Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
Misafirlik ve Misafirperverlik
 
 
İslam’da, toplumsal ilişkilerde değerli hasletlerden biri misafirlik ve misafirperverliktir.

19/05/2010

Misafirlik ve Misafirperverlik Muhammed Takî Abdus İslam’da, toplumsal ilişkilerde değerli hasletlerden biri misafirlik ve misafirperverliktir. Halis İslam’dan billurlaşmış olan İmamların hayatında bu mesele güzel ve açık bir şekilde sık sık görülmüştür. Onlar, misafir ağırlamak ve misafirperverlik hasletini önemli ahlakî prensiplerden biri olarak bilmiş, mukaddes ve kapsamlı bir emir olarak adapların üzerinde algılamış ve onu sıcak bir şekilde karşılamışlardır. Bu önemli sıfatı incelemek ve ardında da özetleyerek bir neticeye ulaşmak için dikkatinizi aşa¬ğıdaki noktalara çekeceğiz. Kuran’ın Bakışından Misafirperverlik Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyti’nin (Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin) şanı hakkında nazil olan Dehr süresinin 8 ve 9. ayetlerinde, Allah-u Teâla, onların misafirperverlik ve yemek vermelerini överek şöyle buyurmuştur: “Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksulla, öksüze ve esire yedirirler. Size sırf Allah rızası için yemek yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.” Bu ayette birkaç nokta anlaşılmaktadır: 1. Yemek vermek, takdir edilen bir davranıştır. Hatta ihtiyaç ve yoksulluk anlarında bile. 2. Risalet ailesi sürekli bu sıfatın sahibi olmuşlardır. 3. Misafirperverliklerinde özellikle muhtaçlara daha fazla bakmışlardır. 4. Sadece Allah rızası için, ihlastan dolayı yemek vermişlerdir ve bu konuda hiçbir minnette bulunmamış, herhangi bir teşekkür ve beklenti içerisinde olmamışlardır. Ahzap süresinin 53. ayetinde de şunu okuyoruz: “Ey inananlar! Peygamberin evlerine, yemeğe çağırılmaksızın vakitli-vakitsiz girmeyin; fakat davet edilseniz girin ve yemeği yiyince, dağılın. Sohbet etmek için de girip oturmayın. Bu haliniz Peygamberi üzüyor, o da size bir şey söylemeye çekiniyordu. Allah gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin eşlerinden bir şey isteyeceğinizde onu perde arkasından isteyin. Bu sayede sizin gönülleriniz de, onların gönülleri de daha temiz kalır. Bundan sonra ne Allah’ın Peygamber'ini üzmeniz ve ne de O'nun eşlerini nikahlamanız asla caiz değildir. Doğrusu bu, Allah katında büyük şeydir.” Misafirlik ile ilgili olan bu ayette de birkaç nükte aydınlığa kavuşmaktadır: 1. İzin almadan ( ve davetten önce), yemek yemek için ev sahibinin evine girmeyiniz. 2. Davet edildikten sonra, misafirlik vaktinin gelişinden önce ev sahibinin evine girmeyiniz. 3. Yemek vakti geldiğinde misafirleri bekletmeyiniz. 4. Yemek yendikten sonra, kalkınız ve gidiniz; sohbet ve konuşma için oturmayınız. Hz. İbrahim Halil’in kıssasında, Lut kavmini azap etmek ve İbrahim’i kendi hanımından doğacak olan bir çocukla müjdelemek için insan suretinde görevlendirilen birkaç meleğin Hz. İbrahim’e gelmeleri olayında şöyle geçmektedir: “(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.”[1] Bu ayetten şunlar çıkarılabilir: 1. İbrahim, gecikmeksizin tanımadığı misafirlerine semiz bir danayı kavurup önlerine koyacak derecede cömert bir misafirperverdi. 2. Misafirler (melek olduklarından yemek yemedikleri için) yemek yemedikleri vakit İbrahim onlardan korktu. Zira, hem o dönemde hem de gönümüzde misafirlerin yemek yememeleri şunun işaretiydi: Başkalarının yemeğini yiyen biri, yemeğini yediği şahsa zarar vermez. Deyimlerde; “onun ekmeğini ve tuzunu yemiştir” şeklinde geçen ifadeler de bu manayı ifade etmekteler. Ancak, yemek yemediğinde zarar verme ihtimalini doğurur. Bundan dolayı İbrahim korktu. Ama onlar İbrahim’e “korkma!” dediler ve ardından kendilerini tanıtarak ne için görevlendirildiklerini açıkladılar. İslam Peygamberi ve İmamların Sözlerinde Misafirperverliğin Önemi 1. Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Misafir cennetin kılavuzudur.”[2] 2. Yine şöyle buyurmuştur: “Yemek veren kimseye bereket, bıçağın deve hörgücünü kesmesinden daha süratli ulaşır.”[3] 3. Yine şöyle buyurmuştur: “Misafir, rızkını beraberinde getirir. Ev sahibinin evinden çıktığı vakit, ev sahibinin ve aile fertlerinin bütün günahlarını da beraberinde götürerek dışarı döker.”[4] 4. Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Misafir sever bir mümin, kıyamet koptuğu vakit hilalin on dördü gibi parlak bir şekilde kabrinden çıkar. Mahşerdeki insanlar: “Bu şahıs mutlaka gönderilmiş bir Peygamberdir” derler. Bir melek onlara şöyle cevap verir: “Bu şahıs, misafir seven, onlara saygı gösteren ve ona, cennet¬ten başka gidiş yeri olmayan bir mümindir.” 5. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Allah-u Teâla, bir kavmin hayır ve saadetini istediğinde onlara bir hediye bağışlar.” Orada bulunanlar: “O hediye nedir?” diye sorduklarında, Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “O hediye, kendi rızkını beraberinde getiren ve ev halkının günahlarını dışarı çıkaran misafirdir.”[5] 6. Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Misafirin girmediği evde melekler de kalmazlar.”[6] 7. Müminlerin Emiri Ali, oğlu İmam Hasan (a.s)’a şöyle buyurmuştur: “Ey oğlum! Sana namazı ilk vaktinde kılmanı ve misafire ihtiram göstermeni tavsiye ediyorum.” 8. Yine şöyle buyurmuştur: “Bedenlerin kuvveti yemekledir, ruhların kuvveti ise başkalarına yedirmekledir.”[7] İslam’a göre misafirperverliğin büyük değerinin açıklayıcıları olan bu sekiz rivayet, misafirlik ve misafirperverlik hakkında gelen onlarca hatta yüzlerce rivayetten birkaç örnektir. Misafirlik İçin Müminin Davetine İcabet Etmek Misafirlik için müminin davetine icabet etmek, İslam’da büyük değer taşıyan, parlak sonuçlara ve mükafata sebep olan bir davranıştır. Burada aşağıdaki rivayetlere dikkat ediniz. Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Ümmetimden hazır olan ve olmayanlara, beş mil (yaklaşık 10 km) kadar uzak dahi olsa, Müslümanların davetine icabet etmelerini tavsiye ediyorum. Zira Müslümanların davetine icabet etmek dinî programın bir parçasıdır.”[8] Yine şöyle buyurmuştur: “Bir mümin beni bir koyun paçası yemeğine bile davet ederse mutlaka onun davetine icabet ederim ve bu icabet dindendir.”[9] Yine şöyle buyurmuştur: “Yemeğe davet edildiğinde, bir insanın o davete icabet etmemesi ya da icabet ettiğinde o yemekten yememesi cefa ve eziyettendir.”[10] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Davet ettiğinde davetine icabet etmek, Müslüman’ın haklarındandır.” O Hazret’in diğer bir sözünde, müminin davetine iştirak etmek hakkında şöyle gelmiştir: “Müminin vacip olan haklarındandır.”[11] Şu da Allah Resulü’nün sözlerindendir: “Acizlerin en acizi, Müslüman bir kardeşi kendisini yemeğe davet ettiğinde onu önemsemeyen ve davetine icabet etmeyen kimsedir.”[12] Davetsiz Misafirin Kınanması İslamî rivayetlerde davet edilmeden misafirliğe gitmek kınanmıştır. Örnek olarak: Allah Resulü, İmam Ali’ye şöyle buyurmuştur: “Ey Ali! İhanete uğradıklarında kendilerinden başkasını kınanmamaları gereken sekiz tür insan vardır: “Davet edilmediği halde, bir şahsın sofrasının üzerine giden kimse…”[13] Yine şöyle buyurmuştur: “Davetsiz olarak başkasının evine yemek yemeğe giden kimse, ona bir hırsız olarak gider ve onun evinden kınanmış olarak çıkar.”[14] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri yemeğe davet edildiği vakit, çocuğunu kesinlikle beraberinde götürmesin. Çünkü böyle yaparsa günah işlemiş ve gasıp olarak gitmiştir.”[15] Ev Sahibinin Birkaç Görevi Ev sahibinin üzerinde müstahap, hatta kimi zaman vacip olan bazı görevler vardır. Ev sahibinin misafir ağırlarken kimi adaplara riayet etmesi, irtibatların güçlenmesi-pekişmesi ve parlak ahlakî sonuçların ortaya çıkmasına vesile olurken, bu adapları göz ardı etmesi ise, değerlere ters gelen kimi zayiatların meydana gelmesine yol açacaktır. Biz burada söz konusu adaplardan bazılarına değineceğiz: 1. Ev sahibinin sadece zenginleri davet etmemesi, davet edilenler arasında fakir ve yoksulların da bulunmalarına dikkat etmesi ısrarla vurgulanmıştır. Nitekim Peygamber (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “En kötü ziyafet, tok insanların davet edildikleri ve aç insanların uzak tutuldukları ziyafettir.”[16] Yine şöyle buyurmuştur: “Ziyafet sofrasının etrafında fakirlerin değil, zenginlerin bulundukları kimsenin davetine icabet etmek uygun değildir.”[17] Müminlerin Emiri Ali (a.s)’in hilafeti döneminde Basra’nın valiliğine kendisi tarafından Osman b. Huneyf seçilmişti. Osman, fakir ve yoksulların aralarında bulunmadıkları bir misafirliğe iştirak etti. Bu haber İmam Ali’ye ulaşınca, Osman’a geniş ve dokunaklı bir mektup yazdı. Mektubun giriş bölümünde şunlar yazılıydı: “Ben, fakirlerin men edilip zenginlerin davet edildikleri bir topluluğun davetine iştirak edeceğini tahmin etmiyordum. Yediğin şeye bak! (Helal mi, haram mı?) Helal olmasını şüpheli gördüğün şeyi ağzından çıkar ve temiz olduğuna kesin kanaat ettiğin şeyi ye.”[18] 2. Misafirliğe, Allah’ın sevdiği kulların davet edilmeleri tavsiye edilmiştir. Bu bağlamda Allah Resulü şöyle buyuruyor: “Allah’la olan irtibatında sevdiğin kimseyi yemeğine misafir et.”[19] Yine şöyle buyurmuştur: “Müminden başkasıyla arkadaşlık etme ve takvalı insandan başkasına yemeğini yedirme.”[20] 3. Misafir ağırlamanın diğer bir adabı, ev sahibinin, misafirin önüne bıraktığı yemekleri az görmemesi ve “size göre değil, naçizdir…” gibi ifadeler kullanmamasıdır. Zira Allah’ın nimetleri tahkir edilmemelidir. Nitekim İslam Peygamberi şöyle buyurmuştur: “İnsan için, din kardeşlerinin huzuruna koyduğu yemekleri az ve değersiz görmesi, günah olarak yeterdir.”[21] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bir insan için misafirin önüne koyduğu yemeği naçiz ve değersiz görmesi helaktir.”[22] 4. Misafir ağırlarken ev sahibinin kendini zahmete düşürmemesi tavsiye edilmiştir. Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Misafir ağırlarken kendinizi sıkıntı ve eziyete düşürmeyiniz.”[23] Bir şahıs Müminlerin Emiri Ali’yi (a.s) misafirliğe davet etti. Ali ona şöyle dedi: “Senin davetini üç şartla kabul ediyorum: 1. Evin dışından herhangi bir şeyi almaman. 2. Evde hazırda var olan şeyi bana getirmen. 3. Çocuk ve hanımına zahmet vermemen.” O, bu şartları kabul etti ve Ali (a.s) onun davetine icabet etti.[24] Bu konuyla ilgili İmam Sadık (a.s)’tan da rivayet edilen hadislerin birinde şöyle buyurmuştur: “Size davetsiz misafir geldiğinde, evde hazırda ne varsa onu önüne koyunuz (ve kendinizi zahmete düşürmeyiniz) Ancak, eğer siz davet etmişseniz, (iyi yemekler hazırlamada) kendinizi zahmete düşürünüz.”[25] 5. Ev sahibinin misafir için kürdan hazırlaması tavsiye edilmiştir. Bu, misafirin ev sahibi üzerindeki hakkıdır. Nitekim Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Şüphesiz misafire kürdan hazırlamak, misafirin haklarındandır.”[26] 6. Ev sahibinin ayrı değil, misafiriyle birlikte yemek yemesi tavsiye edilmiştir. Bu konuda Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Allah ve Resulü’nün kendisini sevmesini isteyen kimse, misafiriyle birlikte yemek yemelidir.”[27] 7. Misafiri güzel bir şekilde karşılamak tavsiye edilmiştir. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sana bir misafir geldiğinde ona yemek ver, eğer yemezse ona su ve içecek bir şeyler hazırla. Eğer içmezse elini yıkaması (ya da abdest alması) için ona su hazırla.”[28] Yani misafir ağırlarken dikkatsizlik ve itinasızlık gösterme. Rivayet edildiğine göre Allah Resulü’nün bizzat kendisi misafirlere hizmet ederdi. Nitekim tarihte şöyle geçmektedir: “Necaşi’nin kervanı Medine’de Allah Resulü’nün huzuruna geldiği vakit, O Hazret kalkıp bizzat onlara hizmet etti.”[29] 8. Yemek yenildiği vakit, ev sahibinin mükemmel bir güler yüzlülük ve muhabbetle misafirlerle yüzleşmesi tavsiye edilmiştir. Ali (s.a) şöyle buyurmuştur: “Misafirin yemek çiğneme sesini duyup da ondan mutluluk duyan her müminin günahı kesinlikle bağışlanmıştır.”[30] İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “İnsan Müslüman kardeşini sevmeli ve yemek verdiğinde mükemmel bir güler yüzle ona davranmalıdır.”[31] 9. Ev sahibi misafire iş yaptırmamalıdır. Bu bağlamda rivayet edildiğine göre, İmam Sadık (a.s)’ın misafirlerinden biri, bir işi yerine getirmek istediğinde, İmam onu engelleyerek bizzat kendisi kalkıp onu yerine getirdi ve şöyle buyurdu: “Allah Resulü, misafiri hizmete almayı yasaklamıştır.”[32] 10. Misafir kalktığında ev sahibinin onu kapıya kadar uğurlaması tavsiye edilmiştir. Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Misafirle birlikte hareket etmen ve onu kapıya kadar uğurlaman, misafirin senin üzerindeki haklarındandır.”[33] Misafirin Birkaç Görevi Misafirin de yerine getirmesi gereken kimi ahlakî ve insanî vazifeleri mevcuttur. Bunlardan bazıları: 1. Fasıkların yemeğinden yememesi ve onlara misafir olmaması. Allah Resulü şöyle buyurmuştur: “Fasıkların yemeğinden yemeyiniz.”[34] 2. Bir şahsın davetinin, maddi çıkarlar ve kötü istifadeler maksadıyla ya da şüpheli olduğu bilindiğinde davetinin kabul edilmemesi. Nitekim Ali (a.s), Osman b. Huneyf adlı Basra valisine gönderdiği mektupta, “sofrasında rengârenk yemekler bulunan (ve senin şahsından suistifade etmek isteyen) falan zengin adamın davetine neden katıldın?” diye serzenişte bulundu. İmam Ali (a.s) mektubun devamında şöyle buyuruyordu: “Sana helal olması şüpheli olan lokmayı ağzından dışarı at.”[35] 3. Misafirin vaktinden önce gitmemesi ve yemek yedikten sonra fazla oturmaması. (Bu nokta, Ahzap süresini 53. ayetinden net olarak anlaşılmakta olup daha önce zikredilmişti.) 4. Misafirin, davet edilmemiş kimseyi beraberinde götürmemesi. (Bu nokta da daha önce zikredilmişti.) 5. Misafirin önüne konulan şeyi az ve değersiz görmemesi. Nitekim Allah Resulü bir sözünde şöyle buyurmuştur: “Bir kavim için, din kardeşlerinin yemekten önlerine koydukları şeyi az ve değersiz sayması, günah olarak yeter.”[36] 6. Tavsiye edilmiş diğer bir adap da, yemek getirildiği vakit, yemeğe erken başlamak ve herkesten daha geç yemekten el çekmektir. Nitekim İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah Resulü bir toplulukla birlikte sofranın kenarına oturduğunda, herkesten daha önce yemek yemeye başlar ve herkesten daha geç yemekten el çekerdi.”[37] Bu davranış şekli, misafirlerden hiç kimsenin utanmaması ve doymayana dek yemekten el çekmemesi içindir. 7. Her misafirin kendisine yakın olan yemekten yemesi tavsiye edilmiştir. Nitekim Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Sizden biri yemek yediğinde kendisine yakın olan yemekten yemelidir.”[38] 8. Misafirin, ev sahibinin evinden üç günden fazla kalmaması. Allah Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Misafirlik üç gündür. Ondan fazlası sadaka olarak sayılır ve misafirin görevi, üç günün ardından ev sahibinin evini terk etmesidir.”[39] Derler ki, bir şahıs birisine misafir olarak gider ve birkaç gün geçmesine rağmen evden ayrılmaz. Ev sahibi ve eşi ondan artık bıkarlar, ancak aynı zamanda ona bir şey söylemekten de utanırlar. Sonunda dolaylı olarak ona şöyle derler: “Bir müddettir burada olduğunuzdan şimdi aileniz yolunuzu gözlemektedir.” Misafir: “Burası güzel bir yerdir, ailemin de gelmesi için bir mektup yolladım!!” şeklinde karşılık verir. 9. Misafirin, ev sahibinin gösterdiği yerde oturması tavsiye edilmiştir. İmam Bakır (a.s), bunun hikmetini şöyle açıklamıştır: “Ev sahibi, ailesinin hicabı noktasında evini misafirden daha iyi tanır.”[40] İmamların Hayatından Misafirlik ve Misafirperverlik örnekleri İmamlar, misafirperverlik ve misafir ağırlamayı değerli sıfatlardan saymış, ona önem vermiş, onun güzel neticelerine kavuşmak ve başkalarına da öğretmek için bu alandaki bütün adaplara dakik bir şekilde riayet etmişlerdir. Onlar misafirliğe; ziyafetlere düşkünlük ve gösterişli gidiş-gelişler gözüyle bakmamış, tersine onu kutsal kabul ederek insanların müspet ilişkilerinin güçlenmesinin bir aracı, sevgi ve mutluluğu takviye etmenin birer kaldıracı olarak tanımışlardır. Burada dikkatinizi Peygamber (s.a.a) ve İmamların hayatından birkaç örneğe çekeceğiz. Birinci Örnek Yemen’de Peygamber (s.a.a)’in huzuruna bir grup geldi. O grubun içinden biri Allah Resulü’nün karşısında çok cüretkâr davranarak kaba ve edep dışı sözler sarf etti. Öyle ki Allah Resulü sinirlendi, alnındaki damarlar öfkenin şiddetini gösterdi ve başını önüne eğdi. O sırada Cebrail, Peygamber (s.a.a)’e şu içerikte bir mesaj indirdi: “Allah selam söylüyor ve bu adamın, insanlara yemek veren cömert biri olduğunu buyuruyor.” Bu söz Peygamber (s.a.a)’in öfkesinin dinmesine sebep oldu, hemen rahatlanarak adama döndü ve şöyle buyurdu: “Eğer Cebrail bana, senin yemek veren cömert biri olduğunu haber vermemiş olsaydı, gelecekteki insanlara ibret olsun diye sana sert davranırdım.” Adam: “Acaba senin Rabbin misafirliği sever mi?” diye sorunca, Peygamber (s.a.a) “evet” dedi. O adam hemen orada Müslüman oldu ve Peygamber (s.a.a)’e şöyle arz etti: “Seni hak ile gönderen Allah’a yemin erdim ki, şimdiye kadar kendi malımdan hiç kimseyi reddetmedim.”[41] İkinci Örnek Savaş cephelerinin birinde, Peygamber (s.a.a) namaz kılıyordu. Bir grup yolcu, o Hazret’in ordugâhının yanından geçtiler, Peygamber (s.a.a)’in ashabıyla konuşup Peygamber (s.a.a)’in durumunu sordular, Peygamber (s.a.a) için dua ettiler ve onu övdükten sonra oradan ayrıldılar. Peygamber (s.a.a) namazdan sonra öfkeli ve sahabelerine itiraz eder bir şekilde şöyle buyurdu: “Buraya bir grup süvari geldi, bana selam söyleyip durumumu öğrenmek istedi. Ancak siz onları misafirliğe davet etmediniz!!!” Ardından Cafer-i Tayyar’ın misafirperverliğine değinerek şöyle buyurdu: “Dostum olan Cafer’in aralarında bulunduğu bir topluluğun yanından bir grup yolcunun geçip de yemek yememesi kolay değildir.”[42] Bu hadiste Peygamber (s.a.a), misafirperverliği terk ettikleri için kendi ashabını yererken, misafirperverliğinden ötürü Cafer-i Tayyar’ı övmüştür. Üçüncü Örnek Ali’nin (a.s) yaranlarından biri olan Haris Hamdanî, Ali’nin yanına gelerek onu evine davet etti. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Kendini herhangi bir zahmete düşürmemen koşuluyla gelirim.” Haris kabul etti. Ali (a.s), Haris’in evine gitti. Haris kuru bir ekmek parçasını Ali’nin önüne koydu ve Ali o ekmekten yedi. Haris bir miktar para göstererek şöyle arz etti: “Bir miktar dirhemim var, eğer izin verirsen onunla bir yemek alayım.” Müminlerin Emiri Ali (a.s) şöyle buyurdu: “O, senin evinde olan bir şeydir.”[43] (Yani öyle yapmakla kendini zahmete düşürmüş olmazsın, gidip yemek almanda bir sakınca yoktur.) Dördüncü Örnek Bir baba ve oğul Hz. Ali’ye misafir oldular. Yemekten sonra Ali (a.s), ellerini yıkayıp kurutmaları için onlara ibrik, leğen ve havlu getirdi. Ali (a.s) adamın yanına giderek bizzat kendisi eline su döktü. Ardından leğen ve ibriği oğlu Muhammed-i Henefiye’ye verip ona şöyle dedi: “Bu misafir çocuğun eline su dök!” ve ardından şöyle ekledi: “Eğer bu çocuk yalnız olsaydı onun eline de su dökerdim. Ancak Allah-u Teâla, bir baba ve oğul aynı mekanda bulunduklarında, ikisine de aynı saygıyı göstermeyi yasaklamıştır.”[44] Beşinci Örnek Bir gün İmam Ali’yi çok üzgün gördüler. Biri ona: “Neden özgünsün?” diye sordu. İmam Ali cevabında şöyle buyurdu: “Yedi gün geçmesine rağmen bana misafir gelmediğinden.”[45] Altıncı Örnek Günün birinde İmam Hüseyin (a.s) bir yerden geçtiğinde, birkaç fakir ve yoksul kişinin, yere bir kilim serdiklerini ve ellerindeki kuru ekmek parçalarını yediklerini gördü. Onların gözleri İmam Hüseyin’e iliştiğinde: “Ey Allah Resulü’nün oğlu! Buyurun, yemek yeyin!” dediler. İmam Hüseyin giderek büyük bir tevazuuyla yanlarında oturdu, onlarla beraber o ekmeklerden yedi ve ardından şu ayeti okudu: “Onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da Allah’ın bildiğinden şüphe yoktur. O, büyüklük taslayanları sevmez.”[46] Daha sonra İmam Hüseyin onlara şöyle buyurdu: “Ben sizin davetinizi kabul ettim. Şimdi davet kabul etme sırası sizde. Sizi öğle yemeği için evime davet ediyorum.” Onlar İmam Hüseyin’in davetini kabul ettiler ve onunla beraber evine gittiler. İmam, evinin hizmetçisine şöyle buyurdu: “Evde yemek olarak neyi kaldırmışsan bu misafirler için getir.”[47] Bu meseleyi işleyen başka bir rivayette, yemekten sonra onlara elbise ve bir miktar para da verdiği yer almaktadır.[48] Bu şekilde onlara güzel bir misafirperverlikte bulundu. Yedinci Örnek Ebu Halid Kabilî şöyle der: “İmam Bakır’ın evine gittim. Yemek getirdi ve yemek yedim. O yemekten daha nefis, daha güzel ve daha lezzetli bir yemek yememiştim. Yemeğimi yedikten sonra O Hazret: “Yemek nasıldı?” diye sordu. Ben şöyle cevap verdim: “Şimdiye kadar bundan daha temiz, daha güzel ve daha lezzetli bir yemek yememiştim. O anda aklıma Kuran’ı Kerim’in şu ayeti geldi: “Sonra o gün, size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz.”[49] İmam Bakır (a.s) şöyle buyurdu: “Bu ayetin maksadı şudur: “Şüphesiz iman ettiğiniz haktan (velayet nimetinden) sorulacaksınız.”[50] Sekizinci Örnek Yunus b. Abdurrahman şöyle der: “İmam Sadık (a.s) bir topluluğu misafir edindi. “Halimî” (et ve buğdaydan yapılan bir yemek) pişirmişlerdi. Davetliler sofranın etrafında oturmuşlardı ancak, yemeği yemede çekingen ve yavaş davranıyorlardı. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdu: “Yaklaşın ve yeyiniz!” Davetliler yaklaştılar, boyunlarını uzattılar ve develerin yiyişleri gibi bir iştah ve zevkle yemek yemeye koyuldular.”[51] Bu şekilde İmam, onlara yemeği ilgisiz ve isteksiz değil, istek ve iştahla yemelerini öğretti. Dokuzuncu Örnek Gecenin birinde İmam Rıza’ya bir misafir geldi. İmam’ın huzurunda oturmuş ve karşılıklı konuşuyorlarken bir lamba şulesi yukarıdan aşağıya indi. Misafir elini lambaya doğru uzatarak tutmak istedi. İmam onu engelleyerek kendisi lambayı tuttu ve şöyle buyurdu: “Biz misafirlerimizi hizmete almayan bir kavimiz.”[52] Onuncu Örnek Yasir-i Hadim şöyle der: “İmam Rıza işlerini bitirdiği vakit, etrafta bulunan küçük-büyük herkesi çevresinde toplar, onlarla konuşur ve muhabbet ederdi. Onlar da O Hazret’le muhabbet ederlerdi. O, sofraya oturduğu vakit, küçük-büyük herkesi, hatta hayvanların bakıcısını ve kan alan (hacamat yapan) kişileri de sofrasına oturtur ve onlarla birlikte yemek yerdi.” Yasir şöyle devam eder: “İmam onlara şöyle buyururdu: “Ben başınızda olduğum sürece, yemek yemekle meşgulseniz, yemeğinizi bitirmeyene kadar yemekten kalkmayınız.” Bazen de İmam Rıza, bazı şahısları isterdi, kendisine “istediğiniz o şahıs yemek yiyiyor” denildiğinde O: “O halde bırakınız el çekinceye kadar yemeğini yesin” diye buyururdu.” ________________________________________ [1]- Zariyat / 28 [2]- Bihar, c.75, s.460 [3]- age [4]- age [5]- age [6]- Bihar, c.75, s.461 [7]- age [8]- age / 447 [9]- age [10]- age [11]- Mehasin, Berkî / 41, Bihar, c.75, s.447 [12]- age [13]- Hisal, Saduk, c.2, s.40 [14]- Asar’us Sadıkayn, c.11, 481 [15]- Kenz’ul Karacki, hadis.44627, Mizan’ul Hikme, c.5, s.522 [16]- Kenz’ul Karackî, hadis.44627, Mizan’ul Hikme, c.5, s.522 [17]- Bihar, c.75, s.448 [18]- Nehc’ul Belaga, mektup.45 [19]- Bihar, c.75, s.452 [20]- Bihar, c.77, s.85 [21]- Mehasin, Berkî / 414, Bihar, c.75, s.453 [22]- age [23]- Kenz’ul Karacki, hadis.25875 [24]- Bihar, c.75, s.451 [25]- age / 453 [26]- age / 455 [27]- age / 457 [28]- el-Mustatraf, c.1, s.238 [29]- age [30]- Bihar, c.75, s.460 [31]- Sefinet’ul Bihar, c.2, s.85 [32]- Bihar, c.47, s.41 [33]- Bihar, c.77, s.84 [34]- age [35]- Nehc’ul Belaga, mektup.45 [36]- Bihar, c.75, s.453 [37]- age / 454 [38]- Furu-i Kafi, c.6, s.297 [39]- Nehc’ul Fesaha / 400 [40]- Bihar, c.75, s.451 [41]- Sefinet’ul Bihar, c.2, s.607 [42]- Furu-i Kafi, c.6, s.275 [43]- Bihar, c.75, s.454 [44]- Cami’us Saadet, c.1, s.363 [45]- Bihar, c.41, s.28 [46]- Nahl / 23 [47]- Ayan’uş Şia, c.1, s.580 [48]- age [49]- Tekasür / 8 [50]- Vesail’uş Şia, c.1 [51]- Bihar, c.75, s.45 [52]- Furu-i Kafi, c.6, s.283, Bihar, c.49, s.102 Abna
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

15/04/2011 - 14:49 Ayetullah Sistani Suudi Kralı’nın Görüşme Talebini Ret Etti
14/04/2011 - 11:26 Tevhit bütün İslam Emirlerinin Ruhudur
12/04/2011 - 12:03 Kurân ve Hadisler de Komşuluk
14/02/2011 - 20:25 Hz. Muhammed (s.a.a) ile Hz. Hatice’nin (s.a) Evliliği
14/02/2011 - 20:23 Hz. Peygamber’in (s.a.a) Kutlu Doğumu ve Vahdet Haftası
31/01/2011 - 16:07 1.Hayat Pınarı Bilgi Yarışması
19/01/2011 - 09:50 Hz. Fatıma’nın (s.a) Cennetteki Makamı
18/01/2011 - 15:23 Erbain Ziyaretnamesi
30/12/2010 - 16:27 Muktada el-Sadr’dan Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:51 Ayetullah Sübhani’den Başbakana Teşekkür Mesajı
23/12/2010 - 09:33 Şeyh Celaleddin Sagîr'den Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:29 Berlin İmam Cafer Sadık (a.s) Camiinde Aşura
20/12/2010 - 09:57 Ankara Kocatepe'de Görkemli Kerbela Anma Merasimi
20/12/2010 - 09:44 Kars'ta Aşura
20/12/2010 - 09:40 Avrupa "Lebbeyk Ya Hüseyin" Nidalarıyla İnledi
20/12/2010 - 09:35 Suudi Arabistan’da Şiilerle Vahabiler Arasında Şiddetli Çatışmalar
18/12/2010 - 10:34 Aralık'ta Duygulu Aşura yas Merasimi
18/12/2010 - 10:31 Kocaeli Kerbela Şehitlerine Ağladı
18/12/2010 - 10:14 Malatya'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:12 Bursa'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:04 Kayışdağın’da Görkemli Aşura Yas Merasimi
17/12/2010 - 11:44 İran'da Milyonluk Aşura Merasimleri
17/12/2010 - 10:46 Iğdır‘da Tasua ve Aşura Günü Gözyaşları Sel Oldu
17/12/2010 - 10:19 Halkalı'da Tarihi Aşura
17/12/2010 - 10:09 Aşura Merasimi Halkalı’da Yine Görkemli Düzenlendi
17/12/2010 - 09:48 Başbakan Aşura Merasimine Katıldı
15/12/2010 - 10:30 Aşura
15/12/2010 - 09:45 Tasua Günü Ne Oldu?
13/12/2010 - 12:44 Ölümü Ancak Saadet Bilirim!
13/12/2010 - 11:40 Yezid Kimdir?
11/12/2010 - 14:03 Kerbela Kıyamının Sebepleri
11/12/2010 - 13:15 Kerbela Kıyamının Niteliği
10/12/2010 - 09:57 Kerbela Bir Mekteptir
24/11/2010 - 14:08 Dua İnsanı Yüceltir
23/11/2010 - 13:42 Namazın Hikmeti
23/11/2010 - 12:30 Ana-Babaya İyilik ve Saygı
23/11/2010 - 12:26 Hz. Ali`den (a.s) Güzel Sözler
23/11/2010 - 09:54 Gadir Gününde Taç Töreni
12/11/2010 - 15:25 İnsan neden Allah’ı unutur?
08/11/2010 - 15:00 Namazda On Güzellik
01/11/2010 - 14:59 El Ezher Şeyhi, Ayetullah Sistani'yi Ziyaret Edecek
28/10/2010 - 13:44 Güler Yüzlülük ve Güzel Ahlak
28/10/2010 - 13:27 İyi Bir Eşin Nitelikleri
25/10/2010 - 14:47 Kendini Tanıma ve Yetiştirme
25/10/2010 - 13:22 İslâm Ahlâkının Özellikleri
22/10/2010 - 12:53 Ayetullah Sistani, Askerleri Uyardı
20/10/2010 - 20:10 İmam Ali Rıza’nın (a.s) Kısaca Hayatı
20/10/2010 - 12:44 Sılayı Rahim
20/10/2010 - 12:40 Takva ve Değerli Aşamaları
15/10/2010 - 13:57 Anne Hakkı
24/09/2010 - 10:13 Kurândaki Akrabalık İlişkisi
14/09/2010 - 12:16 Takva ve Büyük Günahlar
28/07/2010 - 10:06 İmam Mehdi'nin (a.f) Mübarek Doğum Günü
24/06/2010 - 11:03 Recep Ayı İstiğfar ve Tövbe Ayıdır
24/06/2010 - 11:02 Recep Ayı Gecelerine Ait Namazlar
23/06/2010 - 09:39 Recep Ayının Faziletleri
11/06/2010 - 08:41 İlahi Adalet 1
10/06/2010 - 10:14 Takvasız Kurân Okuyanın Akıbeti
07/06/2010 - 08:21 İstiğfar
31/05/2010 - 09:05 İslam'da İrfan ve Hikmet
28/05/2010 - 10:19 İrfan ve Şeriat
26/05/2010 - 15:06 Ölüm Anında Kurân Tilavet Etmek
22/05/2010 - 08:59 Nasıl İhlâslı Olabiliriz?
19/05/2010 - 10:21 Misafirlik ve Misafirperverlik
18/05/2010 - 09:24 Hz. Fatıma'nın (s.a) Şehadeti
18/05/2010 - 08:52 Hz. Fatıma’nın (s.a) Kapısının Yakılması
18/05/2010 - 08:47 Hz. Fatıma’nın (s.a) Zühdü Ve Takvasından Örnekler
12/05/2010 - 09:10 İslam Tarihinden Örnekler
08/05/2010 - 09:11 Kur'an ve Hadislerde Nefisle Cihat
05/05/2010 - 09:17 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
03/05/2010 - 09:17 Ahde Vefa
03/05/2010 - 09:13 Küçük Görülen Büyük Ameller
26/04/2010 - 14:43 Allah Korkusundan Ağlamak
22/04/2010 - 10:38 Kurân-ı Kerim İfadesinde Müstakildir
13/04/2010 - 10:17 Hak ve Batıl
12/04/2010 - 11:15 Kurân-ı Kerim’in Mücize Oluşu
08/04/2010 - 11:13 Namazla İlgili Hadisler ve Güzel Sözler
08/04/2010 - 11:10 Namazın Hikmeti
06/04/2010 - 08:42 Mirac’u Saadet (2)
06/04/2010 - 08:39 Mirac’u Saadet (1)
05/04/2010 - 09:03 Kurân, Karanlıklardan Kurtulma Nedenidir
03/04/2010 - 08:46 Haset Huyuyla Nasıl Mücadele Etmeliyiz?
19/03/2010 - 11:08 İslami Adabı Riayet Etmek
16/03/2010 - 09:26 Kemale Ulaşmanın Yolu
12/03/2010 - 10:22 Gençlik Sorunları
12/03/2010 - 10:19 Kurân Okumanın Bereketi
10/03/2010 - 09:17 En Kötü İnsan
28/01/2010 - 10:32 Küçük Görülen Büyük Ameller
09/01/2010 - 14:12 Ayetullah Hamanei'nin huzurunda Aşura töreni
17/11/2009 - 09:55 Dokuzuncu İmam Cevad'ın Hayatı
11/11/2009 - 08:29 Rızk Kavramının Kurân'da İfade Ettiği Anlam
11/11/2009 - 08:25 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
05/11/2009 - 14:16 Hz.Ali'nin Kasia Hutbesi 
30/10/2009 - 08:23 İmam Ali b. Musa'nın (a.s) Kısaca Hayatı
21/10/2009 - 08:34 Müslüman İşini Güzel Yapar 
02/09/2009 - 13:55 Oruç ve Nefsi Tezkiye 
02/09/2009 - 13:48 Rahmet Ayı Ramazan 
02/09/2009 - 13:38 Bana Dua Edin 
02/09/2009 - 13:28 Zahiri ve Batıni Oruç   
28/08/2009 - 14:22 Oruç Tutmanın Felsefesi
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Bilin ki, dünya hayatı ancak bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda karşılıklı bir övünme, çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. (Nihayet hepsi yok olur gider). Tıpkı şöyle: Bir yağmur ki, bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün. Sonra da çer çöp olur. Ahirette ise (dünyadaki amele göre ya) çetin bir azap ve(ya) Allah’ın mağfiret ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldanış metaından başka bir şey değildir.

( Hadid - 20)

Bir Hadis
Büyüklük ve ululuk, ancak Allah'a mahsustur, varlığı ile yokluğu Allah'ın bir tek emrine ve iradesine bağlı bulunan kâinattan hiçbir mevcut, bu sıfatı takınamaz.


(H z.Muhammed.s.a.a)


Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net