Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
Gerçek İslam ve Yöresel İslam
 
 
Biz, günlük dilde kullanılan şekilde, filan Müslüman’dır veya değildir, derken, isin gerçekliğine bakmayız.

27/10/2010

Gerçek İslam ve Yöresel İslam Bismillahirrhmanirrahim Biz, günlük dilde kullanılan şekilde, filan Müslüman’dır veya değildir, derken, isin gerçekliğine bakmayız. Coğrafya açısından, İslam’ın baskın olduğu bir yörede yasayan ve veraset yolu ile ana-babadan Müslüman oldukları söylenen kimseleri "Müslüman" olarak adlandırır, buna karşılık yine ayni ölçülerle, başka bir dine bağlı olan veya gerçekte dinsiz olanı da "gayrimüslim" olarak adlandırırız. Bilinmelidir ki bu nitelenmenin fazlaca değeri yoktur. Ne Müslüman, ne de gayrimüslim sayılma açısından. Çoğumuz taklit Müslüman’ı, coğrafya Müslüman’ıyız. Anamız- babamız Müslüman idiler, biz de halkı Müslüman olan bir yörede doğup büyümüşüzdür. Gerçekte değeri olan ise gerçekliğe dayanan İslam’dır. Demek oluyor ki önce hakikat karsısında teslim olmak gerekir, gönül kapısını hakikate açmak gerekir. Böylece hakikat karşısında, hak karşısında teslim olur, amelleri de yerine getirir. İşte makbul olan, kabul edilmeye değer olan İslam budur: Bir yandan araştırma ve soruşturma, diğer yandan da hakikati bulunca gönülden ve önyargılarla direnmeksizin, taassup (bağnazlık)göstermeksizin teslim. Bir kimsede teslim olma sıfatı olursa, iyi niyetli ise, ancak bazı mazeret ve sebeplerle İslam gerçeği ona gizli kalmış ise, bu bakımdan da kusursuz ve özrü makbul ise, Allah asla böyle bir kimseyi cezalandırmaz, “muazzeb” kılmaz, cehennemden kurtulur. Yüce Allah buyurur ki: Biz, bir peygamber (elci, resul) göndermedikçe (böylece hüccet tamam olmadıkça, o kişi için özür kaldıkça) aza edicilerden değiliz. Demek ki, hakim ve kerim olan yüce Allah, bir kişi aleyhinde hüccet tamam olmadıkça (onun için özür kaldıkça) o kişiyi azap etmez, bu imkansızdır, Usul bilginleri bu ayeti kerimenin beyan buyurduğu ve aklin da onayladığı ilkeyi “kubh-i ikaab bila- beyan” (önce açıklamadan, kuralı bildirmeden, bir kişiyi sorumlu tutmanın ve cezalandırmanın yerinde olmayışı) olarak adlandırırlar. Derler ki Yüce Allah’ın bir hakikati kuluna açıklamadan o hakikati kabul etmediği gerekçesi ile kulu cezalandırması, kabul edilebilecek bir şey değildir. Öyle kişiler görülebilir ki ismen Müslüman değildirler, ancak onlarda “tesli ruhu” vardır, İslam gerçeği onlara iletilebilirse kabul edecekleri umulur. İşte bu da yukarıdaki açıklamaların doğru olduğunu gösterir. Descartes tanınmış Fransız feylesofu, kendi sözleri değerlendirilirde, buna iyi bir örnektir. Onu anlatanlar aktarırılar ki, o felsefeni kurarken “şüphe” başlamıştır. Önce, o güne kadar elde etmiş olduğu bütün bilgilerinden şüphe etti. Sıfırdan başladı. Kendi düşüncesini başlangıç noktası aldı; düşündüğünü, o ana kadardı ki bilgilerini incelediğini, irdelediğini, şüphe etiğini ve araştırdığını gördü ve başlangıç noktasını söyle ifade etti: “Düşünüyorum, öyleyse varım.” (Cogito, ergosum). Kendini “düşünen özne” olarak var olduğunu böylece saptadıktan sonra ruhunun, cisminin ve Allah’ın varlığını saptadı. Bu konulardaki bilgisi kesinliğe ulaştı. Yavaş yavaş „din seçme“ konusuna erişti ve ülkesinde resmi din olarak Hıristiyanlığı seçti. Descartes gibilerine “kafir” diyemeyiz, bu gibi kişiler inat etmezler, direnmezler, kendilerini küfre kaptırmış değildirler. Hakikati örtmek, perdelemek sevdasında değildirler. Küfr“ demek; inatçılıkla, hakikatı örtmek, gizlemek demektir. Bunlar, bu gibiler ise fıtratlarında mislimdirler, yaratılışlarında teslim eğilimi vardır, “müslim-i fitri“dirler. Bunlara Müslüman denilmez ise de, kâfir de denilemez. Çünkü Müslüman ve kafir kavramlarının karşı karşıya konması, mantıki ve felsefi terimle “icab” ve „selb“in, adem ve meleke“nin (olumluluk ve olumsuzluğun, yokluk ve var olan bir gücün) karşı karsıya gelişi gibi değildir, kafir ve Müslüman kavramları arasında, bu anlamda bir karşıtlık ilişkisi yoktur. Aksine iki karşıtın karsılaşması durumu vardır. Diğer bir deyişle iki varlığa ilişkin kavram karşılaşmaktadır, yoksa bir varlığa ilişkin kavram ile de yokluğa ilişkin kavram karşılaşıyor değildir. Burada Descertes’i örnek verisimizin sebebi bu ilkeden ayrılmak değildir. Onun örneğinde sunu söylemek istedik: söylediklerini içtenlikle söylemiş ise gerçekten, hakikat karşısında belirttiği ölçüde teslime hazır idiyse ve ayrıca hakikati araştırma ve bulabilme konusunda, dediği gibi elinden daha fazlası gelmediyse, o bir fıtri Müslüman’dır. Kaynak:Adli ilahi, murtaza Mutahhari Gerçek İslam ve Yöresel İslam Bismillahirrhmanirrahim Biz, günlük dilde kullanılan şekilde, filan Müslüman’dır veya değildir, derken, isin gerçekliğine bakmayız. Coğrafya açısından, İslam’ın baskın olduğu bir yörede yasayan ve veraset yolu ile ana-babadan Müslüman oldukları söylenen kimseleri "Müslüman" olarak adlandırır, buna karşılık yine ayni ölçülerle, başka bir dine bağlı olan veya gerçekte dinsiz olanı da "gayrimüslim" olarak adlandırırız. Bilinmelidir ki bu nitelenmenin fazlaca değeri yoktur. Ne Müslüman, ne de gayrimüslim sayılma açısından. Çoğumuz taklit Müslüman’ı, coğrafya Müslüman’ıyız. Anamız- babamız Müslüman idiler, biz de halkı Müslüman olan bir yörede doğup büyümüşüzdür. Gerçekte değeri olan ise gerçekliğe dayanan İslam’dır. Demek oluyor ki önce hakikat karsısında teslim olmak gerekir, gönül kapısını hakikate açmak gerekir. Böylece hakikat karşısında, hak karşısında teslim olur, amelleri de yerine getirir. İşte makbul olan, kabul edilmeye değer olan İslam budur: Bir yandan araştırma ve soruşturma, diğer yandan da hakikati bulunca gönülden ve önyargılarla direnmeksizin, taassup (bağnazlık)göstermeksizin teslim. Bir kimsede teslim olma sıfatı olursa, iyi niyetli ise, ancak bazı mazeret ve sebeplerle İslam gerçeği ona gizli kalmış ise, bu bakımdan da kusursuz ve özrü makbul ise, Allah asla böyle bir kimseyi cezalandırmaz, “muazzeb” kılmaz, cehennemden kurtulur. Yüce Allah buyurur ki: Biz, bir peygamber (elci, resul) göndermedikçe (böylece hüccet tamam olmadıkça, o kişi için özür kaldıkça) aza edicilerden değiliz. Demek ki, hakim ve kerim olan yüce Allah, bir kişi aleyhinde hüccet tamam olmadıkça (onun için özür kaldıkça) o kişiyi azap etmez, bu imkansızdır, Usul bilginleri bu ayeti kerimenin beyan buyurduğu ve aklin da onayladığı ilkeyi “kubh-i ikaab bila- beyan” (önce açıklamadan, kuralı bildirmeden, bir kişiyi sorumlu tutmanın ve cezalandırmanın yerinde olmayışı) olarak adlandırırlar. Derler ki Yüce Allah’ın bir hakikati kuluna açıklamadan o hakikati kabul etmediği gerekçesi ile kulu cezalandırması, kabul edilebilecek bir şey değildir. Öyle kişiler görülebilir ki ismen Müslüman değildirler, ancak onlarda “tesli ruhu” vardır, İslam gerçeği onlara iletilebilirse kabul edecekleri umulur. İşte bu da yukarıdaki açıklamaların doğru olduğunu gösterir. Descartes tanınmış Fransız feylesofu, kendi sözleri değerlendirilirde, buna iyi bir örnektir. Onu anlatanlar aktarırılar ki, o felsefeni kurarken “şüphe” başlamıştır. Önce, o güne kadar elde etmiş olduğu bütün bilgilerinden şüphe etti. Sıfırdan başladı. Kendi düşüncesini başlangıç noktası aldı; düşündüğünü, o ana kadardı ki bilgilerini incelediğini, irdelediğini, şüphe etiğini ve araştırdığını gördü ve başlangıç noktasını söyle ifade etti: “Düşünüyorum, öyleyse varım.” (Cogito, ergosum). Kendini “düşünen özne” olarak var olduğunu böylece saptadıktan sonra ruhunun, cisminin ve Allah’ın varlığını saptadı. Bu konulardaki bilgisi kesinliğe ulaştı. Yavaş yavaş „din seçme“ konusuna erişti ve ülkesinde resmi din olarak Hıristiyanlığı seçti. Descartes gibilerine “kafir” diyemeyiz, bu gibi kişiler inat etmezler, direnmezler, kendilerini küfre kaptırmış değildirler. Hakikati örtmek, perdelemek sevdasında değildirler. Küfr“ demek; inatçılıkla, hakikatı örtmek, gizlemek demektir. Bunlar, bu gibiler ise fıtratlarında mislimdirler, yaratılışlarında teslim eğilimi vardır, “müslim-i fitri“dirler. Bunlara Müslüman denilmez ise de, kâfir de denilemez. Çünkü Müslüman ve kafir kavramlarının karşı karşıya konması, mantıki ve felsefi terimle “icab” ve „selb“in, adem ve meleke“nin (olumluluk ve olumsuzluğun, yokluk ve var olan bir gücün) karşı karsıya gelişi gibi değildir, kafir ve Müslüman kavramları arasında, bu anlamda bir karşıtlık ilişkisi yoktur. Aksine iki karşıtın karsılaşması durumu vardır. Diğer bir deyişle iki varlığa ilişkin kavram karşılaşmaktadır, yoksa bir varlığa ilişkin kavram ile de yokluğa ilişkin kavram karşılaşıyor değildir. Burada Descertes’i örnek verisimizin sebebi bu ilkeden ayrılmak değildir. Onun örneğinde sunu söylemek istedik: söylediklerini içtenlikle söylemiş ise gerçekten, hakikat karşısında belirttiği ölçüde teslime hazır idiyse ve ayrıca hakikati araştırma ve bulabilme konusunda, dediği gibi elinden daha fazlası gelmediyse, o bir fıtri Müslüman’dır. Kaynak:Adli ilahi, murtaza Mutahhari
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

24/03/2014 - 16:41 Gençlerimiz ele ele verirse, Nevruz böyle bayram olur!
26/02/2014 - 15:04 Kurân-ı Kerim’in Mucize Oluşu
26/02/2014 - 14:43 Akraba Ziyaretleri
26/02/2014 - 14:00 İmam Ali’nin (a.s) İmam Hüseyin’e (a.s) Vasiyeti
03/05/2011 - 09:19 Irak'ın İşgalcilere İhtiyacı Yok!
30/04/2011 - 09:56 Bahreyn'de İnsanlık Ölüyor
30/04/2011 - 09:54 Mısır'da Vahabi Tehlikesi
28/04/2011 - 19:55 el -Ezher: Vahabilik bidat ve İslam dışıdır
28/04/2011 - 19:52 Trakya Ünüversitesinde başörtüsü çelişkisi
28/04/2011 - 19:20 Hamedani: Bölge diktatörlerinin sarayları yıkılmakta
05/02/2011 - 18:27 Gençlerin Aileleriyle İlişkileri Nasıl Olmalıdır
17/01/2011 - 10:50 Gureru'l Hikem Kitabı Çıktı
17/01/2011 - 10:44 Bayanlar Arası Kuran Okuma Yarışması Kayıtları Başladı
08/01/2011 - 14:39 Allah’ı Zikretmek
08/01/2011 - 14:35 İslâm Ahlâkının Özellikleri
08/01/2011 - 14:29 Hakka Giden Yol Nasıl Kat edilir?
08/01/2011 - 14:27 İslam'ın Arzuladığı ''Genç Nesil''
30/12/2010 - 14:15 Peygamber (s.a.a)’in Gadir-i Hum’da Okuduğu Hutbe
30/12/2010 - 14:06 Hz Ali'nin Divanındaki Sözlerden Seçmeler
27/12/2010 - 14:36 Adalet Mazharı Ali (a.s)
27/12/2010 - 14:24 Günahın Tedavisi
27/12/2010 - 13:57 Evliliğin Fazileti
27/12/2010 - 13:53 İnsan nasıl Allah’ın mahbubu (sevimli kulu) olur?
27/12/2010 - 13:42 Hz.Hüseyin(a.s)'den Hikmetli Sözler
09/12/2010 - 11:24 Allah Resulü Hüseyin'e Ağlıyor
09/12/2010 - 10:50 Kerbela
09/12/2010 - 10:48 Hüseyin Bin Ali (a.s)
09/12/2010 - 10:47 Aşura Kıyamının Hedefleri
09/12/2010 - 10:45 Muharrem, Matem ve Mühasebe Ayı
09/12/2010 - 10:44 Muharrem Ayının İlk On Günü
09/12/2010 - 10:40 Muharrem
22/11/2010 - 14:55 Gadir-i Hum Olayı
08/11/2010 - 13:17 Hz.Ali'nin torunundan 'Haklar Risalesi'
27/10/2010 - 09:11 Gerçek İslam ve Yöresel İslam
20/10/2010 - 17:30 İmam Rıza (a.s)
20/10/2010 - 17:22 İmam Rıza'nın (a.s) Kutlu Doğum Yıl Dönümü
07/10/2010 - 12:22 Balığı Sofranızdan Eksik Etmeyin
07/10/2010 - 12:16 İstanbul'da Acil Vakalar İçin Ambulans Devriyesi
07/10/2010 - 11:24 İlk Hacı Kafilesi Cumartesi Yola Çıkacak
07/10/2010 - 10:35 Dikkat ! Kış Erken Geliyor Önleminizi, Alın
05/10/2010 - 10:00 Yirmilik Diş
05/10/2010 - 09:23 Karaciğer Dostu Şifalı Bitkiler
30/09/2010 - 23:07 İstanbul'da 1 milyon Binayı İlgilendiren Kritik Karar
30/09/2010 - 22:52 Gençlerin Yanlış Yollara Sapmaması İçin!
28/09/2010 - 12:18 Parmakları Çıtlatmak
28/09/2010 - 12:09 Bilgisayara Çok Bakanlar Dikkat!
28/09/2010 - 11:38 Amel İle Terbiye Edin Dille Değİl
28/09/2010 - 11:32 Okulda başarı için kahvaltının önemi büyük
27/09/2010 - 11:45 Bir Genç Erkekte Bulunması Gereken Özellikler
27/09/2010 - 11:23 Bir Genç Kızda Bulunması Gereken Özellikler
27/09/2010 - 11:15 Allah Korkusu Dünyevi Korkulardan Farklıdır
27/09/2010 - 11:05 Allah Teala Kullarına En Hayırlı Olanı Seçer
27/09/2010 - 10:57 Öz Güven Nasıl Kazanılır?
16/09/2010 - 14:21 Müslüman Kadının Kocasına İtaatı Nasıl Olmalı
16/09/2010 - 14:18 İmam Mehdi(a.s)dan Hadis ve Rivayetler
16/09/2010 - 13:06 Gürcistan'dan Türk işadamlarına çağrı: Gelin, 40 dolara 3 gün içinde şirketinizi kurun
16/09/2010 - 12:59 Tarım Müdürlüğü uyardı: İklim Değişikliklerinden Zarar Görmemek İçin Bölgeye Uygun Ürünler Ekin
15/09/2010 - 18:03 Çin Malı Kırtasiye Ürünlerine Dikkat Edilmesi İstendi
15/09/2010 - 17:21 Anadolu Üniversitesi'nin bütün kontenjanları doldu
15/09/2010 - 17:16 İran Halkı Kurân Yakma Girişimini Lanetledi
15/09/2010 - 16:03 Kurân Hidayet Ve Saadet Kitabıdır
14/09/2010 - 12:19 Nefsi Tezkiye Etmek
14/09/2010 - 12:17 Affetmek
03/09/2010 - 11:53 Kadir Gecelerinin Amelleri
03/09/2010 - 11:46 Oruç-Kırk Hadis
03/09/2010 - 11:40 Oruç Ve Günahtan Sakınmak
28/07/2010 - 10:08 Hak ve Batılın Ölçüsü Ammar
17/04/2010 - 12:37 Tövbe ve Nefsi Arındırma
17/04/2010 - 12:21 Ehl-i Beyt (a.s)’ı Tanımak
16/04/2010 - 09:43 Salavatın Faydaları
16/04/2010 - 09:24 Dua ve ibadete bilimsel kanıt
16/04/2010 - 09:22 Hakka Giden Yol
16/04/2010 - 09:10 Peygamber Efendimizin Sünnetleri
14/04/2010 - 08:39 Kuran ve Sünnette Ali Sevgisi
14/04/2010 - 08:32 Allah'ı Hakkıyla Tanı
12/04/2010 - 11:15 Allah-ı Zikretmek
29/03/2010 - 09:23 Tövbeyle İlgili Ayet ve Hadisler
24/03/2010 - 09:45 İmam Hasan Askeri (a.s)
16/03/2010 - 09:18 Herkesin Ders Alması Gereken Öneriler
04/03/2010 - 08:22 Ayetullah Sistani Olmasa Irak’ta Seçimler Olmaz
03/03/2010 - 08:46 Hz. Fatıma'nın çocuk eğitim yöntemleri
03/03/2010 - 08:40 Zekanızı bileyip geliştirecek 7 egzersiz
01/03/2010 - 09:17 Ehlibeyt Şiası
01/03/2010 - 08:34 Hz.Resulullah' ın (s.a.a) Faziletleri
01/03/2010 - 08:28 Bir Güneş Doğuyor, İmamet Semasında
25/02/2010 - 09:04 Niçin ve Nasıl Namaz Kılmalıyız
24/02/2010 - 08:35 Kalbi yumuşatan ve ihya eden şeyler
17/02/2010 - 15:16 İmam Mehdi'yi Bekleyenlerin Ödül ve Sevapları
17/02/2010 - 15:08 Kalbi yumuşatan ve ihya eden şeyler
16/02/2010 - 11:13 Ayetullah Sistani’den İnsanlık Dersi
16/02/2010 - 11:09 İmam Rıza(a.s)´dan Hikmetli Öğütler
16/02/2010 - 11:04 Kur'anı inanarak yaşamak
01/02/2010 - 09:34 Son dakikaya bırakılan namaz
28/01/2010 - 10:15 Dua'nın İcabetinin Şartları
16/01/2010 - 13:37 Aşura Basın Ödülleri Sahiplerini Buldu
12/01/2010 - 12:53  Sistani işgalcilere karşı İslami direnişin simgesidir.."
11/01/2010 - 14:55 Bir Kıyamı Kutsal Kılan Şartlar
11/01/2010 - 14:50 Tebatebai'nin Kaleminden İmam Hüseyin
11/01/2010 - 13:26 Hz. Hüseyin'in Kıyamından Alınan Dersler
11/01/2010 - 13:18 Kerbela'da Fedakarlık
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Dinde baskı-zorlama-tiksindirme yoktur. Doğru bilgiye dayalı eriş, bozuk bilgiye dayalı sapıştan açık bir biçimde ayrılmıştır. Her kim tâğuta sırt dönüp Allah'a inanırsa hiç kuşkusuz sapasağlam bir kulpa yapışmış olur. Kopup parçalanması yoktur o kulpun. Allah, hakkıyla işiten, en iyi biçimde bilendir.


( BAKARA - 256)

Bir Hadis
Ümmü Seleme'den naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:

"Ali'yi seven beni sevmiş olur, beni seven de Allahı sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur, bana buğzeden de Allaha buğzetmiş olur"

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net