Kull. Adı   Şifre :
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler
 
Ayetullah Uzma Seyit Ali Hüseynî Hamaneî
 
 

22/01/2014

Seyyid Ali Hamaney, 1939 yılının Temmuz ayının 15’inde İran’ın mukaddes Meşhed şehrinde seyyitler ocağında,  yoksul ama şerefet timsali bir ailede dün­yaya geldi. Babası zamanın takvalı ve büyük âlimlerinden Hacı Seyyid Cevad, annesi ise Meşhed’in tanın­mış, takvalı âlimlerinden Seyyid Haşim Necefabadi’nin muhterem kızı idi. Dedesi ise Necef’te yaşamış olan Tebrizli ilim, takva, zühd ehli büyük âlimlerden Ayetullah Seyyid Hüseyin Hamaney’dir.

Seyyid Ali Hüseyni Hamaney; ilim, takva, dua, ibadet, iman ve amel ehli ve aynı zamanda o dönemde İslami mücadelenin onurlu öncülüğünü yapan bu seyyitler ocağında, bir milletin belki de insanlığın kurtuluşunun önderliği yolunda dünya sahnesinde yola koyuldu.

İmana dayalı terbiye edilişi, tevhid ile tanışması ve bu temeller üzere yetişmesinde asıl kaynağın ailesi olduğunu açıklayan Seyyid Ali Hüseyni Hamaney'in irfana yönelmesi de bu günlere rastlar. O çocukluk günlerinin bazı kesitlerini şöyle nakletmektedir: “Çocukluk dönemim çok zor şartlar altında geçti. Özellikle o yıllar 2. Dünya savaşına rastlamaktaydı. Meşhed savaş bölgesinde olmasına rağmen her şey diğer şehir­lere oranla daha bol ve daha ucuzdu; fakat bizim ekonomik durumumuz çok zayıf olduğundan buğday ekmeği bula­mazdık; evimizde genellikle arpa ekmeği olurdu, bazen de arpa ve buğday unu karıştırılarak ekmek pişirilirdi. Meşhed’in yoksul kesiminin yaşadığı bölgede, altmış veya yetmiş metre karelik tek oda ve karanlık bodrumlu sade bir evde doğdum ve orada büyüdüm.

Babam mahallenin alimi olduğu için misafirimiz çok olurdu; evimiz dar olduğundan misafir gidinceye kadar hepi­miz bodruma doluşurduk. Sonraları mahalle halkının evimizin yanında ufak bir arsa vermeleri üzerine eve iki oda ekledik,  böylece üç odamız oldu. Elbise yönünden de aynı sıkıntıları yaşardık. Annem, babamın eski elbiselerinden bir şeyler diker biz de onları giyerdik.

Henüz buluğ çağına ermeden Arefe günü amellerini yerine getiriyordum. Bu amelleri tanıyanlar onları eksiksiz yerine getirmek istediklerinde öğle namazından gün batımına kadar sürdüğünü bilirler.

O günleri hatırlıyorum: Uzun yaz günlerinde, dua ve müstahap amellere çok düşkün olan  annem ile evimizin küçük avlusunun gölge olan bir köşesinde (bu amelleri açık yerde, gökyüzü al­tında yerine getirmek müstahaptır) oturuyor saatlerce Arefe günü amellerini yerine getiriyorduk. Hem dua, hem zikir, hem namaz; annem okuyordu ben ve kardeşlerimden bazısı da onunla okuyorduk. Çocukluk ve gençlik dönemim dua ve benzeri şey­lerle maneviyat elde ederek geçti.

Elbette o günlerde bizlerin bir ayrıcalığı vardı. Eğer o ayrı­calık bugün bir gençte olsa, onun için dua, zikir ve namaz  çekici olacak ve asla yorucu gelmeyecektir; Bu da manaya te­veccüh etmektedir. Her kimin namazdan yorulduğunu görürse­niz, ya namazın manasını bilmiyor ya da bu manayı önemsemiyor demektir.  Yoksa bir kimse namazın manasını bilecek ve namaza önem verecek olsa namazdan usanmasına imkânı yoktur!”

Dört beş yaşlarında abisi Seyyid Muhammed ile birlikte Kur’an öğrenmek için medreseye giden Seyyid Ali Hamaney, birkaç yıl sonra “Dar-ut Talim-i Diya­net” adlı İslami bir okula girdi.

Rıza Han’ın baskısının yoğun olduğu dönemlerde mümin şahıslar tarafından kurulmuş olan bu okulda diğer ilkokullarda olan derslere ilave olarak genellikle ta­lebelerin dini yönden terbiye edilmelerine dik­kat edilirdi, fakat geçerli bir diploması yoktu.

Ayetullah Hamaney bu okulda altı yıl okuduktan sonra babasından gizli olarak geceleri ders okuyup ilkokul, ortaokul ve başarısından dolayı sınıf atlamak suretiyle iki yılda lise diploması aldı.

Aynı yıllarda Arap edebiyatına da başladı. Daha on dört yaşlarında “Süleyman Han” medresesine gidi­yor, Şerayi ve Lum’a kitaplarını okuyor bunların yanı sıra babasının verdiği derslere katılıyordu. Süley­man Han medresesinden sonra Nevvab Medresesine giderek, orada sathı (dini medreselerde Arap edebiya­tını okuduktan sonra metin üzerinden okunan fıkıh, usul-u fıkıh, mantık vb. derslerin tümünü) bitirdi.

Sathı bitirdikten sonra on altı yaşında “Ayetullah’il Uzma Milani’nin derslerine (fıkıh ve usul-u fıkıhta verilen içtihada dayalı dersler) katıldı. İlmiye hav­zalarında on altı yaşında birinin üst düzeydeki bu derslere katılma­sına çok az rastlanılır.

Ayetullah Hamaney, bu başarısını babasının gös­termiş olduğu aşırı ilgi ve zahmetleri sayesinde elde ettiğini belirterek şöyle diyor: “Babam, ilmi yönden yüksek bir mertebeye sahipti. İslami ilimlere başladığım ilk dönemlerden itibaren bana ders verirdi. Bizim İslami eğitim ve terbiyemize olan aşırı ilgi ve alakasından dolayı bana, abime ve daha sonra küçük kardeşlerine kendisi ders verirdi. Bu yüzden bizim hepimizin özellikle benim boynumda çok büyük hakkı vardır. Eğer o olmasaydı ben fıkıh ve usul-u fıkıhtaki bir çok başarıya ulaşamazdım.

Kum’a gitmeden önce babamdan aldığım derslere ilave olarak Meşhed havzasındaki umumi derslere de katılırdım. Yaz ta­tilinde derslerin tatil olması üzerine, babam bu derslerin yerine bir takım yeni dersler koyar ve onları bize okuturdu.”

 Ayetullah Hamaney,  ilmi hayatının çeşitli yönlerini ise şöyle anlatıyor: “Talebe olduğum ilk günden itibaren ders vermeye başladım, ilk okulu bitirip havza derslerine başladığım zaman ilk ders verdiğim kitap Arap edebiyatı ile il­gili olan “Emsile ve Sarf-i Mir’dir”, Meşhed’de olduğum yıllar yani 1958 yılına kadar sürekli olarak, sarf, nahv, meani, be­yan, usul-u fıkıh dersleri verirdim. Kum’da olduğum sürece hem ders alıyor hem de ders veriyordum. Kum’dan Meşhed’e döndükten sonra 1964-1977 yılları arasında, asıl ders prog­ramı olarak Mekasip, Kifaye, tefsir ve akaid dersleri verirdim.

1957 yılında ziyaret amacıyla mukaddes yerlere gittiğimde “Necef” havzasının ilmi sıcaklığı beni orada kalmaya teşvik etti. Dolayısıyla bir müddet kaldım, ama babam Necef’de kalmama razı olmadığından, tekrar Meşhed’e döndüm. 1958 yılında babamın izniyle Kum’a git­tim. 1964 yılına kadar Kum’da kaldım. 1964 yılında babam hastalığı nedeniyle gözlerini kaybetti, bu yüzden Kum’daki bazı üstadlarımın muhalefetlerine rağmen Meşhed’e geri dön­mek zorunda kaldım.

“Nahivle ilgili Enmüzec ve Samediye” adlı kitapları Meşhed’in Süleyman Han medresesinde “Alevi” adında bir üstaddan ders aldım, daha sonra “Suyuti ve Muğni’den bir miktarını da “Mesut” adlı bir üstaddan ders aldım.

Şerayi’nin evvelinden hac kitabına kadar babamın yanında okudum. Şerayi’de hac babına yetiştiğimiz sıralarda babam “Lüm’e”nin hac babını kardeşime ders veriyordu. Benim de katılmamı istemesi üzerine ben de katıldım. Yaklaşık ola­rak Lüm’e’nin dörtte üçünü babamdan ders aldım ve geri kalan kısmını da Merhum “Mirza Ahmed Müderris Yezdi’den (Nevvab medresesinin meşhur Lüm’e ve “Kavanin” üstatlarından idi) okudum. Lüm’e’den sonra “Mekasip ve Resaili de rahmetli “Hacı Ayetullah Şeyh Kazvini’den (Mer­hum Mirza Mehdi İsfahani’nin öğrencilerindendir. Meşhed havzasının başta gelen riyazet görmüş, temiz kalpli üs­tadıydı) ders aldım. Bu iki kitabın büyük bir bölümünü adı geçen üstatlarla okudum. Talebeliğe başlamam ile hariç dersle­rine gitmem (yani satıh dersleri), beş buçuk yıl sürdü. Hariç derslerini Meşhed’in taklit mercilerinden “Ayetullah’il uzma Milani’den aldım.”

Kum’a gidinceye kadar bir yıl, usul-u fıkhın, iki buçuk yıl da fıkhın içtihat seviyesi derslerini de onun yanında okudum. Bir süre de Meşhed’de “Ayetullah Mirza Cevad ağa Tehrani’den felsefe dersi; hekim filozof ve üstün bir zat olan “Şeyh Rıza’dan da felsefeyle ilgili “Manzume” dersleri aldım. “Necef”de de Ayetullah Hakim, Ayetullah Hoi, Ayetullah Şahrudi, Ayetullah Mirza Bakır Zencani, Ayetullah Mirza Hasan Burucerdi ve Ayetullah Seyyid Yahya Yezdi’nin derslerine katıldım.

Bu derslerden en çok Ayetullah Hekim ve Ayetullah Mirza Hasan Burucerdi’nin derslerini beğendim. Nihayet Necef’te kalmaya karar verdim ve babama mektup yazarak bu kararımı bildirdim. Ama babam orada kalmama razı ol­mayınca tekrar Meşhed’e döndüm. Bir müddet sonra Kum’a gittim. Kum’da olan onca derslerden Hz. İmam Humeyni’nin (r.a), Ayetullah Uzma Burucerdi’nin ve Şeyh Murtaza Hairi’nin derslerine katılıyordum. Usul-u fıkıh ve fıkıhta Hz. İmam’ın (r.a) derslerini hiç kaçırmazdım. Felsefede ise “Esfar ve Şifa’dan bir miktarını Allame Tabatabai’den ders aldım.”

O, gençlik döneminden bu yana kitap okuma ve araştırmaya büyük bir aşk duyardı. Dersleri dışında boş durmaz, çeşitli konularda hiç yorulmadan kitap okurdu. Tarih, hikaye, roman, edebiyat, siyaset ve şiir kitaplarına karşı büyük ilgi duyardı ve Arapça ile aşina olduktan sonra daha çok hadis kitapları okuyor,  hadisler ezberliyordu. Aynı zamanda Kur’an’a olan sonsuz aşkından dolayı, onu hiç ihmal etmezdi. O güçlü bir Kur’an hafızı ve muhafızıdır.

ESERLERİNDEN BAZILARI

Tahkik ve Telif:

1- Cihad (Hariç dersinde talebelerine verdiği dersle­rin metnidir)

2- Rical İlminde Dört Temel Kitap

3- Namazı Manasıyla Kılmak

4- Velayet

5- Kur’an’da İslami Düşünce

6- Nehc’ül Belağa’dan Dersler

7- Masum İmamların Hayatı

8- Sadık Önder

9- Beş Ciltte Soru ve Cevap

10- İslam’ı Doğru Tanımak

11- Nur İzdüşümleri

12- Enbiyalara ve İslam İnkılabı’na Karşıt Gruplar

13- Vahdet ve Arınmak

14- Sabır

15- Sanat

16- Velayet Hadisi (Mesaj ve konuşmalarını içermektedir. Şu ana kadar dokuz cildi yayınlanmıştır.

TERCÜMELERİ

1-Hindistan Özgürlük Hareketinde Müslümanlar (Abdulmenam Nemri Nasıri)

2-İmam Hasan’ın (a.s) Sulhu (Razi Al-i Yasin)

3-Batı Medeniyeti (Seyyid Kutup)

4-Gelecek İslam’ındır (Seyyid Kutup)

5-Fi Zilal-ı Kuran (Seyyid Kutup) ve...

DEVRİM ÖNCESİ MÜCADELESİ

Ayetullah Hamaney yiğit, takvalı ve çok cesur bir mücahittir. Bereketli hayatının sayfalarını diliyle, ka­lemiyle ve pratik olarak gerçekleştirdiği Allah yolundaki mücadeleleri doldurmaktadır. Özellikle de İmam’ın 1962’de başlat­tığı İslami kıyamın ilk gününden bu yana bir dakika bile mücadeleden geri kalmamıştır.

Hz. Ayetullah Hamaney bu konuda şöyle diyor:

“Mücadele ve siyasi hayata atılmam 1952–1953 yıllarında gizli bir gücün beni, Merhum Nevvab Safevi’ye doğru itmesiyle başladı.

Bir gün Merhum (Seyyid Şehid) Nevvab Safevi bulunduğum medreseye gelerek çok ateşli bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında İs­lam’ın diriltilmesi ve dünyaya hakim kılınması gerektiğini ifade etti ve Şah ile İngilizlerin komplolarını dile getirerek: “Bu memleketin, yöneticilerinin hepsi yalancıdır. Bunlar Müslüman değildirler.” dedi.

O andan itibaren Nevvab Safevi vasıtasıyla kalbimde İs­lam inkılabı ümidi doğdu. Evet bizim kalbimizde inkılap ateşini ilk kez Rahmetli Nevvab Safevi yaktı. 1954–1955 yıllarında mücadeleyi başlattık. Şöyle ki; Farruh adında bir şahıs Meşhed’e vali olarak atanmıştı, bu adam İslam’ın zahi­rine bile riayet etmiyordu. O zamanlar genellikle Muharrem ve Sefer aylarında Meşhed’de olan tüm sinemalar kapatılırdı. Ama o ilk önce Muharrem ayının on dördüncü gününe kadar kapattırdı, itirazlar çoğalınca yirmisine kadar uzattı. Bu sı­rada biz toplantı yaparak marufu emretme ve münkeri nehyetme hakkında bildiri yayınlayıp, her tarafa dağıtmaya başladık.”

1962’DEN SONRAKİ MÜCADELESİ

Alimler ve talebeler korkusuz ve ihlaslı bir şekilde İmam Humeyni ve diğer taklit mercilerinin sözlerini İran halkının tümüne duyuruyorlardı. Ayetullah Hamaney’in bu konuda da yapıcılığı ve çok üstün başarıları vardı. Onun faaliyetleri o kadar yoğun ve etkiliydi ki 1962 yılında, 15 Hurdad kıyamını vücuda getiren İmam Humeyni’nin üç önemli ve tarihi mesajını Meşhed’e götürdü.

Birinci mesaj alimlere, hatiplere ve heyet başkanla­rına idi. Bunlardan İsrail’i protesto etmeleri ve “Feyziye Medresesi’nde Şah Rejimi tarafından işlenen cinayeti halka açıklamaları isteniyordu.

Merhum Ayetullah’il Uzma Milani’ye ve Meşhed’in büyük âlimlerinden birine yö­nelik olan ikinci ve üçüncü mesajlarda ise Muharrem ayının 7. günü mü­cadelenin açıkça başlatılması isteniyordu.

Ayetullah Hamaney bu yolculuğunda yol üzerinde olan halka hitaben camilerde konuşma yaparak kıyamın yaygınlaşmasına sebep oldu.

O yılın Muharrem ayı çok iyi bir fırsattı. İmam ve diğer alimler Muharrem ayının çalışmalarını programlayarak ayın ilk gününden, altıncı güne kadar olan günleri, dini esaslar ve genel konulara, yedinci günden itibaren ayın sonuna kadar olan günleri ise rejimle ilgili gerçekleri açıklayarak halka duyurulmasına ayırmışlardı.

Ayetullah Hamaney, Şah’ın başbakanının memleketi olan “Bircand” da konuşma yapmayı üstlenmişti.

O, Muharremin 7. günü kalabalık halkın ka­tıldığı yas merasiminde olağanüstü heyecan ve ateşli bir konuşmayla Kum’daki Feyziye Medresesine Şah Re­jimi tarafından yapılan zulmü halka açıkladı; halk din büyüklerine yapılan hakarete dayanamayıp şiddetle ağlıyorlardı. Hz. Ayetullah Hamaney bu olayla ilgili olarak şöyle söylüyordu: “Minberden indiğimde rejim güçleri ta­rafından tutuklanmamı engellemek için halk etrafımı sararak öylece beni camiden dışarı çıkardılar.”

Muharremin 9. günü sabahı, minbere çı­karak yine çok etkili bir konuşma yaptı; Şah’ın uşak­ları genelde Tasua ve Aşura (Muharremin 9. ve 10.) günleri alimleri tutukla­mazlardı, buna rağmen korkularından onu tutukladı­lar. Önce SAVAK’a daha sonra tahrip olmuş bir ceza evine sevk ettiler. Zaruri ihtiyaçlardan bile mahrum bı­rakılan bu zindanda, sakalını tıraş etmekle tehdit ettiler. Daha sonra tahrik için ot yoldurmak gibi işlere zorlandı, yaklaşık on gün hapiste kaldı.

Serbest bırakıldıktan sonra tekrar alim arkadaşlarını bir araya toplayıp o zamana kadar yapılan işlerin de­ğerlendirmesini yaparak, tüm şehir ve kasabalara se­ferler düzenlemeyi ve bu vesileyle halkı aydınlatmayı kararlaştırdılar.

Bunun üzerine Kirman’da bir kaç gün âlimler, ta­lebeler ve dindar insanları bir araya toplayıp konuşmalar yaptıktan sonra Zahidan’a doğru hareket etti. Rama­zan ayının on beşinci günü İmam Hasan’ın (a.s) do­ğumu münasebetiyle bir konuşma yaptı, aynı gece SAVAK[1] tarafından tutuklanıp, uçakla Tahran’a ora­dan da korkunç işkenceleriyle meşhur olan “Kızılkale” zindanına götürüldü. Yaklaşık iki ay bu zindanda çeşitli işkence­lere, hakaretlere maruz kaldı.

Serbest bırakıldıktan sonra bu kahraman âlim ilk iş olarak “Kaytariyye Cezaevi’nde tutuklu bulunan İmam Humeyni’yi ziyaret ederek ona: “Bu Rama­zan’da sizin yokluğunuzdan dolayı yeterli istifade edi­lemedi. Onun için şimdiden gelecek Muharrem ayına program hazırlamalıyız.” dedi.

Ayetullah Hamaney Ramazan ve Muharrem aylarından gerekli şekilde faydalanmak ve faaliyet alanını genişletmek için Kum’da alimlerle bir toplantı dü­zenleyip teşkilatlanma çalışmalarına başladılar. Daha sonra tüzüğünü de hazırladıkları bu teşkilatı oluşturan alimlerden bazıları şunlardır: Ayetullah Mişkini, Şehit Ayetullah Kuddusi, Merhum Ayetullah Rabbani Emlaşi, Merhum Ayetullah Rabbani Şirazi, Ayetullah Haşimi Rafsancani, Ayetullah Misbah Yezdi, Ayetullah Azeri Kumi ve Ayetullah Emini Necefabadi vb...

1965 yılında Ayetullah Azeri Kumi’nin yakalanma­sıyla evinde bulunan teşkilatın tüzüğünü ele geçirdiler. Teşki­latın kurucularından bazıları yakalanmış, bazıları da kaçmıştı.

 Ayetullah Hamaney, Rafsancani ve Misbah Yezdi o sırada Tahran’da idiler. Bu olaydan önce önsözünde ve dipnotlarında SAVAK’ın gerçek yüzünü açıkladığı “Gelecek İslam’ındır” adlı kitabı tercüme ettiğinden dolayı SAVAK tarafından takibe alınmıştı. Bu kitap daha baskıda iken ba­sımı durdurulmuş ve matbaacılardan iki kişi tutuk­lanmıştı. Daha sonra başka yoldan basılıp yayınlan­mıştı.

1966 yılında tutuklulardan bir kısmının serbest bı­rakılmasıyla olay eski şiddetini kaybetti.

Ayetullah Hamaney’i, 1967 yılında Meşhed’de yazmış olduğu kitap gündeme getirilerek bir kez daha tutukladılar. Yaklaşık olarak dört ay hapsettiler. SA­VAK, her ne kadar işkence yaptıysa da hiç bir sonuç elde edemedi.

Ayetullah Hamaney serbest bırakıldıktan sonra Meşhed’de kalarak. ta­lebeler, üniversiteliler ve halkı eğitmek amacıyla tefsir derslerine başladı. Çok geçmeden bu dersler mücahidler ve inkılapçıların merkezi haline geldi.

Bu derslerin amaçlarından biri de imanlı, değerli ve teşkilat kurabilecek şahısları tanımak, muhtaçlara yardım ulaştırabilmekti. O zaman Firdevs’de vuku bulan depremin verdiği hasarları onarmak için Meşhed ulemasının ve imanlı işadamlarının yardımıyla talebeleri toplayarak “Firdevs”e gitti ve ulema yardım vakfını kurdular.

Bu konuda Hz. Ayetullah Hamaney şöyle diyor: “Biz Firdevs”e gittiğimizde bir jandarma taburu böl­gedeydi. Emniyet müdürlüğü baskı yaparak bizi bölgeden çıkarmak istediler. Eğer burayı terk etmezseniz zorla çıkaracağız diye tehdit ediyorlardı. Biz de çıkmayaca­ğımızı belirttik; arkadaşlardan bazılarının korkmaya başlaması üzerine ben, “korkmamalıyız; çünkü biz halka yardım amacıyla geldik, halkın gücü de bizimle­dir. Kızılay’ın verecek hiç bir şeyi yok, olsa bile ver­mezler.” dedim ve pratikte de böyle oldu. Tağutun gön­derdiği görevliler hiç bir şey yapmadan geri döndüler biz de işimize devam ettik.”

Ayetullah Hamaney’in tefsir dersleri defalarca SAVAK tarafından yasaklandı. Bazen evini muhasa­raya alıp, kimseyle görüşmesine izin vermiyorlardı.

Hz. Ayetullah Hamaney’in sadece konuşması de­ğil, yazdığı, tercüme ettiği kitaplarda inkılabi fikirleri yaymada çok etkiliydi. “İmam Hasan’ın (a.s) Sulhu”, “Gelecek İslam’ındır”, “Hindistan Özgürlük Hareketinde Müslümanlar” adlı kitapları gençlere inkılap ruhunu aşılayan eserlerin­dendir.

Bu yüzden 1968 yılında Kum’da tutuklanarak, delil yetersizliğinden aynı gün serbest bırakıldı.

Ayetullah Hekimi'nin vefatından sonra 1969 yılında tekrar tutuklandı. Bu defa gerçekleşen tutuklanması dört aydan fazla sürmüştür. Serbest bırakıldıktan sonra Hz. Ayetullah Hamaney faaliyetlerine tekrar devam etti. Diğer örgütlerle ilişki kurarak birlikte hareket etmeyi kararlaştırıp, çalışmaya başladılar. 1970 yılında şah rejiminin 2500. kutlama törenlerinde elektrik santralının patlatılması üzerine, tekrar tutuklanarak acımasızca işkencelere maruz kaldı, karanlık ve rutubetli hücrelere kapatıldı. Ama bunca işkenceler karşısında bu cesur mücadele­ciden hiç bir şey öğrenmeden, iki ay sonra serbest bı­rakmak zorunda kaldılar.

Serbest bırakıldıktan sonra mücadele ve faaliyetle­rine aralıksız devam eden Ayetullah Hamaney Meşhed’de olan İmam Ha­san (a.s) cami cemaatının ısrarı üzerine bu camide cemaat imamlığını kabul etti ve tefsir derslerine yeniden başladı. Bu faaliyet çok etkileyiciydi. Şehit Mutahhari ve Bahüner Meşhed’de bu programları yakından izleyip etkilenmişlerdir. Merhum Ayetullah Talagani diyordu ki: “Ayetullah Hamaney geleceğin ümididir. Meşhed’e gittiğinizde mutlaka onu ziyaret edin.”

Şehit Recai’de bu konuda şöyle diyor: “Benim 1973’de hücrede geçirdiğim günler gerçekten bir ce­hennemdi. Bütün hücrelerden sabahlara kadar ağlama ve inilti sesleri geliyordu. Burada sanki “ne ölüyorlar, ne de sağ kalıyorlar” ayeti kerimesi gerçekleşiyordu. Bunca işkencelere rağmen Şah’ın SAVAK’ı İmam Humeyni’nin yılmak bilmeyen bu talebesinden mah­kemede delil olabilecek en ufak bir şey dahi öğrene­mediler. Jimmy Carter’in başkan olmasıyla Şah Amerika’nın emri doğrultusunda siyasetini değiştirdi; 1974 kışı serbest bırakılan Ayetullah Hamaney Meşhed’e gi­derek yorulmak ve yılmak bilmeyen güçlü bir ruhla mücadelesine devam etti. Bu defa yükü ve sorumlu­luğu daha da ağırlaşmıştı.”

1976’da İnkılabi hareketin güçlenmesi üzerine za­lim Şah rejimi ortamı kontrol edebilmek için Ayetullah Hamaney’i tutuklayıp bir kaç gece gözal­tına aldıktan sonra “İranşehr”e sürgün ettiler. İranşehr’in sıcak havası cihat ve mücadeleden bıkma­yan bu ruhu yormaya yetmeyecekti. Orada da müca­deleci alimlerle bir araya toplanıp Şii ve Sünniler ara­sında vahdeti sağlamaya öncülük etti.

O yıl İranşehr’i sel bastı, halkın çoğunun evi sular al­tında kalarak, çöllere döküldüler. Ayetullah Hamaney Firdevs’deki tecrübesinden yararlanarak ta­lebeleri toplayıp hemen bir yardım teşkilatı oluşturdu. Bu teşkilat halka kısa zamanda o kadar çok yardım yaptı ki, bunların yönlendirilmesi SAVAK’ı hayrete dü­şürdü. SAVAK müdürü Hz. Ayetullah Hamaney’i çağırarak bu hususta ona şöyle di­yor: “Dün akşam emniyet komisyonuna ne kadar tembel ve beceriksiz olduklarını ve bir sürgü­nün yaptıklarının, ortamı tamamen değiştirdiğini söyledim!.”

Bu sürgün bir yıl devam etti. İnkılapçıların çalış­mala­rının şiddetlenmesi ve kontrolün elden çıkması üze­rine Hz. Ayetullah Hamaney Meşhed’e dönerek daha şiddetli bir şekilde faaliyetlerini sürdürmeye de­vam etti.

İSLAM İNKILÂBI ŞURASI

Rehberlik makamından sonraki makam; inkılabı ko­rumak için İmam Humeyni’nin emriyle kurulan İs­lam İnkılabı şurasıdır.

Şehit Ayetullah Beheşti bu konuda şöyle diyor: “Paris’te Hz. İmam tarafından kurulan İslam İnkılabı Şurası’nı ben, Mutahhari, Musevi Erdebili, Dr. Bahüner ve Rafsancani teşkil ediyorduk. Daha sonra Meşhed’de olan Ayetullah Hamaney bize katıldı.”

Ayetullah Hamaney bu konuda şöyle diyor: “Mer­hum Şehit Mutahhari kaç kez bana telefon ederek Tahran’a gel­memi istedi. Ama Meşhed’de yoğun çalışmalarım ve görevi­min çok ağır olmasından dolayı gecikiyordum. Nihayet o za­man Paris’te bulunan İmam (r.a.) Tahran’a gelmemi emret­meleri üzerine Tahran’a geldim.

 

Tahran’da Şehit Mutahhari’nin evinde yapılacak bir top­lan­tıya katılmam gerektiğini söylediler. O toplantıda İslam Şu­rası’nın tüm üyeleri vardı, işte ben orada bu şuraya üye ol­duğumu öğrendim, daha önce haberim yoktu”

İMAMI KARŞILAMA KOMİTESİ

İmam’ın İran’a gelişini karşılamak için merkezi “Re­fah Medresesi” olan İmam’ı karşılama komitesi ku­ruldu.

Ayetullah Hamaney Hz. İmam’ın propaganda ve idari işler sorumluluğunu üstlendi; gerçekten çok zor olan bu işi en iyi bir şekilde yürüttü. Çünkü o günler her taraftan eğitmen isteniyordu; diğer taraftan İmam’ın görüşmelerini düzenliyor; konuşmalarını yayın mer­kezlerine ulaştırıyor ve saptırıcı batı yanlısı propagan­dalarını yalanlıyordu. Özellikle Komünistlerin ve Milli­yetçilerin ihanetlerini tek başına açıklıyor ve halkı yönlendiriyordu.

KOMÜNİSTLERİN KOMPLOSU

Komünistler Şah yönetiminin son günlerinde, İs­lam İnkılâbını sosyalist inkılâba çevirmek için fırsattan istifade ederek Kereç yolu üstünde olan Je­neral Motor Fabrikası’nı en uygun yer olarak seçtiler ve kendi elemanlarını toplayıp teşkilatlan­dılar.

Bu iş için, Komünistlerin giriştiği bu iş ancak çök­mekte olan Şah rejimini güçlendirerek halkın za­ferini biraz daha geciktirecek, komplolar hazırlamak için müstekbirlerin eline yeni bir fırsat geçmesini sağlayacaktı.

Bütün gazetelerde yayınladıkları bildiriler sayesinde komünist fikirler taşıyan öğrenci, işçi ve halk­tan toplam beş yüz kişiyi toplamışlardı.

Bu haber İmam’ın propaganda bürosuna ulaşınca Şe­hit Beheşti ile Şehid Diyaleme’nin aralarında ol­duğu bir kaç âlim girişimde bulundularsa da bir sonuç ala­madılar.

Ayetullah Hamaney de iki defa oraya gidip onları da­ğıtmak için kısa bir konuşma yaptıktan sonra geri döndü.

9 Şubat’ta bu fabrikada olan beş yüz komü­nist, sekiz yüz işçi gitgide güçleniyor ve silahlanıyor­lardı. Bu gurup, zalim rejime karşı yapılacak toplu halk ayaklanmalarında Müslümanlara ihanet edip iç sa­vaşa yol açabilecekti. Bu ise İslam İnkılâbı için ciddi bir tehlike oluşturmak üzereydi.

Ayetullah Hamaney bu işi tek başına kendi üzerine aldı. Tah­ran’ın Refah Medresesi, öğrencilerinden ona des­tek veren bir grupla birlikte fabrikaya gitti. Ayetullah Hamaney ikindi vakti oraya vardı ve bin bir zahmetle kürsüye ulaşıp mikrofonu ele geçirerek konuşmaya ve so­rulara cevap vermeye başladılar.

Sorularına karşılık aldıkları cevaptan rahatsız olan Komünistler topluca marşlar okumaya, alkış çalmaya başladılar. Akşam ezanına ka­dar böyle devam etti. Akşam ezanı okunup, cemaat na­mazı ilan edildi, bunun üzerine komünistler elekt­rikleri kestiler. Daha sonra Müslüman işçileri bunlar­dan koparabilmenin en iyi yolunun cemaat namazı ol­duğu düşünülerek Müslüman olanlardan cemaat na­mazı kılmak için fabrikanın bahçesine gelmeleri is­tendi. Akşam ezanından iki buçuk saat sonra Ayetullah Hamaney’in imametiyle fabrikanın bahçe­sinde namaz kılındı, işçiler namaza katıldı, komünist­ler de salonda kaldılar.

Ertesi gün işçiler komünistleri fabrikadan zorla çı­kar­dılar. O gece Ayetullah Hamaney yedi saat ayakta kalarak onlara konuşma yaptı ve onları ikna ederek İslam İnkılâbının önündeki bu ciddi tehlikeyi de kaldırmış oldu. Böylece Ayetullah Hamaney’in gayretiyle İs­lam İnkılabı için ciddi tehlikeler doğurabilecek olan bir komplo daha önlenmiş oldu.

1978 yılında İslam İnkılâbı Şurası tarafından sa­vunma bakanlığı vekili olarak atandı. Daha sonra sa­vunma bakan yardımcılığını kabul etti.

Yine 1978 yılında İslam İnkılâbı devrim muhafız­ları yönetmeliğine getirildi.

DEVRİM SONRASI MÜCADELESİ

İslami Şura Meclisi’nin birinci devre seçiminde bir buçuk milyona yakın oy alarak meclise girdi.

1980 yılında Şehit Beheşti ve arkadaşlarına karşı dü­zenlenen patlama olayından bir gün önce Tahran Ebuzer Camiinde konuşma yaptığı sırada münafıklar ta­rafından suikast düzenlenerek ağır yaralandı. Bu sui­kasttan sonra Hz. İmam Humeyni (r.a) Hz. Ayetullah Hamaney’ye hitaben verdiği mesajda şöyle diyordu: “Resulullah’ın (Allah’ın selamı O’na ve Ehl-i Beyt’ine olsun) soyundan, İmam Hüse­yin b. Ali’nin (Allah’ın selamı üzerine olsun) evlatların­dan, İslam ülkesine hizmet eden; savaş cephe­sinde fedakâr bir asker, mihrapta eğitici bir öğretmen, Cuma ve ce­maatta güçlü bir hatip, inkılâp sahnesinde yönlendirici bir rehber olmaktan başka bir suçu olma­yan şahsınıza karşı, İs­lam ve İnkılap düşmanları düzenle­dikleri bu sui­kast çirkin yüzle­rini göstermiş ve sizin, hak ve halkın yanında, zalimlerin karşısında olduğunuzu kendi elleriyle is­patlamış oldular.

Biz Allah’ın ve velisi İmam-ı Zaman’ın (canımız ona defa olsun) huzurunda gündüzleri savaş cephe­sinde ve cephe arkasında hizmet eden, geceleri ise Al­lah yolunda mihrabda ibadete koyulan askerlerle if­tihar ediyoruz. Aziz Hamaney! Savaş cephesinde asker, cephe gerisinde alim elbisesiyle bu zulüm görmüş halka yaptığınız hizmetlerden dolayı teşekkür eder ve hiz­metlerinizin devamı için Allah-u Teala’dan bir an önce sağlığınıza kavuşmanızı niyaz ederim.”

CUMHURBAŞKANLIĞI

Şehit Recai ve Bahüner’in şahadetinden sonra Cum­hurbaşkanlığına aday oldu ve o zamana kadar gö­rülmemiş büyük bir oyla İran İslam Cumhuriyeti­nin üçüncü cumhurbaşkanı olarak seçildi.

TARİHİ CUMA NAMAZI

Ayetullah Talagani’nin Allah’ın rahmetine kavuş­ma­sından ve Munteziri’nin sahne dışı bırakılmasından sonra İmam Humeyni (r.a) tarafından 1979 yılında Tah­ran Cuma imamlığına tayin edildi. Onun büyük cesaretini gösteren 13 Mart 1984 tarihli heyecan dolu Cuma namazı hiç bir zaman unutul­madı, unutulmayacak da.

O gün namaz saflarında İs­lam düşmanları tarafından yerleştirilmiş bombaların pat­lamasıyla onlarca şehit ve yaralının sesleri, havaya yük­selen toz toprak Cuma namazının kılındığı yeri sar­mıştı; diğer yandan havadan müstekbirlerin en gelişmiş uçakları aynı anda namaz kılınan yeri bom­bayla tehdit ediyor; yerden uçaksavarlar aralıksız ateş ediyordu. Bütün bunlara rağ­men Cuma imamının soğukkanlılıkla hutbesine de­vam etmesi sayesinde halkta en ufak bir tedirginlik göze çarpmadı. O günkü Cuma namazı, onun güçlü ruhu, imanı ve cesareti sayesinde olu­şan dost ve düşmanı hayrete düşüre­cek özel bir huzu ve huşuyla eda edildi.

Bu tarihi cuma namazıyla ilgili İmam Humeyni (r.a) şu mesajı vermiştir. “O Cuma namazı­nın nurlu ve coşkulu topluluğunu asla unut­mam; bir yandan bom­balar patlıyor, havadan uçaklar tehdit edip, aşağından uçak savarlar aralıksız ateş ediyor­lardı. Bu sırada özel­likle halkın durumunu seyret­mek için bakıyordum; hiç kimse yerinden kıpırda­mamış saflar dizili ve Cuma imamı halkın ca­nına, ruhuna işleyen etkili, heyecan dolu hutbesine de­vam ediyordu. Bu sırada Cuma imamının sözleriyle co­şan halk hep birden “Allah-u Ekber” “Biz şehit olmaya geldik” diye fer­yat ediyor­lardı.”

İMAM HUMEYNİ (R.A)'İN VEFATI

İslam Cumhuriyetinin kurucusu büyük âlim, yüce arif, yılmaz savaşçı; maddi dünyadan huzurlu ve mutmain bir kalple ayrılarak milyonlarca insanı göz yaşları içerisinde manevi âleme ayak bastı.

O bugünün korkusunu içinde taşıyan yerinin dol­du­rulmazlığına inanan kimselere güven verecek ve kendisinden sonra bu ilahi sorumluluğu üstlenebilecek, hakkını eda ede­cek kimsenin olamayacağı endişesini ortadan kaldırmak için şöyle diyordu:

“O (Seyyid Ali Hamaney) ger­çek­ten rehberliğe layıktır.”

Diğer bir defasında da yanındakilere, “...sizin adamınız var.” diyor. Onlar, “kimdir?” deyince, orada bu­lunan Hamaney’e işaret ederek: “Hamaney’dir” diyordu.

İmamın kızı Zehra Mustafavi şöyle diyor: “Rehberin Vekilinin sahne dışı olunmasından önce İmam’ın hu­zurundayken ona rehberlik konusunda ne düşündüğünü sordum. O Ayetullah Hamaney’nin ismini söyleyerek O (Hamaney) Veli-i Fakih için gerekli içtihat derece­sine sahiptir buyurdular.”

On milyonlarca gözü yaşlı insan; velisini, ari­fini, seyidini uğurlarken; şehitlerinin kanına olan aşkları, İslam İnkılâbına olan bağlılıklarından kaynaklanan güçle aynı gü­nün güneşi ile birlikte rehberlik gü­neşlerinin batımına izin vermediler.

 Uzmanlar Konseyi olağanüstü topla­nıp, kesin bir karar alarak; Allah’ın yardımı, İmam’ın tav­siyeleri, halkın muhabbeti gölge­sinde en doğru se­çimi gerçekleştirdiler. İmam’ın bu âlemden ayrıldığı gün­lerde, Allah’ın bu ilahi lütfü idare gücüne sahip, emin, takvalı, dirayet sahibi, aydın, arif, yiğit ve Hüseyni bir Seyyid'in rehberlik makamına gelmesi ile mümin, Müslüman, mustazaf yürekler serinledi; kendileri için bir ümit peşinde olan emperyalist, faşist, ateist, sömü­rücü tüm güçlerin oluşturduğu küfür cephesi ümit­sizliğe düştü.

Bu güne dek yeryüzü haritasında emperyalizme, fa­şizme her türden zulme karşı mücadele verenler, ver­diklerini iddia edenler; bugün onların sinsi elle­rinde oyuncak haline gelmiş, hatta onların safında yer alıp gerçek ve tavizsiz mücadelenin bayraktarlığını yapan İslam cephesine karşı za­vallıca bir saldırganlık içine girmişlerdir. Oysa bugün in­sanca ve akıllıca bakan her insan; bütün bir yeryüzü haritasında her türden emperyalizme, tüm faşist sömürücü güç­lere karşı kararlılıkla tavizsiz direnmenin şanlı bayra­ğının İslam cephesinin lideri konumunda olan Ayetullah Hamaney’in elinde olduğunu görecektir. Bu bayrak tarih­ boyunca sadece İslam inancı ve ideolojisinin sembolü olmuştur; Bu bayrak Firavun karşısında Musa’nın, Nemrut karşısında İbrahim’in, Ebu Cehil ve Ebu Leheb karşısında Muhammed’in, Muaviye ve Yezid gibilerin karşısında Ali ve evlatları­nın... Elinde olduğu gibi, bu gün de günümüz Firavunları, Nemrutları, Ebu Lehebleri, Muaviye ve Yezitleri karşısında Ehl-i Beyt’in soyundan olan Humeyni ve Hamaney’lerin elinde dalga­lanmaktadır. Hangi özgür akıl ve vicdan bunu göremez.?!

…Evet O İslam ümmetinin rehberi, Ehl-i Beyt imamlarının so­yundan büyük bir müçtehit ve müceddid; milyonlarca mustazaf ve Müslüman’ın takip ettiği yüce insan, bir filo­zof, arif, emperyalizm ve uşakları karşısında yılmaz sa­vaşçı, küfür karşısında İslam’ın iman dolu yürekli, ay­dın görüşlü savunucusu, kendi ifadesiyle "yeryüzünde canından ve İslam’ın ver­diği izzetten başka hiç bir şeyi olmayan" ve daima Allah’ı razı etme yolunda Allah’a kavuşmayı arzulayan birisi, Pey­gamber ve masum imamların en sadık izleyicisi İmam Ali (a.s)’ın soyunun olduğu gibi yolunun da en sa­dık devam ettiricisi olarak gerçek bir Alevi…

Yüce Allah onun ömrünü, ceddi İmam Mehdi’nin (Allah’ın selamı üzerine olsun) zuhuruna kadar uzun eyle­sin! Mümin ve mustazafların üzerinden onun gölge­sini, nefesinin sı­caklığını eksik etmesin! Tüm inananlara, mustazaflara, özgürlük ve adalet âşıklarına onu tanımayı nasip etsin!

Ehlibeyt Gençlik Platformu

 

Yorum Ekle

Yazdır

YORUM LİSTESİ

KATEGORİDEKİ DİĞER HABERLER

28/01/2014 - 14:07 Prof. Hüseyin Hatemi Ehlibeyt Gençlik Platformu’nu toplantısına katıldı
22/01/2014 - 15:20 Ayetullah Uzma Seyit Ali Huseyini Sistani
22/01/2014 - 15:04 Ayetullah Uzma Seyit Ali Hüseynî Hamaneî
22/01/2014 - 14:44 Ayetullah Uzma Hüseyin Vehid Horasanî
22/01/2014 - 14:36 Ayetullah Uzma Musavî Erdebilî
22/01/2014 - 14:26 Ayetullah Uzma Hacı Şeyh Nasir Mekarim Şirazî
 
Multimedia
Anket

Sitemizin yeni halini nasıl buldunuz?

Seçenekler
Kötü
İyi
Çok iyi

Sonuçları Göster

 
 
 
 
Ehlibeyt Gençliği 1

Sevginin Saf Kaynağı
Ehlibeyt Gençliği 3

SONSUZA KADAR ALACAKLI OLMAK
Ehlibeyt Gençliği 2

Allah’a Yolculuk
Ehlibeyt Gençliği 4

İslâm Öncesi Dinlerde Mehdi İnancı
Ehlibeyt Gençliği 5

Gaybet'i Kübradan Sonra
Ehlibeyt Gençliği 6

Algılama ve Düşünme Üzerine
Ehlibeyt Gençliği 6

Ramazan İle Sonsuzlaşmak
Ehlibeyt Gençliği 7

İsrail'i Kim Şımarttı
Yazilan yazilar yazarin kendi sorumlulugundadir. Sitemiz bundan sorumlu tutulamaz
Konuk Yazarlar
Bir Ayet
Gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yaratmıştır. Geceyi gündüzün üzerine örtüyor, gündüzü de gecenin üzerine örtüyor. Güneşi ve ayı da koyduğu kanunlara boyun eğdirmiştir. Bunların her biri belli bir zamana kadar akıp gitmektedir. İyi bilin ki, o mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

( ZÜMER - 5)

Bir Hadis
Ümmü Seleme'den naklen, Peygamber efendimiz şöyle buyurdu:

"Ali'yi seven beni sevmiş olur, beni seven de Allahı sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur, bana buğzeden de Allaha buğzetmiş olur"

Tarih & Saat
Ençok Okunanlar
Yazarlar
Ana Sayfa Hakkımızda İletişim Ziyaretçi Defteri Foto Galeri Linkler

Ehlibeytgencligi.com İnternet üzerinden yayın yapmaktadır. Tüm hakları Saklıdır © 2008 İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Tasarım & Yazılım :
Networkbil.Net