Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
İslam Tarihinden Örnekler
 
 
İslam tarihinde ilk Müslümanların Resulullah'a (s.a.a) besledikleri fevkalade sevgi ve bağlılığın pek çok örnekleri vardır.

12/05/2010

İslam Tarihinden Örnekler İslam tarihinde ilk Müslümanların Resulullah'a (s.a.a) besledikleri fevkalade sevgi ve bağlılığın pek çok örnekleri vardır. Esasen felsefe okullarıyla peygamberlerin okulu arasındaki en temel farklılıklardan biri felsefe öğrencilerinin salt öğrenmek için felsefecilere gitmesi ve neticede filozofun yegane çekiciliğinin "öğretmen"likten ibaret olmasıdır. Peygamberlerin çekicilik ve nüfuzları ise aşk ve sevginin nüfuzudur; peygamberlere taraftar olanlar bütün varlıklarıyla onları sever, tutkun olurlar. İslam tarihinde Resulullah'ı (s.a.a) tutkuyla seven sahabelerin en başında gelenlerinden biri Ebuzer-i Gıfari'dir. Peygamber-i Ekrem (s.a.a) Medine'nin 100 fersah kuzeyinde bulunan ve Suriye sınırları yakınında yer alan Tebük'e doğru hareket edilmesini emrettiğinde kimi sahabe, çeşitli bahaneler uydurarak gitmek istemedi. Münafıklar kamuoyu oluşturuyor, işleri bozmaya çalışıyorlardı. Nihayet İslam ordusu hareket etti. İslam ordusu hem teçhizat açısından son derece zayıf, hem yiyecek bakımından bir hayli sıkıntıdaydı. Bazen bir hurmayı birkaç kişi bölüşmek zorunda kalıyordu. Ama moral çok yüksekti, herkes coşkulu ve neşeliydi. Resulullah'la (s.a.a) birlikte olma aşkı hepsine güç vermiş, morallerini yükseltmişti. Bu orduda Peygamberle birlikte Tebük'e gidenlerden biri de Ebuzer'di. Yolda üç sahabe, şu veya bu bahaneyle Peygamberi bırakıp geri döndü. Geri dönenler Resulullah'a (s.a.a) söylendiğinde hazret "Eğer onda bir hayır varsa Allah Teala onu tekrar bize ulaştırır; yok, eğer hayırsızsa gittiği iyi oldu!" buyuruyordu. Bu arada Ebuzer'in pek zayıf ve ihtiyar devesi ordudan epey geri kalmıştı. Peygambere (s.a.a) gelip Ebuzer'in de geri döndüğünü söylediklerinde o hazret aynı cümleyi tekrarladı, "Ebuzer'de hayır varsa Rabb'im onu tekrar bize ulaştırır." buyurdu. Ebuzer ordudan geri kalmıştır, ama diğer sahabe gibi geri dönmek istediğinden değildir bu; devesi pek yaşlı ve güçsüz olduğundandır. Hayvancağızın son nefesini vermek üzere olduğunu görünce onu bırakmak zorunda kalır, eşyalarını ve silahlarını yüklenip kızgın çölde yaya olarak ilerlemeye başlar. Ordudan birkaç mil geri kalmıştır. Bu sırada dağlık bir bölgeye varır, susuzdur. Burada bir kayanın dibinde birikmiş bir yağmur suyu dikkatini çeker, pek serin ve tatlı bir sudur. Susuz olduğu halde içmez "Canım feda olası sevgili Resulullah (s.a.a) içmedikçe bu sudan içmem." diyerek kırbasını doldurup yola koyulur. Akşama doğru ordunun artçıları "Ya Resulullah (s.a.a) uzaktan bir karaltı geliyor." dediklerinde, "O, Ebuzer'dir" buyurur. Çok geçmeden Ebuzer orduya ulaşır ve susuzluktan hemen oracıkta yere yığılıverir. Resulullah'la (s.a.a) bir grup müslüman bir su kırbasıyla yanına koşarlar, ama o su içmez ve pek zayıf bir sesle "Kırbamda su var." der. Peygamber "Suyun vardı da içmedin öyle mi?!" diye sorunca "Evet ya Resulullah," der. "Pek tatlı ve serin bir su buldum. Canımdan daha aziz olan dostum Resulullah (s.a.a) içmedikçe bu suyu içmemeye ahdettim, sizden önce içmeye kıyamadım." der ve bayılır![1] Dünyada hangi okulda, hangi ideoloji ve fikir sisteminde bu tür fedakarlıklar vardır? Bu sevgi dolu vurgunlardan biri de Bilal-i Habeşi'dir. Kureyşliler İslam'dan dönmesi ve tekrar putlara tapıp hz. Muhammed'den (s.a.a) yüz çevirmesi için ona kızgın kumlar üzerinde kaya parçalarıyla işkence ettikleri halde Bilal tahammül etmekte ve Resulullah'tan (s.a.a) vazgeçmemektedir. Mevlana Mesnevinin 6. cildinde bu olayı çok çarpıcı bir üslupla anlatarak şöyle der: "Ebu Bekir ona, imanını gizlemesini öğütlüyordu, ama Bilal'ın aşkı gizlenecek gibi değildi: Bilal işkencelere katlanıyordu Sahibi vura vura "Muhammed'i bırak!" diyordu "Benim dinimi nasıl inkar edersin." diye Onu öldüresiye dövüyordu. Bilal "Allah birdir!" diyordu sadece Bu sırada Ebu Bekir geçti oradan Dinini gizlemesini öğütledi, ama Bilal "Gizleyemem artık." dedi ona. "Muhammed canıma-kanıma işlemiş benim Ben onun sevgisinden nasıl vazgeçerim? Tevbe eder miyim onu sevmeye Onun sevgisiyle başladım ben dirilmeye! Aşkın gücü sarmıştır beni Kavrayıp kuşatmıştır seveni Onun sevgisi güneş gibi Parladı, ışıttı benim gibisini. Ey sevgili, sen fırtına, ben saman çöpü Savurur sevgin dilediğince beni. Ben Bilal isem eğer Ay gibi güneşin ardınca koşar, ona uyarım. Aya, kendi başınalık yakışmaz Gerçek ay, güneşten başkasına uymaz! Gerçek sevgi besleyenler sele kapılmışlardır Sevgilinin selinde kaybolmuşlardır. Değirmen miliyle değirmen taşı gibi tıpkı Gece gündüz onu kuşatmıştır bu tutku." Bu tutku ve sevginin bir başka örneği de yine İslam tarihine "Gazvet-ur Reci" adıyla geçen ve sadr-ı İslam'da vuku bulduğu güne "Yevm-ur Reci" denilen meşhur hadisedir. Kureyşlilerle aynı soydan gelen ve Mekke yakınlarında yaşayan "Ezel" ve "Gâre" kabileleri hicretin 3. yılında Resulullah'a (s.a.a) gelir ve şöyle derler: "Kabilemizde bazıları İslam'ı seçmiş durumda. Kur'an'ı ve İslam hükümlerini öğretmeleri için bize birkaç kişi gönder." Resulullah (s.a.a) da onlara altı kişilik bir tebliğciler grubu gönderdi ve bu grubun başına da Mersed b. Ebi Mersed veya Asım b. Sabit adlı birini tayin etti. Mübelliğler, söz konusu kabilenin gönderdiği adamlarla birlikte yola çıktılar. "Huzeyl" kabilesinin yaşadığı bölgede mola verdiler. Ansızın Huzeyl oğullarının saldırısına uğradılar. Bu bir tuzaktı. Tebliğci talebinde bulunan insanlar aslında onları buraya çekip tuzağa düşürmüştü. Altı müslüman hemen silahlarına sarılıp savunmaya geçtiler. Huzeyl saldırganlarının reisi "Sizi öldürmeye değil, esir almaya geldik, sizi Kureyşlilere teslim edip onlardan para alacağız." diyerek onlara güvence vermeye kalkıştıysa da müslümanlardan üçü ve bu cümleden olmak üzere Asım b. Sabit "Biz müşriklere teslim olmayız!" diyerek yiğitçe savaşıp şehid düştüler, Zeyd b. Desinne, Hubeyb b. Adıyy ve Abdullah b. Tarık adlı diğer üç kişi ise onlara teslim oldular. Huzeylliler onları sıkıca bağlayıp Mekke'ye doğru yola koyuldular. Mekke yakınlarında Abdullah b. Tarık bir yolunu bulup ellerini çözerek silahına koştuysa da, üzerine çullanıp bir taşla onu öldürdüler. Zeyd'le Hubeyb Mekke'ye götürüldüler ve orada bulunan iki Huzeylli esirle takas edilip Mekkelilere satılmış oldular. Safvan b. Ümeyye-i Kureşi, Bedir veya Uhud'da öldürülen babasının intikamını alabilmek amacıyla Zeyd'i satın almış ve onu öldürmek için Mekke dışına götürmüştü. Mekkeliler bu sahneyi izlemek için toplandılar. Zeyd korkmuyor, kimseye yalvarmıyordu. Bu sahneyi izlemeye gelenlerden biri de Ebu Süfyan'dı. Zeyd'in son dakikalarından faydalanmak ve Resulullah (s.a.a) ve İslam'ın aleyhinde propaganda malzemesi yapılabilecek bir pişmanlık veya tavır sergileyebilmeyi sağlamak istedi. Zeyd'e yaklaşıp "Allah aşkına söyle." dedi, "Şimdi burada senin yerine Muhammed'in olmasını istemez miydin? Senin yerine onun kellesi vurulur, sen de rahatça çoluk-çocuğunun yanına dönerdin o zaman!" Zeyd'in verdiği cevap bütün Mekkelileri ürkütmüştü: "Allah'a yemin ederim ki, ben Muhammed'in (s.a.a) ayağına bir dikenin batmasına bile tahammül edemem, bu durumda çoluk-çocuğumun yanında rahat rahat oturamam!" Ebu Süfyan neye uğradığını şaşırmıştı. Mekkelilere "Muhammed'in adamları kadar sadık ve vefakar kimse görmedim!" dedi, "Müslümanların Muhammed'i sevdikleri kadar, hiç kimse taraftarlığını yaptığı birini sevmiş değildir!" Sıra Hubeyb b. Adıyy'e gelmişti. Onu da öldürmek için Mekke dışına çıkardılar. Hubeyb, öldürülmeden önce iki rekat namaz kılmak için izin istedi. Müsaade edilince fevkalade bir huzu ve huşuyla iki rekat namaz kıldı, namazını bitirdikten sonra kendisini izlemeye gelen Mekkelilere dönüp "Vallahi, korkusundan uzatıyor diyerek beni karalamayacağınızdan emin olsam, daha fazla namaz kılmak isterdim!" dedi. Hubeyb'i öldürmeye hazırlandılar. Darağacına çıkarıldığında söylediği sözler Mekkelileri pek etkilemiş, çoğu insan korkuyla yerlere kapanmıştı. Hubeyb darağacında şöyle dua ediyordu yüksek sesle: "Ya Rabbi! Resulünün bize verdiği vazifeyi yerine getirdik. Bizim başımıza getirilenleri hemen bu sabah Peygamberine bildir. Ya Rabbi! Bu zalim güruhun yaptıklarını gör, bunları affetme, bir teki bile sağ kalmayacak şekilde hepsini helak et!"[2] Bir diğer örnek de Uhud'dur. Bilindiği üzere Uhud'da müslümanlar ağır bir yenilgi aldılar. Bu savaşta, aralarında Resulullah'ın (s.a.a) sevgili amcası Hamza'nın da bulunduğu 70 müslüman şehid oldu. Bu savaşı müslümanlar kazanmıştı aslında. Ancak, Peygamberin (s.a.a) bir tepeye yerleştirdiği bir grup okçu askerin disiplinsizliği ve emre itaatsizliği yüzünden bu savaş kaybedildi, kimi kaçtı, kimi direnip Peygamberi korudu ve neticede kaçmayıp Resulullah'ı (s.a.a) koruyan bir avuç mümin diğer müslümanları tekrar toparlamayı başararak facianın daha da büyümesini ve düşmanın daha fazla ilerlemesini önlemeyi başardılar. Bilhassa Peygamberin (s.a.a) öldürüldüğü söylentisi yayılınca çoğu müslümanlar geri dönüp kaçmaya başlamış, ama hazretin hayatta ve sağ olduğu öğrenilince İslam ordusu tekrar moral kazanarak savaş meydanına geri dönmüştü. Bu sırada pek çoğu ağır yaralanmıştı, bu yaralıların olup bitenlerden haberi yoktu. Bu yaralılardan biri de Sa'd b. Rabi'di, on iki yerinden ağır yara almıştı. Kanlar içinde yerde yatan Sa'd'i gören bir müslüman ona yaklaşıp "Peygamber ölmüş diyorlar." dedi. Sa'd'in cevabı pek ilginçtir "Peygamber ölebilir, ama onu gönderen Allah da mı öldü ki sizler böyle kaçıyorsunuz? Muhammed'in dini ölmedi ki! Ne bekliyorsun sen? Dinini neden müdafaa etmiyorsun kardeşim?!" Resulullah (s.a.a) savaşın sonlarına doğru ölülerle yaralıları belirlemek için bir yoklama yaparken Sa'd b. Rabi'nin orada bulunmadığını fark etti, ve Sa'd'den haber getirecek bir gönüllü istedi, ensardan biri öne çıkıp gönüllü oldu ve Sa'd'i aramaya gitti. Onu bulduğunda can vermek üzereydi "Resulullah (s.a.a) senden bir haber götürmem için görevlendirdi beni." dedi. Sa'd "Benim selamımı ilet ve artık gidici olduğumu söyle." dedi ve ekledi: "Ben son anlarımı yaşıyorum. Resulullah'a (s.a.a) benim tarafımdan şunu söyle: Allah Teala, bir peygambere layık olan en iyi mükafatla mükafatlandırsın seni!" "Bu arada ensarla muhacirlere de bir vasiyetim var. Onlara benim şu sözlerimi ilet: Onlar sağ olduğu halde müşrikler Resulullah'ın (s.a.a) bir kılına dokunacak olurlarsa Allah Teala onların özrünü kabul etmeyecektir asla!"[3] Evet, İslam tarihi bu tür inanılmaz fedakarlık ve sevgi örnekleriyle doludur. Resulullah (s.a.a) kadar ashabı tarafından sevilip sayılan, uğruna can vermeye hazır yarenleri olan, kadın -erkek, genç-ihtiyar, toplumun bütün kesiminin candan sevip gönülden saydığı ve bu bağlılığın hiç eksilmediği gibi giderek de çoğaldığı ikinci bir lider bulabilmek mümkün değildir. İbn-i Ebi'l Hadid, Nehc'ul Belağa Şerh'inde şöyle der: "Kim Resulullah'ın (s.a.a) mübarek sesini duyacak olsa o hazrete içi ısınır, ona karşı derin bir sevgi duyardı. Bu nedenledir ki Kureyşliler Müslümanlara "sobat" yani "vurgunlar, tutkunlar" adını vermişlerdi, "Velid b. Muğiyre de bu gidişle Muhammed'in dinine gönül verecek!.." diyorlardı. Bu, şu demekti: "Kureyş müşriklerinin önde gelenlerinden biri olan Velid, İslam'ı kabul edecek olursa bütün Kureyşlilerin müslüman olması muhtemeldir. Bu nedenledir ki Mekke müşrikleri Peygamber-i Ekrem (s.a.a) için "Sözleri cadılıdır, şaraptan daha sarhoş edicidir." diyorlardı. Resulullah (s.a.a) o kadar cazibeli, etkileyici ve sevecendi ki Kureyşliler, bu eşsiz insanın çekim sahasına girer korkusuyla evlatlarını Resulullah'la konuşmaktan bile menetmişlerdi. Resulullah (s.a.a) Kabe'nin kenarında, Hicr-i İsmail'de oturup Kur'an tilavet ettiği zaman Mekke müşrikleri Kur'an'dan etkilenmemek için parmaklarıyla kulaklarını tıkar, Peygamberin sesini duymamaya çalışırlardı. Hatta Resulullah'ın (s.a.a) fevkalade etkileyici olan bakışları ve mübarek simasının da çekimine yakalanmamak için yüzlerini-gözlerini bile örtüyor, o hazrete yaklaştıklarında elbiselerini başlarına çekiyorlardı![4] İnsanbilim ve toplumbilimle uğraşan her araştırmacıyı büyüleyen gerçeklerden biri de, İslam dininin, cahiliyet dönemi Araplarında yarattığı inanılmaz değişim ve inkılâptır. Her bilim adamı şunu bilir ki, o dönemin Araplarını eğitip yetiştirebilmek için çok uzun bir süreye ihtiyaç vardı; en azından mevcut neslin tükenmesi ve olmadık ahlaksızlıkları gelenek olarak kabullenmiş mevcut neslin kökü kuruduktan sonra yeni nesil üzerinde çalışılması gerekiyordu. Ama İslam'ın ve bizzat Resulullah'ın (s.a.a) cazibe ve çekiciliği bu süreci asgariye indirdi. Evet, daha önce de belirttiğimiz gibi sevgi, her nevi kötülük ve çirkinliğin kökünü yakıp kül eden bir ateş gibidir. Resulullah'ın (s.a.a) sahabesinin büyük bir çoğunluğu o hazrete adeta tutkundu, ona gönülden bağlıydı. Bu nedenledir ki öylesi kısa bir sürede o insanları eğitip yetiştirebildi, o cehaletlerden kurtardı ve o cahiliye toplumunda köklü değişimler yarattı. Sevginin gücünden başka bir şey değildi bu: Bizim kolumuz kanadımız Dostun kemendidir aslında O kement dosta çeker, götürür bizi Dostumun nuru olmasa Önümü ardımı nasıl görürüm ben? Onun nuru dört bir yandan kuşatmıştır beni Başımın tacı, boynumun kolyesidir ışıl ışıl... ……………………………… [1] - Bihar'ul Envar c:21 s:215-216 Yeni baskı. [2] - İbn-i Hişam Siyeri c:2 s:169-173. [3] - İbn-i Ebi'l Hadid Şerhi, Beyrut basımı, c:3 s:574 ve : İbn-i Hişam Siyeri c:2 s:94. [4] - Nehc'ul Belağa Şerhi, İbn-i Ebi'l Hadid c:2 s:220 Beyrut baskısı.
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

15/04/2011 - 14:49 Ayetullah Sistani Suudi Kralı’nın Görüşme Talebini Ret Etti
14/04/2011 - 11:26 Tevhit bütün İslam Emirlerinin Ruhudur
12/04/2011 - 12:03 Kurân ve Hadisler de Komşuluk
14/02/2011 - 20:25 Hz. Muhammed (s.a.a) ile Hz. Hatice’nin (s.a) Evliliği
14/02/2011 - 20:23 Hz. Peygamber’in (s.a.a) Kutlu Doğumu ve Vahdet Haftası
31/01/2011 - 16:07 1.Hayat Pınarı Bilgi Yarışması
19/01/2011 - 09:50 Hz. Fatıma’nın (s.a) Cennetteki Makamı
18/01/2011 - 15:23 Erbain Ziyaretnamesi
30/12/2010 - 16:27 Muktada el-Sadr’dan Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:51 Ayetullah Sübhani’den Başbakana Teşekkür Mesajı
23/12/2010 - 09:33 Şeyh Celaleddin Sagîr'den Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:29 Berlin İmam Cafer Sadık (a.s) Camiinde Aşura
20/12/2010 - 09:57 Ankara Kocatepe'de Görkemli Kerbela Anma Merasimi
20/12/2010 - 09:44 Kars'ta Aşura
20/12/2010 - 09:40 Avrupa "Lebbeyk Ya Hüseyin" Nidalarıyla İnledi
20/12/2010 - 09:35 Suudi Arabistan’da Şiilerle Vahabiler Arasında Şiddetli Çatışmalar
18/12/2010 - 10:34 Aralık'ta Duygulu Aşura yas Merasimi
18/12/2010 - 10:31 Kocaeli Kerbela Şehitlerine Ağladı
18/12/2010 - 10:14 Malatya'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:12 Bursa'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:04 Kayışdağın’da Görkemli Aşura Yas Merasimi
17/12/2010 - 11:44 İran'da Milyonluk Aşura Merasimleri
17/12/2010 - 10:46 Iğdır‘da Tasua ve Aşura Günü Gözyaşları Sel Oldu
17/12/2010 - 10:19 Halkalı'da Tarihi Aşura
17/12/2010 - 10:09 Aşura Merasimi Halkalı’da Yine Görkemli Düzenlendi
17/12/2010 - 09:48 Başbakan Aşura Merasimine Katıldı
15/12/2010 - 10:30 Aşura
15/12/2010 - 09:45 Tasua Günü Ne Oldu?
13/12/2010 - 12:44 Ölümü Ancak Saadet Bilirim!
13/12/2010 - 11:40 Yezid Kimdir?
11/12/2010 - 14:03 Kerbela Kıyamının Sebepleri
11/12/2010 - 13:15 Kerbela Kıyamının Niteliği
10/12/2010 - 09:57 Kerbela Bir Mekteptir
24/11/2010 - 14:08 Dua İnsanı Yüceltir
23/11/2010 - 13:42 Namazın Hikmeti
23/11/2010 - 12:30 Ana-Babaya İyilik ve Saygı
23/11/2010 - 12:26 Hz. Ali`den (a.s) Güzel Sözler
23/11/2010 - 09:54 Gadir Gününde Taç Töreni
12/11/2010 - 15:25 İnsan neden Allah’ı unutur?
08/11/2010 - 15:00 Namazda On Güzellik
01/11/2010 - 14:59 El Ezher Şeyhi, Ayetullah Sistani'yi Ziyaret Edecek
28/10/2010 - 13:44 Güler Yüzlülük ve Güzel Ahlak
28/10/2010 - 13:27 İyi Bir Eşin Nitelikleri
25/10/2010 - 14:47 Kendini Tanıma ve Yetiştirme
25/10/2010 - 13:22 İslâm Ahlâkının Özellikleri
22/10/2010 - 12:53 Ayetullah Sistani, Askerleri Uyardı
20/10/2010 - 20:10 İmam Ali Rıza’nın (a.s) Kısaca Hayatı
20/10/2010 - 12:44 Sılayı Rahim
20/10/2010 - 12:40 Takva ve Değerli Aşamaları
15/10/2010 - 13:57 Anne Hakkı
24/09/2010 - 10:13 Kurândaki Akrabalık İlişkisi
14/09/2010 - 12:16 Takva ve Büyük Günahlar
28/07/2010 - 10:06 İmam Mehdi'nin (a.f) Mübarek Doğum Günü
24/06/2010 - 11:03 Recep Ayı İstiğfar ve Tövbe Ayıdır
24/06/2010 - 11:02 Recep Ayı Gecelerine Ait Namazlar
23/06/2010 - 09:39 Recep Ayının Faziletleri
11/06/2010 - 08:41 İlahi Adalet 1
10/06/2010 - 10:14 Takvasız Kurân Okuyanın Akıbeti
07/06/2010 - 08:21 İstiğfar
31/05/2010 - 09:05 İslam'da İrfan ve Hikmet
28/05/2010 - 10:19 İrfan ve Şeriat
26/05/2010 - 15:06 Ölüm Anında Kurân Tilavet Etmek
22/05/2010 - 08:59 Nasıl İhlâslı Olabiliriz?
19/05/2010 - 10:21 Misafirlik ve Misafirperverlik
18/05/2010 - 09:24 Hz. Fatıma'nın (s.a) Şehadeti
18/05/2010 - 08:52 Hz. Fatıma’nın (s.a) Kapısının Yakılması
18/05/2010 - 08:47 Hz. Fatıma’nın (s.a) Zühdü Ve Takvasından Örnekler
12/05/2010 - 09:10 İslam Tarihinden Örnekler
08/05/2010 - 09:11 Kur'an ve Hadislerde Nefisle Cihat
05/05/2010 - 09:17 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
03/05/2010 - 09:17 Ahde Vefa
03/05/2010 - 09:13 Küçük Görülen Büyük Ameller
26/04/2010 - 14:43 Allah Korkusundan Ağlamak
22/04/2010 - 10:38 Kurân-ı Kerim İfadesinde Müstakildir
13/04/2010 - 10:17 Hak ve Batıl
12/04/2010 - 11:15 Kurân-ı Kerim’in Mücize Oluşu
08/04/2010 - 11:13 Namazla İlgili Hadisler ve Güzel Sözler
08/04/2010 - 11:10 Namazın Hikmeti
06/04/2010 - 08:42 Mirac’u Saadet (2)
06/04/2010 - 08:39 Mirac’u Saadet (1)
05/04/2010 - 09:03 Kurân, Karanlıklardan Kurtulma Nedenidir
03/04/2010 - 08:46 Haset Huyuyla Nasıl Mücadele Etmeliyiz?
19/03/2010 - 11:08 İslami Adabı Riayet Etmek
16/03/2010 - 09:26 Kemale Ulaşmanın Yolu
12/03/2010 - 10:22 Gençlik Sorunları
12/03/2010 - 10:19 Kurân Okumanın Bereketi
10/03/2010 - 09:17 En Kötü İnsan
28/01/2010 - 10:32 Küçük Görülen Büyük Ameller
09/01/2010 - 14:12 Ayetullah Hamanei'nin huzurunda Aşura töreni
17/11/2009 - 09:55 Dokuzuncu İmam Cevad'ın Hayatı
11/11/2009 - 08:29 Rızk Kavramının Kurân'da İfade Ettiği Anlam
11/11/2009 - 08:25 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
05/11/2009 - 14:16 Hz.Ali'nin Kasia Hutbesi 
30/10/2009 - 08:23 İmam Ali b. Musa'nın (a.s) Kısaca Hayatı
21/10/2009 - 08:34 Müslüman İşini Güzel Yapar 
02/09/2009 - 13:55 Oruç ve Nefsi Tezkiye 
02/09/2009 - 13:48 Rahmet Ayı Ramazan 
02/09/2009 - 13:38 Bana Dua Edin 
02/09/2009 - 13:28 Zahiri ve Batıni Oruç   
28/08/2009 - 14:22 Oruç Tutmanın Felsefesi
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.

( SÂFFÂT - 102)

Bir Hadis
İmam Rıza (as)

“Namaz, vaktin evvelinde kılınmalıdır. Cemaatle kılınan her rekat, ferdi kılınan iki bin rekata bedeldir. Fasığın arkasında namaz kılma ve velâyet ehlinden başkasına da iktida etme.”[23]

Tuhaf’ul-Ukul, s. 867.

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net