek, burada devletini kuracak ve baş döndürücü bir hızla hüküm sürdüğü toprakları genişletecek, kimseden korkmayacak, doğruluk ve hak yolu üzerinde bulunan engelleri ortadan kaldıracaktır."[13] Hicazlı Zeyd b. Amr, Hz. İbrahim'in (a.s) tertemiz dinini aramaya koyuldu. Bu amaçla Mekke'den Şam ve Musul'a kadar ilerledi, her ne kadar gayret sarf ettiyse de aradığını bulamadı. Nihayet, Hıristiyan din bilginlerinden biri şöyle dedi: "Bugün temiz dinden bir eser kalmamıştır, fakat bugünlerde senin kendi yurdunda bir peygamber zuhur edecektir ki, onun dininde ve sözlerinde İbrahim'in dinini bulabilirsin." Zeyd, Mekke'ye dönerken yolda öldürüldü. İslâm Peygamberi, onu hayırla anıyor ve şöyle buyuruyordu: "Zeyd, Allah'ın dinine ulaşmak için araştırma yaparken öldürüldü."[14] Hıristiyan âlimlerinden Bahira, Muhammed'i (s.a.a) çocukluk döneminde görmüş, kutsal kitaplarda okuduğu alâmetlerle de tanımıştı ve Muhammed'i (s.a.a) göstererek Ebu Talib'e; "O peygamber olacaktır, onu korumaya çalış ve hemen vatanına gönder." demişti.[15] Nastur adında Hıristiyan âlimi, Muhammed'i (s.a.a) gençliğinde görünce onun peygamber olacağını müjdeleyerek şöyle demişti: "O, ahir zaman peygamberidir."[16] Kutsal kitapların gelecekten verdiği haberler üzerine insanların bir kısmı, herhangi bir zorlamayla karşılaşmadan İslâm Peygamberine iman etmiş ve Müslümanlığı seçmişti. [1]- İbn-i Hişam Siyeri, c.1, s.211-226 [2]- Ayr, Medine'nin güneyinde ve Uhud ise kuzeyinde bulunan iki dağın adıdır. (El-Cibal, Zimahşeri, s.8) [3]- Ravzat'ül-Kâfi, s.308 [4]- A'râf, 157 [5]- Bu misal, Peygamber ve fedakâr dostlarının sıfırdan başlayarak doruğa varmalarına ve de fedakârlık, vahdet ve imanlarıyla dünyayı hayrete düşürmelerine işarettir. [6]- Fetih, 29 [7]- Saff, 6 [8]- Bakara, 146 [9]- En'âm, 20 [10]- Ravzat'ül-Kâfi, s.308 [11]- Bihar'ul-Envar, c.15 [12]- Bakara, 89 [13]- İsbat'ül-Hüdat, c.1, s.84; Bihar'ul-Envar, c.15, s.206; İbn-i Hişam Siyeri, c.1, s.213. (Bu kitapta İbn-i Heyban adında kayıtlıdır.) [14]- Bihar'ul-Envar, c.1, s.204 [15]- İbn-i Hişam Siyeri, c.1, s.180-183 [16]- Tabakat, İbn-i Sa'd, c.1, birinci bölüm, s.83
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

24/03/2014 - 16:41 Gençlerimiz ele ele verirse, Nevruz böyle bayram olur!
26/02/2014 - 15:04 Kurân-ı Kerim’in Mucize Oluşu
26/02/2014 - 14:43 Akraba Ziyaretleri
26/02/2014 - 14:00 İmam Ali’nin (a.s) İmam Hüseyin’e (a.s) Vasiyeti
03/05/2011 - 09:19 Irak'ın İşgalcilere İhtiyacı Yok!
30/04/2011 - 09:56 Bahreyn'de İnsanlık Ölüyor
30/04/2011 - 09:54 Mısır'da Vahabi Tehlikesi
28/04/2011 - 19:55 el -Ezher: Vahabilik bidat ve İslam dışıdır
28/04/2011 - 19:52 Trakya Ünüversitesinde başörtüsü çelişkisi
28/04/2011 - 19:20 Hamedani: Bölge diktatörlerinin sarayları yıkılmakta
05/02/2011 - 18:27 Gençlerin Aileleriyle İlişkileri Nasıl Olmalıdır
17/01/2011 - 10:50 Gureru'l Hikem Kitabı Çıktı
17/01/2011 - 10:44 Bayanlar Arası Kuran Okuma Yarışması Kayıtları Başladı
08/01/2011 - 14:39 Allah’ı Zikretmek
08/01/2011 - 14:35 İslâm Ahlâkının Özellikleri
08/01/2011 - 14:29 Hakka Giden Yol Nasıl Kat edilir?
08/01/2011 - 14:27 İslam'ın Arzuladığı ''Genç Nesil''
30/12/2010 - 14:15 Peygamber (s.a.a)’in Gadir-i Hum’da Okuduğu Hutbe
30/12/2010 - 14:06 Hz Ali'nin Divanındaki Sözlerden Seçmeler
27/12/2010 - 14:36 Adalet Mazharı Ali (a.s)
27/12/2010 - 14:24 Günahın Tedavisi
27/12/2010 - 13:57 Evliliğin Fazileti
27/12/2010 - 13:53 İnsan nasıl Allah’ın mahbubu (sevimli kulu) olur?
27/12/2010 - 13:42 Hz.Hüseyin(a.s)'den Hikmetli Sözler
09/12/2010 - 11:24 Allah Resulü Hüseyin'e Ağlıyor
09/12/2010 - 10:50 Kerbela
09/12/2010 - 10:48 Hüseyin Bin Ali (a.s)
09/12/2010 - 10:47 Aşura Kıyamının Hedefleri
09/12/2010 - 10:45 Muharrem, Matem ve Mühasebe Ayı
09/12/2010 - 10:44 Muharrem Ayının İlk On Günü
09/12/2010 - 10:40 Muharrem
22/11/2010 - 14:55 Gadir-i Hum Olayı
08/11/2010 - 13:17 Hz.Ali'nin torunundan 'Haklar Risalesi'
27/10/2010 - 09:11 Gerçek İslam ve Yöresel İslam
20/10/2010 - 17:30 İmam Rıza (a.s)
20/10/2010 - 17:22 İmam Rıza'nın (a.s) Kutlu Doğum Yıl Dönümü
07/10/2010 - 12:22 Balığı Sofranızdan Eksik Etmeyin
07/10/2010 - 12:16 İstanbul'da Acil Vakalar İçin Ambulans Devriyesi
07/10/2010 - 11:24 İlk Hacı Kafilesi Cumartesi Yola Çıkacak
07/10/2010 - 10:35 Dikkat ! Kış Erken Geliyor Önleminizi, Alın
05/10/2010 - 10:00 Yirmilik Diş
05/10/2010 - 09:23 Karaciğer Dostu Şifalı Bitkiler
30/09/2010 - 23:07 İstanbul'da 1 milyon Binayı İlgilendiren Kritik Karar
30/09/2010 - 22:52 Gençlerin Yanlış Yollara Sapmaması İçin!
28/09/2010 - 12:18 Parmakları Çıtlatmak
28/09/2010 - 12:09 Bilgisayara Çok Bakanlar Dikkat!
28/09/2010 - 11:38 Amel İle Terbiye Edin Dille Değİl
28/09/2010 - 11:32 Okulda başarı için kahvaltının önemi büyük
27/09/2010 - 11:45 Bir Genç Erkekte Bulunması Gereken Özellikler
27/09/2010 - 11:23 Bir Genç Kızda Bulunması Gereken Özellikler
27/09/2010 - 11:15 Allah Korkusu Dünyevi Korkulardan Farklıdır
27/09/2010 - 11:05 Allah Teala Kullarına En Hayırlı Olanı Seçer
27/09/2010 - 10:57 Öz Güven Nasıl Kazanılır?
16/09/2010 - 14:21 Müslüman Kadının Kocasına İtaatı Nasıl Olmalı
16/09/2010 - 14:18 İmam Mehdi(a.s)dan Hadis ve Rivayetler
16/09/2010 - 13:06 Gürcistan'dan Türk işadamlarına çağrı: Gelin, 40 dolara 3 gün içinde şirketinizi kurun
16/09/2010 - 12:59 Tarım Müdürlüğü uyardı: İklim Değişikliklerinden Zarar Görmemek İçin Bölgeye Uygun Ürünler Ekin
15/09/2010 - 18:03 Çin Malı Kırtasiye Ürünlerine Dikkat Edilmesi İstendi
15/09/2010 - 17:21 Anadolu Üniversitesi'nin bütün kontenjanları doldu
15/09/2010 - 17:16 İran Halkı Kurân Yakma Girişimini Lanetledi
15/09/2010 - 16:03 Kurân Hidayet Ve Saadet Kitabıdır
14/09/2010 - 12:19 Nefsi Tezkiye Etmek
14/09/2010 - 12:17 Affetmek
03/09/2010 - 11:53 Kadir Gecelerinin Amelleri
03/09/2010 - 11:46 Oruç-Kırk Hadis
03/09/2010 - 11:40 Oruç Ve Günahtan Sakınmak
28/07/2010 - 10:08 Hak ve Batılın Ölçüsü Ammar
17/04/2010 - 12:37 Tövbe ve Nefsi Arındırma
17/04/2010 - 12:21 Ehl-i Beyt (a.s)’ı Tanımak
16/04/2010 - 09:43 Salavatın Faydaları
16/04/2010 - 09:24 Dua ve ibadete bilimsel kanıt
16/04/2010 - 09:22 Hakka Giden Yol
16/04/2010 - 09:10 Peygamber Efendimizin Sünnetleri
14/04/2010 - 08:39 Kuran ve Sünnette Ali Sevgisi
14/04/2010 - 08:32 Allah'ı Hakkıyla Tanı
12/04/2010 - 11:15 Allah-ı Zikretmek
29/03/2010 - 09:23 Tövbeyle İlgili Ayet ve Hadisler
24/03/2010 - 09:45 İmam Hasan Askeri (a.s)
16/03/2010 - 09:18 Herkesin Ders Alması Gereken Öneriler
04/03/2010 - 08:22 Ayetullah Sistani Olmasa Irak’ta Seçimler Olmaz
03/03/2010 - 08:46 Hz. Fatıma'nın çocuk eğitim yöntemleri
03/03/2010 - 08:40 Zekanızı bileyip geliştirecek 7 egzersiz
01/03/2010 - 09:17 Ehlibeyt Şiası
01/03/2010 - 08:34 Hz.Resulullah' ın (s.a.a) Faziletleri
01/03/2010 - 08:28 Bir Güneş Doğuyor, İmamet Semasında
25/02/2010 - 09:04 Niçin ve Nasıl Namaz Kılmalıyız
24/02/2010 - 08:35 Kalbi yumuşatan ve ihya eden şeyler
17/02/2010 - 15:16 İmam Mehdi'yi Bekleyenlerin Ödül ve Sevapları
17/02/2010 - 15:08 Kalbi yumuşatan ve ihya eden şeyler
16/02/2010 - 11:13 Ayetullah Sistani’den İnsanlık Dersi
16/02/2010 - 11:09 İmam Rıza(a.s)´dan Hikmetli Öğütler
16/02/2010 - 11:04 Kur'anı inanarak yaşamak
01/02/2010 - 09:34 Son dakikaya bırakılan namaz
28/01/2010 - 10:15 Dua'nın İcabetinin Şartları
16/01/2010 - 13:37 Aşura Basın Ödülleri Sahiplerini Buldu
12/01/2010 - 12:53  Sistani işgalcilere karşı İslami direnişin simgesidir.."
11/01/2010 - 14:55 Bir Kıyamı Kutsal Kılan Şartlar
11/01/2010 - 14:50 Tebatebai'nin Kaleminden İmam Hüseyin
11/01/2010 - 13:26 Hz. Hüseyin'in Kıyamından Alınan Dersler
11/01/2010 - 13:18 Kerbela'da Fedakarlık
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Ey Rabbim! Bana, babama, anama, mümin olarak evime girene ve bütün inanmış erkek ve kadınlara mağfiret buyur. Zalimlerin de sadece helakini artır."


( Nuh - 28)

Bir Hadis
İmam Rıza (a.s)

“İman; farzları yerine getirmek, haramlardan sakınmak, kalple Allah’ı tanımak, dille ikrar etmek ve uzuvlarla da amel etmektir.”[4]

Tuhaf’ul-Ukul, s. 877.

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net