Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
Ankara Kocatepe'de Görkemli Kerbela Anma Merasimi
 
 
Her yıl Bab-ı Ali Ehlibeyt İlim Vakfı tarafından düzenlenen, Hz. Hüseyn’i ve Kerbela faciasını anma merasimi bu sene de 16 Aralık 2010’da Ankara Kocatepe Kültür Merkezinde düzenlendi.

20/12/2010

Ankara Kocatepe'de Görkemli Kerbela Faciasını Anma Merasimi Her yıl Bab-ı Ali Ehlibeyt İlim Vakfı tarafından düzenlenen, Hz. Hüseyn’i ve Kerbela faciasını anma merasimi bu sene de 16 Aralık 2010’da Ankara Kocatepe Kültür Merkezinde düzenlendi. Her sene olduğu gibi, ilginin yoğun olduğu konferans, Kemal Kemahlı’nın etkili ve duygulu sunumuyla açılan Program Kafkaslar ve Azerbaycan birincisi, Dünya üçüncüsü Kur’an Garisi Ruslan Gasımov’un muhteşem Kur’an ziyafetiyle başladı. Ardından yine Bab-ı Ali Ehlibeyt İlim Vakfı’nın düzenlemiş olduğu öykü yarışmasında dereceye girenlerin ödülleri, programa katılan hocalarımız tarafından takdim edildi. Ardından Konferans’ın ilk konuşmacısı Azerbaycan’dan davet edilen Hüccet-ül İslam Zülfikar Mikailzade kürsiye davet edildi. Mikailzade hoca sözlerine şöyle başladı: Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “De ki: 'Size bir tek öğüt veriyorum: 'Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiç bir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır.” (Sebe 46) Allah bütün sözlerini adeta bu sözde özetlemiştir. Ardından şöyle devam etti: İki kişi de olsanız, bir kişi de olsanız kıyam etmelisiniz; hakkı söylemelisiniz, hakkı savunmalısınız. Size belki deli derler. Maddi düşünceli insanlar bunun mantıksızlık olduğunu söyleyebilirler. Oysa ki Allah-u Teala Kur'an-ı Kerim’de “İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır.”(Mümtehine 4) buyuruyor. Hz. İbrahim tek başına zalime karşı durdu. Allah Hz. Musa'ya buyurdu: Firavun'un üstüne git, kasırlara (saray) git, kabirlere değil. Sadece kabirlerin başında Kur'an okumakla, bir köşeye çekilip namaz kılmakla, ferdi ibadetlerle meşgul olmakla Müslümanlık olmaz. Peygamberlerin yolu değil, böyle bir yol. Allah-u Teala Kur’an’da namaz için, ibadet için kesin cennet vaadi vermemiştir. Şu tabirleri kullanmıştır: ibadet edin, belki takvalı olursunuz. Oruç tutun belki takvalı olursunuz. Ama cihattan bahsederken, canını ortaya koymaktan bahsederken kesin cennet vaadinde bulunmuştur. “Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.”(Tevbe 111.) İbrahim tek başına bir hareket başlattı, baltayı eline alıp putları kırdı. Kur’an Hz. İbrahim için “O bir ümmet idi” buyuruyor. Kur’an-ı Kerim Resulullah’ı da bize örnek olarak zikrediyor. Resulullah bir avuç mustazaf yalın ayakla birlikte olduğu, maddi açılardan zayıf olduğu bir dönemde bile, Roma ve İran imparatorlarına mektup yazarak onları İslam’a ve Tevhid’e davet etmişti. Birkaç yılın içerisinde onlarca savaş yapmıştı. Aynı hareketi İmam Hüseyin Kerbela'da gerçekleştirdi. Hidayet meşalesi İmam Hüseyin'dir. İmam Hüseyin de İbrahim (a.s) gibi, Ceddi Resulullah gibi, babası Ali gibi, bizler için, ümmet için bir örnektir. O da tek başına bir millet idi, bir ümmet idi. Bugün bir avuç Siyonist Yahudi dünyayı ele geçirmiş diyorlar, nerede İbrahim'in baltası, nerede Ali'nin zülfikarı, nerede Hüseyn'in direnişi. Bugün İbrahim’lerin, bugün Hüseyn'lerin yoluna ihtiyaç vardır. Bugün Müslümanların vahdete ihtiyaçları vardır. Filiskinde, Irak'ta, Karabağ'da ve zulmün olduğu her yerde, Müslümanlar birbirlerine sahip çıkmalıdır. Allah Al-i İmran suresinde “Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar.” buyuruyor ve vahdeti bize tavsiye ediyor. Ehlibeyt'in yol ve metoduyla vahdet sağlanmalıdır. Bu günler Aşura, matem günüdür. Susuz şehid oldular Bu çok çetin ve ağır bir imtihandı. Biz maalesef bugün Ehlibeyt’ten uzaklaşmışız. Kur’an’dan ayrılmışız. Dünya Müslümanlarının bugün ki içler acısı durumu bu yüzdendir. Bugün fitne fesat evlerimize, beyinlerimize girmiştir. Allah bizi yeniden Kur’an’a ve Ehlibeyt’e dönerek, onlara uyarak, Hüseyn’i ve kıyamını örnek alarak, bizleri bu fitne ve fesatlardan kurtarsın. Müslümanları aziz eylesin. Allah bizi Kur'an'dan Ehlibeyt'ten, Hüseyn'den Aşura'dan ayırmasın. Ardından sunucu Hüseyni merasimlerin aşina siması İlahiyatçı Yazar Hüccet-ul İslam Musa Aydın hocayı, konuşmasını sunması için kürsüye davet etti. Aydın hoca hararetli, duygulu ve vurgulu konuşmasına şöyle başladı: Elhamdu lillahi Rabbilalemin ve sallallahu ala Seyyidina Muhammed’in ve Alihit-tahirin. Aziz mu’minler, değerli Resul ve Al-i Resul sevdalıları, bizleri bir daha bir Hüseyni mecliste bir araya getiren Yüce Rabbimize sonsuz hamd u senalar olsun. Mu’minler, bugün Aşura’dır. Tarihin, en büyük zulüm ve gaddarlığının, en büyük bela, musibet ve imtihanının vuku bulduğu bir gündür. Ardından Aydın hoca şöyle devam etti: Bugün bu ilahi imtihanda birileri mümkün olan en yüksek notlarla imtihanı kazanmış ve ulaşılabilecek en yüksek manevi mertebe ve derecelere ulaşarak ebedileşmişlerdir. Birileri de tam aksi noktada imtihanı her yönüyle kaybederek, alçalma, vahşileşme ve behdabtlaşma trendinde ulaşılabilecek en süfli derekeye ve noktaya ulaşmışlardır. Bugün eza ve matem sahibi her ketsen önce Server-i kainat, Habib-i Kibriya Ceddil-Hüseyn, Hz. Muhammed-i Mustafa (s.a.a)’dir. Dolayısıyla bizler, bu Hüseyni meclise iştirak ederek en başta Efendimize taziyet ve tesliyetlerimizi arzediyoruz. Onun acı ve elemlerini paylaşıyoruz. Bu vesileyle hem bu meclisin tertiplenmesinde emeği geçen bütün kardeş bacılarıma, hem de her yıl olduğu gibi, hatta her yılkinden daha büyük bir iştiyak ve alakayla bu ve benzeri meclisleri dolduran, ilan ettiğimiz yarışmalara aynı şevk ve alakayla iştirak eden bacı kardeşlerimize can u gönülden teşekkür ediyoruz. Aynı şekilde uzak yoldan, ta Azerbaycan’dan davetimize icabet ederek, bizleri onurlandıran, değerli kardeşim Hüccetü’l-islam Mikailzade bey efendiye ve Kur’an bülbülü, Aziz karimiz Ruslan Gasımov kardeşimize minnet ve şükranlarımızı bildiriyoruz. Hocamızın bu güzel ve anlamlı konuşmasından dolayı da ayrıca teşekkür ediyorum. Rabbim ilim ve amelini daha da artırsın. Aynı şekilde şu anda merasimimizi canlı olarak bütün dünyaya yayınlayan Türkmeneli Tvdeki kardeşlerimize, yine yarın merasimin kaydını yayınlayacak olan Hilal Tvdeki sorumlu kardeşlerimize teşekkür etmeği bir borç biliyorum. Rabbim hep güzellikleri, doğruları insanlara ulaştırmada başarılarını günden güne artırsın ve mükafatlarını İmam Hüseyn’in Cedd-i Mübareki’nin eliyle inayet buyursun. Mu’minler, benim için ayrılan sürenin ilk bölümünde önce sizlere birkaç soru sorarak sohbetime başlamak istiyorum. Amacım, bizi dinleyen bütün kardeşlerimizi biraz tefekkür etmeye sevk etmek… Ben bu soruları sorup cevabı her kesin kendi, feraset ve basiretine bırakacağım inşallah. 1- Yüce Rabbimiz Aziz kitabında Şura suresinin 23. ayetinde şöyle buyuruyor: “Ey Resulüm söyle, bu risaletime karşılık sizden hiçbir karşılık istemiyorum, yakınlarımın, Ehlibeytimin sevgisi hariç.” Allah C. C. bizzat Habibine emrediyor: Risaletine bir tek karşılık isteyeceksin, o da yakınlarının sevgisi… 23 yıl zahmet, çile, emek ve karşılığı Ehlibeyt sevgisi… Demek ki Allah Ehlibeyt’i ve Ehlibeytin bir ferdi olan Hüseyn’i ve onların meveddet ve muhabbetini bu kadar önemsiyor. Öyle ki onların sevgisini risalet ecri ve karşılığı olarak ümmetten istiyor! Sebe suresinin 47. ayetinde Rabbimiz yine Resulüne emrediyor, ümmetine deki: “Ben eğer sizden bir karşılık istediysem, bu da yine sizin kendiniz içindir. Benim ecrim, mükafatım Allah’adır.” Bunun faydasını siz görecek, meyvesini siz toplayacaksınız. Allah’ın ve Resulünün bir kazancı yoktur. Furkan suresinin 57. ayetinde de şöyle buyuruyor: قُلْ مَا اَسْپَلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ اَجْرٍ اِلَّا مَنْ شَاءَ اَنْ يَتَّخِذَ اِلٰى رَبِّهٖ سَبٖيلًا “De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum.” Bu üç ayeti yana yana getirdiğimizde, ortaya çıkan sonuç şudur: “Resulullah’ın Allah’ın emriyle risaletine karşılık istediği bir tek ücret var, o da yakınlarının sevgisidir. Aynı zamanda bu sevgi, insanı Rabbine götürecek bir yoldur. Bunda da Resulün kimseye bir minnet borcu yoktur. Çünkü bunun faydasına kendileri görecek. Şimdi soru şudur: Neden bu sevgi bu kadar Rabbimiz tarafından önemsenmiştir? 23 yıllık zahmet ve emeklere karşı, bir tek bunun istenmesinin hikmeti ne olabilir acaba? Yine Allah Resulü’nün bu sevgiyi dinin temeline yerleştirmesinin sırrı ne olabilir acaba? Allah aşkına bu üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir soru değil mi? 2- Bir ayet de Mübahele ayeti diye meşhur olan Al-i İmran suresinin 61. ayetidir: فَمَنْ حَاجَّكَ فٖيهِ مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا نَدْعُ اَبْنَاءَنَا وَاَبْنَاءَكُمْ وَنِسَاءَنَا وَنِسَاءَكُمْ وَاَنْفُسَنَا واَنْفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَلْ لَعْنَتَ اللّٰهِ عَلَى الْكَاذِبٖينَ “Artık sana gelen bunca ilimden sonra, onun hakkında seninle 'çekişip tartışmalara girişirlerse' de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım; sonra karşılıklı lanetleşelim de Allah'ın lanetini yalan söyleyenlerin üstüne kılalım." Bütün tefsir ve tarihlerin ortaklaşa yazdığı şudur: Resulullah bu İlahi emir üzere mübahele için, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyn’i çıkarmıştır, başka hiç kimseyi değil. Peki, neden Allah C.C o sahneye sadece bu beş kişin çıkmasını ön gördü ve başkalarının çıkarılmasını istemedi? Oysa ümmet içinde ileri gelmiş, meşhur birçok şahsiyet vardı. Çocuklardan sadece iki çocuk, Hasan ve Hüseyin, kadınlardan bir tek kadın, Fatıma… Ve bir de enfusena tabrinin tefsiri olan Hz. Ali… Gerçekten bu da üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken ve hikmetini anlamaya çalışmamız gereken bir konu değil mi? 3- Ve bilahare, tathir ayeti… Ahzap suresinin 33 ayeti… Şöyle buyuruyor Rabbimiz: "Allah sadece siz Ehlibeyt'ten her türlü kötülük ve fenalığı uzaklaştırıp sizi tertemiz kılmayı irade etmiştir." Allah-u Teala bu ümmet içinde başka hiç kimse hakkında kullanmadığı bir tabiri kullanmakta, başka hiçbir kimse hakkında vermediği referansı vermektedir. Ehlibeyt kavramının şümulüne girenleri mutahhar ve tertemiz olarak tanıtmaktadır. Bunun Hz. Hüseyn, babası, annesi ve abisini kapsayan Ehlibeyt hakkında önemli bir fazilet olduğu, eşsiz bir referans olduğu kesindir. Ben işin o boyutunda değilim. Soracağım soru o yönde olmayacaktır. Benim bu konuda sormak istediğim soru şudur: Eğer Ehlibeyt’in taharet ve temizliğinin bizlere yansıyacak bir boyutu yoksa bunun bizlere anlatılmasının bir önemi var mı? Bunun için müstakil bir ayet indirilmesinin bir gereği, hatta makul bir tarafı var mı? İşte soracağım soru budur. Ehlibeyt’in tahareti ve tertemiz oluşunun İlahi bir garantiyle ümmete bildirilişin ümmet açısından sırrı ve hikmeti nedir? Bunu merak etmemiz ve bunun hikmet ve sırrını anlamaya çalışmamız gerekmiyor mu? Acizane bizim düşüncemiz şudur: Eğer ümmet, ilk günden bu ayetlerin gerçek muradını ve bu ayetlerin altında yatan hikmet ve sırrı anlamaya ve çözmeye çalışsaydı, hatta bunlardan bir tekini, mesela meveddet ayetini hakkıyla anlamış olsaydı ve bu ayetin gereğini yerine getirseydi, bütün mukaddesatımız üzerine yemin olsun ki Kerbela olayı vuku bulmazdı! 4- Bir soru da hadislerden istifadeyle arzedip bu bölümü noktalayayım: Allah Resulü’nden nakledilen ve Müslümanların kaynaklarında müştereken nakledilen şu birkaç hadisi çoğumuz defalarca duymuşuzdur: “Her şeyin bir temeli vardır, İslam’ın temeli de beni ve Ehlibeytimi sevmektir.” (Kenz-ül Ummal, C.12, S.105, Hadis: 34206, ed-Dürr-ül Mensur, C.7, S.350) “Benim Ehlibeyt’im Nuh’un gemisine benzer; binen kurtulur, binmeyen helak olur, boğulur.” “Aranızda iki ağır emanet bırakıyorum; biri Allah’ın kitabı, diğeri Ehlibeyt’im; o ikisine sarıldığınız müddetçe asla dalalete düşmezsiniz. Bunlar Kevser havzu başında bana varıncaya kadar birbirinden ayrılmazlar; bakın benden sonra onlara nasıl davranacaksınız?” Bu minvalde daha birçok hadisi zikretmek mümkündür. Şimdi soru şudur: Gerçekten ümmetin müşterek kabullerinden olan bu hadislerde, Allah’ın Resulü ne demek istiyor? Nasıl bir mesaj vermek istiyor? Bunları anlamak için hiç kafa yorduk mu? Anladık mı? Anladıysak, gereğini yerine getirdik mi? Bunlar yabancı birisinin sözleri değil? Sadece belli bir fırka veya mezhebe ait nakiller de değil? Bunlar bizim peygamberimizin sözleridir. Bütün fırkaların kaynaklarında zikredilen şeylerdir. O halde bunlara biz muhatap değiliz de kimdir? Hıristiyanlar, Yahudiler için mi söylenmiştir? Bu soruların cevabını ben yine her kesin kendi hür vicdanına bırakırken az önceki ayetler hakkındaki tespitimi burada da yineliyorum: Eğer bu Nebevi sözlerden sadece bir tanesi hakkıyla anlaşılmış olsaydı, Kerbela Kerbela’ya dönüşmezdi. Ve bugün bizler, Hz. Hüseyn’i andığımızda yüreklerimiz parçalanmaz, gözlerimiz yaşla dolmaz, hüzne, elem ve acıya değil sevinç ve surura boğulurduk. Ve aslında Hz. Hüseyin, ümmeti, daldığı bu derin uykudan ve korkunç gafletten uyandırmak için, kendi canını ve adeta sahip olduğu her şeyi feda ederek, ancak böyle büyük bir şokla uyandırabileceğine kanaat getirdi. Hz. Hüseyn’in hareketi-kıyamı başka hiçbir harekete, kıyama benzemez. Aradaki bu farklılıklar da Hz. Hüseyn’in bu kıyamdan neyi hedeflendiğini de bizlere göstermektedir. Eğer Hz. Hüseyn’în hedefi salt bir silahlı mücadele ve bununla zahiri anlamda bir yere gelmeyi, bir makama, sultaya ulaşmayı amaçlasaydı, önce kendine bir güç kuvvet, asker ordu, silah oluşturmaz mıydı? Böyle bir şey var mı? Hayır. Eğer hedefi o anlamda bir hareket olsaydı, yanına kadınları, çoluk çocuğunu, hatta küçük süt emer bebekleri alır mıydı? Emare ve nişanelerden, eldeki imkanlardan, zalimlerin merhametsizliği ve insanların vefasızlığından büyük ölçüde haberdar olmasından, hatta bir çoklarının kendisine nasihat etmesinden bu hareketin zahiri anlamda bir sonuca varmayacağı belli olduğu halde yola çıkıyor. Sonra da bir daha geri dönmeyi, davasından vazgeçmeyi asla düşünmüyor. Hatta yola çıkarken çıktığı yolun şehadetle sonuçlanacağının işaretlerini muhtelif vesilelerle veriyor. Hz. Hüseyn gibi risalet pınarından beslenmiş, Ceddinin ilim ve irfanının varisi olan, bütün manevi özelliklerde, derece ve makamlarda zamanının en önde gelen şahsiyeti olduğu halde, en az kendine nasihat edenler kadar akıl, ilim, feraset ve basiret sahibi olduğu halde, onlar gibi düşünmüyor ve farklı bir yol çiziyor, farklı bir süreci kat etmeğe çalışıyor. Ve bilahare, Kerbela yolunda ve Kerbela’da vuku bulan olayların her karesinde bu farklılığı açık bir şekilde görmekteyiz. Kufe’den vefasızlık haberleri geldiğinde yine vazgeçmiyor ve yolunu bu sefer başka bir yöne çeviriyor. Kerbela’da küçücük çocukların bile meydana gitmesine izin veriyor. Ve bilahare altı aylık bebeğini dahi meydana çıkarıyor ve ona bile merhamet etmeyip şehid ediyorlar. Bütün bunları İmam Hüseyin biliyordu; ya da en azından tahmin ediyordu. Ama buna rağmen bunları yaptı ve kendi şehadetinin yanı sıra, bacılarının, yavrularının esaretine rıza gösterdi. İmam Hüseyn de bir insandır. Onun da duyguları var. Ondaki hamiyet duygusu, her kesinkinden daha fazlaydı. Demek ki eğer bütün bu olumsuzluklara, acı ve elemlere, göğüs geriyorsa, bundan başka bir maksat ve hedef gütmektedir. Yoksa Allah’ın ve Resulünün onca referansına mazhar olur muydu? Bizim gibi zahirbin insanların abes, anlamsız, hatta hata ve yanlış addedebileceğimiz, şeylerdir bunlar. Nitekim birçokları da hem o gün, hem bugün bu şekilde değerlendiriyorlar olayı. Oysa Hz. Hüseyn’i bir nebze tanıyan, onun ilmi ve manevi şahsiyetinden, hakkındaki İlahi ve Nebevi referanslardan haberdar olan, Hz. Hüseyn’in yaptıklarında değil, kendi kıt anlayışında hata ve noksanlığı aramaya çalışır. Evet, aziz mu’minler, Hüseyn bütün bunlarla, bir mektep yaratma peşindeydi. Öyle bir mektep ki her boyutuyla, her zaman ve makanda insanlara ve insanlığa ışık tutacak ve onlar için hidayet, saadet ve nuraniyet vesilesi olacak; tarih boyunca tağutların ve zalimlerin korkulu rüyası haline gelecek; kan ve gözyaşının da kılıçlara galebe edebileceğini bütün tarihe gösterecekti. Ve öyle oldu. Bundan dolayıdır ki İmam (a.s), okuduğu hutbelerde, yazdığı mektuplarda, söylediği sözlerde hep genelleme yapmış, olayın kendisiyle sınırlı olmadığını, bu davanın, iki şahsın, ya da kabilenin, ya da grubun dava ve mücadelesi olmadığını, aynı konum ve durumda olan her kes için geçerli olduğunu ortaya koymuştur. Boşuna değil ki Aziz Ceddi Hz. Resul-i Kibriya hakkında: “Hüseyn hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir” buyurmaktadır. Birkaç örnek vereyim. Her şeyden önce Ceddi Resulullah’tan şu genel mesajı ümmete, o güne ve bütün zaman ve mekanlara vermektedir: "Ey insanlar! Allah'ın Resulü (s.a.a) şöyle buyurmuştur: Kim Allah'ın haram ettiğini helal kılan; onun ahdini bozan; Resulullah'ın sünnetine muhalefet eden, Allah'ın kulları arasında günah ve zulüm ile amel eden zalim bir sultanı görür ve ameli veya sözü ile ona karşı çıkmazsa, onu da o zalimin girdiği yere (cehenneme) sokmak Allah'ın üzerine bir haktır." Hiç şüphesiz şu "Benî Ümeyye" zümresi şeytanın itaatine girip Allah'ın itaatini terk etmişlerdir. Beytülmale tecavüz edip Allah'ın haramını helal ve helalini haram saymışlardır. Ben (Müslümanların rehberliğine ve bu bozulmuş durumunu düzeltmek için kıyam etmeğe) başkalarından daha layığım..." (Tarih-i Taberi, c.7, s.300) İmam Hüseyin (a.s): "Yezid şarap içen, haksız yere adam öldüren, açık bir şekilde fisk-u fücur ve haram işleyen birisidir. Benim gibi birisi Yezid gibi birisine asla biat etmez..." (el-Futuh, c.5, s.17) İmam Hüseyin (a.s): "Ümmet Yezid gibi bir yöneticiye müptela olduğu zaman İslam'a elveda demek gerekir." (Maktel-i Harezmi, c.1, s.185) İmam Hüseyin (a.s): "Andolsun ki gerçek imam ve önder, Allah'ın kitabına amel eden, adalet ölçülerine uygun hareket eden, hakka teslim olan ve kendisini Allah'a adayan kimsedir..." (Tarih-i İbn-i Esir, c.3, s.267) Ve bilahare vasiyetinde şöyle yazıyor: "Ben azgınlık veya makam hırsı veya fesat çıkarıp zulüm etmek için kıyam etmedim. Ben ceddimin ümmetini islah etmek, iyiliği emredip, kötülükten nehy etmek ve ceddim (Resulullah'ın) ve babam Ali b. Ebu Talib'in çizgisinde yürümek için kıyam ettim..." (Maktel-i Harezmi, c.1, s.188) "Ben sizi Allah'ın kitabına ve Peygamberinin sünnetine davet ediyorum. Hiç şüphesiz sünnet öldürülmüş ve bid'at diriltilmiştir. Eğer sözümü dinlerseniz ben sizi saadet ve doğruluğa hidayet ederim..." (Tarih-i Taberi, c.7, s.240) Yüce Rabbim, bütün ümmete yeniden Hüseyni bir şuuru kuşanmayı, Hüseyni anlamayı, Hüseyni yaşamayı nasip etsin. İşte ümmetin yeniden dirilişi, izzet ve hürriyetini, saadet ve selametini o zaman elde etmiş olacaktır. Sohbetimin başında bugünün matem ve eza sahibinin Resulullah (s.a.a) olduğunu arzetmiştim. O halde bu Aşura gününde mersiyemiz de Efendimize hitaben yazılmış bir şiir olsun: Vesselamu aleykum ve rahmetullahi ve berekatuh…. Aydın hoca konuşmasının sonunda “Bugğn Aşura’dır Ya Resulallah” şiirini okuyarak mersiyesine başladı ve Kerbela faciasından kesitler sunarak yanık ve duygulu sesiyle Hüseyin dostlarını göz yaşlarına boğdu. Aydın hocanın konuşmasının ardından Kevser gösteri gurubunun “Elveda” isimli gösteriyi sahneleyerek salonda duygulu anların yaşanmasına ve çığlık ve feryatların göz yaşlarına karışmasına vesile oldular. Beğeniyle izlenen bu muhteşem gösterinin ardından Ali Carfi hocanın okuduğu mersiye ve sinelerle program sona erdi. Program Türkmeneli TV tarafından canlı olarak yayınlandı. Ertesi gün Hilal TV de kayıttan yayınlandı. Ayrıca program 19 Aralık Pazar günü Hilal TV’de tekrar yayınlanacaktır. rasthaber - ANKARA
 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

15/04/2011 - 14:49 Ayetullah Sistani Suudi Kralı’nın Görüşme Talebini Ret Etti
14/04/2011 - 11:26 Tevhit bütün İslam Emirlerinin Ruhudur
12/04/2011 - 12:03 Kurân ve Hadisler de Komşuluk
14/02/2011 - 20:25 Hz. Muhammed (s.a.a) ile Hz. Hatice’nin (s.a) Evliliği
14/02/2011 - 20:23 Hz. Peygamber’in (s.a.a) Kutlu Doğumu ve Vahdet Haftası
31/01/2011 - 16:07 1.Hayat Pınarı Bilgi Yarışması
19/01/2011 - 09:50 Hz. Fatıma’nın (s.a) Cennetteki Makamı
18/01/2011 - 15:23 Erbain Ziyaretnamesi
30/12/2010 - 16:27 Muktada el-Sadr’dan Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:51 Ayetullah Sübhani’den Başbakana Teşekkür Mesajı
23/12/2010 - 09:33 Şeyh Celaleddin Sagîr'den Erdoğan'a Teşekkür
23/12/2010 - 09:29 Berlin İmam Cafer Sadık (a.s) Camiinde Aşura
20/12/2010 - 09:57 Ankara Kocatepe'de Görkemli Kerbela Anma Merasimi
20/12/2010 - 09:44 Kars'ta Aşura
20/12/2010 - 09:40 Avrupa "Lebbeyk Ya Hüseyin" Nidalarıyla İnledi
20/12/2010 - 09:35 Suudi Arabistan’da Şiilerle Vahabiler Arasında Şiddetli Çatışmalar
18/12/2010 - 10:34 Aralık'ta Duygulu Aşura yas Merasimi
18/12/2010 - 10:31 Kocaeli Kerbela Şehitlerine Ağladı
18/12/2010 - 10:14 Malatya'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:12 Bursa'da Kerbela Şehitlerini Anma Merasimi
18/12/2010 - 10:04 Kayışdağın’da Görkemli Aşura Yas Merasimi
17/12/2010 - 11:44 İran'da Milyonluk Aşura Merasimleri
17/12/2010 - 10:46 Iğdır‘da Tasua ve Aşura Günü Gözyaşları Sel Oldu
17/12/2010 - 10:19 Halkalı'da Tarihi Aşura
17/12/2010 - 10:09 Aşura Merasimi Halkalı’da Yine Görkemli Düzenlendi
17/12/2010 - 09:48 Başbakan Aşura Merasimine Katıldı
15/12/2010 - 10:30 Aşura
15/12/2010 - 09:45 Tasua Günü Ne Oldu?
13/12/2010 - 12:44 Ölümü Ancak Saadet Bilirim!
13/12/2010 - 11:40 Yezid Kimdir?
11/12/2010 - 14:03 Kerbela Kıyamının Sebepleri
11/12/2010 - 13:15 Kerbela Kıyamının Niteliği
10/12/2010 - 09:57 Kerbela Bir Mekteptir
24/11/2010 - 14:08 Dua İnsanı Yüceltir
23/11/2010 - 13:42 Namazın Hikmeti
23/11/2010 - 12:30 Ana-Babaya İyilik ve Saygı
23/11/2010 - 12:26 Hz. Ali`den (a.s) Güzel Sözler
23/11/2010 - 09:54 Gadir Gününde Taç Töreni
12/11/2010 - 15:25 İnsan neden Allah’ı unutur?
08/11/2010 - 15:00 Namazda On Güzellik
01/11/2010 - 14:59 El Ezher Şeyhi, Ayetullah Sistani'yi Ziyaret Edecek
28/10/2010 - 13:44 Güler Yüzlülük ve Güzel Ahlak
28/10/2010 - 13:27 İyi Bir Eşin Nitelikleri
25/10/2010 - 14:47 Kendini Tanıma ve Yetiştirme
25/10/2010 - 13:22 İslâm Ahlâkının Özellikleri
22/10/2010 - 12:53 Ayetullah Sistani, Askerleri Uyardı
20/10/2010 - 20:10 İmam Ali Rıza’nın (a.s) Kısaca Hayatı
20/10/2010 - 12:44 Sılayı Rahim
20/10/2010 - 12:40 Takva ve Değerli Aşamaları
15/10/2010 - 13:57 Anne Hakkı
24/09/2010 - 10:13 Kurândaki Akrabalık İlişkisi
14/09/2010 - 12:16 Takva ve Büyük Günahlar
28/07/2010 - 10:06 İmam Mehdi'nin (a.f) Mübarek Doğum Günü
24/06/2010 - 11:03 Recep Ayı İstiğfar ve Tövbe Ayıdır
24/06/2010 - 11:02 Recep Ayı Gecelerine Ait Namazlar
23/06/2010 - 09:39 Recep Ayının Faziletleri
11/06/2010 - 08:41 İlahi Adalet 1
10/06/2010 - 10:14 Takvasız Kurân Okuyanın Akıbeti
07/06/2010 - 08:21 İstiğfar
31/05/2010 - 09:05 İslam'da İrfan ve Hikmet
28/05/2010 - 10:19 İrfan ve Şeriat
26/05/2010 - 15:06 Ölüm Anında Kurân Tilavet Etmek
22/05/2010 - 08:59 Nasıl İhlâslı Olabiliriz?
19/05/2010 - 10:21 Misafirlik ve Misafirperverlik
18/05/2010 - 09:24 Hz. Fatıma'nın (s.a) Şehadeti
18/05/2010 - 08:52 Hz. Fatıma’nın (s.a) Kapısının Yakılması
18/05/2010 - 08:47 Hz. Fatıma’nın (s.a) Zühdü Ve Takvasından Örnekler
12/05/2010 - 09:10 İslam Tarihinden Örnekler
08/05/2010 - 09:11 Kur'an ve Hadislerde Nefisle Cihat
05/05/2010 - 09:17 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
03/05/2010 - 09:17 Ahde Vefa
03/05/2010 - 09:13 Küçük Görülen Büyük Ameller
26/04/2010 - 14:43 Allah Korkusundan Ağlamak
22/04/2010 - 10:38 Kurân-ı Kerim İfadesinde Müstakildir
13/04/2010 - 10:17 Hak ve Batıl
12/04/2010 - 11:15 Kurân-ı Kerim’in Mücize Oluşu
08/04/2010 - 11:13 Namazla İlgili Hadisler ve Güzel Sözler
08/04/2010 - 11:10 Namazın Hikmeti
06/04/2010 - 08:42 Mirac’u Saadet (2)
06/04/2010 - 08:39 Mirac’u Saadet (1)
05/04/2010 - 09:03 Kurân, Karanlıklardan Kurtulma Nedenidir
03/04/2010 - 08:46 Haset Huyuyla Nasıl Mücadele Etmeliyiz?
19/03/2010 - 11:08 İslami Adabı Riayet Etmek
16/03/2010 - 09:26 Kemale Ulaşmanın Yolu
12/03/2010 - 10:22 Gençlik Sorunları
12/03/2010 - 10:19 Kurân Okumanın Bereketi
10/03/2010 - 09:17 En Kötü İnsan
28/01/2010 - 10:32 Küçük Görülen Büyük Ameller
09/01/2010 - 14:12 Ayetullah Hamanei'nin huzurunda Aşura töreni
17/11/2009 - 09:55 Dokuzuncu İmam Cevad'ın Hayatı
11/11/2009 - 08:29 Rızk Kavramının Kurân'da İfade Ettiği Anlam
11/11/2009 - 08:25 Bir Kurân Gerçeği Üzerine
05/11/2009 - 14:16 Hz.Ali'nin Kasia Hutbesi 
30/10/2009 - 08:23 İmam Ali b. Musa'nın (a.s) Kısaca Hayatı
21/10/2009 - 08:34 Müslüman İşini Güzel Yapar 
02/09/2009 - 13:55 Oruç ve Nefsi Tezkiye 
02/09/2009 - 13:48 Rahmet Ayı Ramazan 
02/09/2009 - 13:38 Bana Dua Edin 
02/09/2009 - 13:28 Zahiri ve Batıni Oruç   
28/08/2009 - 14:22 Oruç Tutmanın Felsefesi
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
"İşte bu (Kur'ân), bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun
ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin",


( En'am - 155)

Bir Hadis
Size bir ihtiyacını söyleyip el açan biri, böylece onurunu size takdim ediyor demektir; o halde siz de kendi onurunuza saygılı davranın ve onun ihtiyacını giderin.Hz.Hüseyin (a.s)
Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net